Sayı : 430   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Satırdan Sadra

Adil Akkoyunlu

Bid'at Allah'a Dinini Öğretme Küstahlığıdır

  • 05 Nisan 2018
  • 260 Görüntülenme
  • 424. Sayı / 2018 Nİsan
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Adil Akkoyunlu
Tüm Yazı Arşivi



Bid’at, Allah’ın dinini bozmak demektir. Tahrif etmektir. Kulun, acizliğine bakmadan; kendi indi görüşüyle dini şekillendirmeye kalkışması demektir. Allah’a, Allah’ın dinini öğretme küstahlığıdır.

 

 

Bir yerde vahiy varsa, orada hak vardır... Hakikat, gerçek, doğru, ilim ve irfan vardır. Vahiy yoksa orada bidat vardır, hurafe vardır, cehalet vardır, batıl vardır. Gece ile gündüz gibi… Onun için Rabbimiz:“De ki: Hak geldi, bâtıl yok olup gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsra, 17/81)buyuruyor.

 

 

Bid’at konusunda ulema ikiye ayrılıyor:

Bazıları sözlük anlamından hareket ederek bid’atin tarifini geniş tutuyorlar. Resulullah (sav)’den sonra ortaya çıkan ve bütün hayatı ilgilendiren her şeyi bidat kapsamında değerlendiriyorlar. Böyle olunca bid’ati,“hasene (iyi, güzel)” ve “seyyie (kötü, günah)” diye ikiye ayırmak mecburiyeti doğuyor.

Peygamberimiz (sav)’in, iyi çığır açana ona uyanlar devam ettikçe sevap yazılacağını; kötü çığır açana da ona uyanlar devam ettikçe günah yazılacağını ifade buyurmasın delil getiriyorlar. (Bkz. “Müslim”, “İlim”, 15, “Zekât”, 69; Nesai, “Zekat”, 64; İbniMace, “Mukaddime”, 14)

Ayrıca Hz. Ömer’in, Ubey bin Ka’b’ın teravih namazını cemaatle, yirmi rekât kıldığını görünce; “Bu ne güzel bid’at!”(Buhari, “Terravih”, 1; Muvatta, “Ramazan”, 3) demesini delil alıyorlar. Bunlara göre bidat beşe ayrılır: Vacip, mendup, mubah, mekruh, haram.

İkinci gruptaki ulema, bid’ati; vahye (Kur’an’a ve sünnete) muhalif fiiller olarak değerlendiriyorlar. İbadet niyetiyle vahye eklenmek veya çıkarılmak istenen inanç, düşünce ve davranışları bid’at sayıyorlar. (Bkz. Hayreddi Karaman, İslam’ın Işığında Günün Meseleleri s. 574 – 582)

Bu nedenle bid’ati, “hasene” ve “seyyie” diye ikiye ayırmayıp hepsini kötü olarak görüyorlar. Onlar, “hasene” denilen şeylerin hepsinin İslam’da örneği ve dayanağı olduğunu; örneği olan şeyin de bidat olamayacağını belirtiyorlar. Bu âlimler, bid’ati, şirk, haram ve mekruh olarak sınıflara ayırıyorlar. Peygamberimiz (sav)’in şu hadislerini delil getiriyorlar:

"Emmâbâd! (Artık bundan sonra) Bilesiniz ki; sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabı (Kur’an)dır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi (kötüsü) de sonradan dine sokulan (bidat)lerdir. Her bid'at dalâlettir."(Müslim, “Cum'a”, 43, (867); Nesâî, “İydeyn”, 22, 3, 188, 189)

“Benim sünnetime ve benden sonra gelecek hidayet üzere olan Raşit halifelerin uygulamalarına tabi olun. Bidatlerden uzak durun. Sonradan ortaya çıkan her şey bid'attir. Bütün bid'atler dalalettir. (Sapıklıktır.) Her sapıklık insanı ateşe sürükler.”(Müslim, “Cuma”, 43; Tirmizî, “İlim”, 16, (2678); Ebu Davud, “Sünne”, 5, 6, (4607); Nesai,”İydeyn”, 22; İbniMace, “Mukaddime”, 7)

Mezheplerin hepsindeher iki bid’at çeşidini de savunan müçtehitler olmuştur.

Biz şimdi bu tartışmayı bir yana bırakıp her iki grup ulemanın da hoş görmediği bidat üzerinde durmak istiyoruz. Önemli olan da bu zaten.

Kolay kolay kimseye beddua etmeyen Rahmet Peygamberi (sav): Bid’atçilere ve onları koruyanlara beddua ediyor:

“Allah'tan başkasının adına kesene Allah lânet etsin. Ebeveynine lânet edene Allah lânet etsin. Bid'atçıyı himaye edene (koruyup savunana) Allah lânet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lânet etsin."(Müslim, “Edâhî”, 43, (1978); Nesâî, “Dahâya” 34, (7, 232))

"Kim bir bid'atte bulunur veya bid'atçiyi himaye ederse, Allah, melekler ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah onun ne farz, ne nafile hiçbir hayrını kabul etmesin.” (Buhari, “Fezailu'l-Medine”, 1, Cizye 10, 17, “Feraiz”, 21, “İ'tisam”, 5; Müslim, “Hacc”, 467, (1370); Ebu Davud, “Menasik”, 99, (2034, 2035), Tirmizi, “Velave'l-Hibe”, 3, (2128))

Peygamberimiz (sav), bid’at konusu üzerinde hassasiyetle durup ısrarla ümmetini uyarmaya çalışıyor: “Allah, bid’at sahibinin amelini, bid’atinden vaz geçinceye kadar kabul etmez."(İbni Mace, “Mukaddime”, 7/50)

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

424. Sayı Nİsan 2018