Sayı : 424   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Yaşama(ya) Dair

Kadir Demirlenk

Bilerek Hakkı Batıl İle Karıştırmayın ve Hakkı Gizlemeyin

  • 05 Nisan 2018
  • 29 Görüntülenme
  • 424. Sayı / 2018 Nİsan



Hz. Peygamber(sav)’in vefatından sonra irtidat hareketleri ile birlikte itikadi, ameli ve ahlaki noktalarda da sapmalar başlamıştır. Bid’atlerin temelini oluşturan ve Müslümanları bu sapmaya sevk eden amiller; bazen din düşmanı art niyetli kişiler tarafından direkt dini bozmaya, tahrif etmeye yönelik olurken, çoğu zaman da Müslümanların içinden dinin asıl kaynaklarını bilmeyen, cahil, taassup sahibi, daha dindar olma gayretinde olan iyi niyetli kişilerden kaynaklanmıştır.

 

Bidatlerin meşruluk zemini bulduğu yer ve kişiler; toplumun itibar ettiği muhakkik olmayan âlimler, kanaat önderleri, toplumun bir kısmının değer verdiği itibarlı kimseler, bunların eserleri, sohbetleri ve uygulamalarıdır.

 

Allah katında din İslam’dır. Dinin aslı ve esasları Allah tarafından vahiy ile belirlenmiştir. Gönderilen kitaplar, peygamberler aracılığıyla insanlara ulaştırılmış ve son Peygamber Hz. Muhammed (sav) ile de kemale erdirilip tamamlanmıştır. “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.” (Maide, 5/3) Kıyamete kadarda yeni bir din gelmeyecek kemale erdirilen bu din yürürlükte olacaktır.

Arapça’da “icat etmek, örneği olmaksızın yapıp ortaya koymak, inşa etmek” anlamlarına gelen “bd‘a” kökünden türeyen bid‘at, “daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey” anlamına gelir. Bid‘at biri geniş, diğeri dar kapsamlı olmak üzere iki şekilde tarif edilmiştir. Geniş kapsamlı tarife göre bid‘at “Hz. Peygamber’den sonra ortaya çıkan her şeydir”… Bid‘atı dar kapsamlı olarak anlayanlar ise onu, “Hz. Peygamber’den sonra ortaya çıkan ve dinle ilgili olup ilâve veya eksiltme özelliği taşıyan her şey”(DİA, 6/129) diye tarif etmişlerdir.

  • bid’at deyince anlaşılan dinle ilgili olan ilave ve eksiltmelerdir. Bidatler; sünnette var olan bir uygulamayı terk ederek, şeklini ve uygulamasını değiştirerek ortaya çıkabileceği gibi dinde hiç olmayan bir uygulamayı dinde varmış gibi dini referanslı göstermek suretiyle de olur. Bir kısım ulema da dinin içinde olan, herhangi bir sünneti ortadan kaldırmayan, sünnette yeri bulunan bazı uygulamaların değişik şekillerde uygulanmasını “bidat-i hasene” olarak değerlendirmiştir. İmam Şâfiî: “Kitab’a, Sünnet’e, icmâa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid’at(el-bid’atü’s-seyyie); bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid’attır(el-bid’atü’l-hasene) ” demektedir. İyi bid’at ve kötü bid’at denilmesinin sebebi budur. İmam Şâfiî’nin delili ise Hz. Ömer’in sahabe-i kiramın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, “bu ne güzel bid’at” diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır.

Hz Muhammed(sav) hayatta iken kemale erdirilen bu dini örnek yaşantısıyla bize uygulamalı olarak açıklamış, din adına hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Dini inanış, düşünce ve yaşantıda mutedil olmuş, sapmalara müdahale etmiş, dinde mutedil olmayı tavsiye etmiştir. “Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen kimse, ona yenik düşer. O halde, orta yolu tutunuz, en iyiyi yapmaya çalışınız, o zaman size müjdeler olsun; günün başlangıcından, sonundan ve bir miktar da geceden faydalanınız.”(Buhârî, “Îmân”, 29)

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

424. Sayı Nİsan 2018