Sayı : 430   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat

  • 05 Nisan 2018
  • 296 Görüntülenme
  • 424. Sayı / 2018 Nİsan



Ehl-i sünnet; dini tebliğ, beyan ve temsil etmekle yükümlü kılınan Hz. Peygamberin temel inanç konularında ortaya koyduğu anlayışı benimseyen ve kabul edenler demektir. Tarih içinde ehl-i sünnet terkibine “cemaat” kavramı da eklenmiştir. Burada “cemaat” kavramı, her devirdeki Müslümanların büyük çoğunluğu (sevâd-ı a’zam), müçtehid âlimler ve vahyin ilk muhatapları olup inanç, ibadet, ahlak ve hukuk cepheleriyle İslam’ı bir bütün olarak sonraki nesillere taşıyan ashab-ı kiram cemaati anlamına gelir. Kısaca cemaat, sahabenin dini anlayışlarını benimseyen her devirdeki Müslümanların büyük topluluğuna verilen bir isimlendirmedir.

 

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat bir mezhebin değil, bir zihniyetin genel adıdır. Ehl-i sünnet olmanın olmazsa olmaz ilkelerinin neler olduğunu biz akâid risalelerinden öğreniyoruz. Bunlar arasında Hasan-ı Basrî’nin Kader risalesi, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hz.lerinin el-Fıkhu’l-Ekber’i, Ömer en-Nesefî’nin Metnü’l-Akâidi gelir.

 

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat zihniyetinin iki itikadi kolundan birisi; usûl-i itikatta Ebû Mansûr el-Mâtürîdi’ye ittiba edenlerin Mâtürîdiyye mezhebi, diğeri ise,usûl-i itikatta Ebu’l-Hasan el-Eş’ari’ye ittiba edenlerin Eş’ariyye mezhebidir.Bunlar her ne kadar iki ayrı mezhepseler de usulde bir olup teferruatta ortaya çıkan ihtilafları, bir diğerini tadlîle götürmediğinden ikisi bir fırka sayılmıştır.

 

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat ne demektir? Ehl-i sünnet olmanın ilkeleri nelerdir? Ehl-i sünnet bir mezhep midir, zihniyet midir? Ehl-i sünnete bağlı itikadi ve ameli mezhepler hangileridir? Bu konularda bilgi verirseniz sevinirim.

Arapçada ehl sözcüğü bir aileye, bir yere, bir düşünceye, bir inanç ve görüşe ait olan insan topluluğunu ifade eder. Ehl-i sünnet terkibindeki “sünnet” kelimesi sözlük anlamı itibariyle; yol, gidiş, tarz, üslup, adet ve davranış gibi manalara gelir. Örneğin Kur’an-ı Kerim’de geçen “sünnetü’l-evvelîn” /öncekilerin sünneti (bkz. Enfa, l8/38; Hicr, 15/13; Kehf, 18/55) tabiri, geçmiş kavimlerin tuttukları yol demektir. Yine Kur’an’da Yüce Allah’a nispet edilen “sünnetullâh” (bkz. Fâtır, 3543; Ahzap, 33/38; Ğâfir, 40/85) ifadesi; Allah’ın kanunu, emir ve yasakları, değişmez yasaları anlamlarına gelir. Buna göre ehl-i sünnet; dini tebliğ, beyan ve temsil etmekle yükümlü kılınan Hz. Peygamberin temel inanç konularında ortaya koyduğu anlayışı benimseyen ve kabul edenler demektir. Tarih içinde ehl-i sünnet terkibine “cemaat” kavramı da eklenmiştir. Burada “cemaat” kavramı, her devirdeki Müslümanların büyük çoğunluğu (sevâd-ı a’zam), müçtehid âlimler ve vahyin ilk muhatapları olup inanç, ibadet, ahlak ve hukuk cepheleriyle İslam’ı bir bütün olarak sonraki nesillere taşıyan ashab-ı kiram cemaati anlamına gelir. Kısaca cemaat, sahabenin dini anlayışlarını benimseyen her devirdeki Müslümanların büyük topluluğuna verilen bir isimlendirmedir. O halde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat deyiminden, itikadi konularda Hz. Peygamberin ve ashâb-ı kirâm’ın takip ettikleri yolu izleyenleri anlamak gerekir. Buna “fırka-i nâciye/kurtulan fırka” denir. Nitekim bir rivayette Hz. Peygamber (sav) “fırka-i nâciye”yi; “benim ve ashabımın üzerinde bu­lunduğu yol”(Bkz. Tirmizî, Ebu İsa, Sünen, Kahire, 1356 İman 18; İbnMace, Sünen,Fiten 17 )olarak tanımlamıştır.

Fırka-i nâciyenin zıddı fırak-ı dâlledir.Fırak-ı dâlleye mensup olanlar mutlak anlamda cehennemde kalmak manasına değil, -kalanlar olabilir- cehenneme girmeye müstahak olacakları şeklinde de yorumlanabilir. Yoksa bilfiil doğrudan cehenneme girecekleri manasına değildir. İşte ehl-i sünnetin mutedil bakış açısı budur. Ehl-i sünnet inancında ehl-i kıble tekfir edilmez.(İbnü’l-Hümâm, Kemalüddin, Kemalüddin el-Müsâyere, İstanbul, 1979, s. 322-23) Çünkü “tekfir mekanizmasını’”çalıştırmak bir başka ifade ile birisini küfürle itham etmek, o kimseyi dışlamak ve İslam dairesinin dışına çıkarmak anlamına gelir. Böyle bir tavır, İslam’ın gönüllerde taht kurmasına engel olabileceği gibi, İslam toplumunda mezhep çatışmalarına yol açmakla kalmayacak; Müslümanların güçlerini kaybetmelerinin yolunu açmak suretiyle, öteki’nin gözünde Müslümanların itibar kaybetmelerine ve tarih dışı kalmalarına da sebebiyet verecektir.

İslam düşünce tarihinde Ehl-i sünnet kendi içinde iki gruba ayrılmıştır. Bunlardan birincisine Ehl-i sünnet-i hâssa, diğerine de Ehl-i sünnet-i âmme denilir. Ehl-i sünnet-i hâssa sahabelerin sıfatı olup, onlar, teşbih ifade eden nasları aklî te’vile tabi tutmazlar. Ehl-i Sünnet-i âmme ise Mâtürîdîler ve Eş’arî’lerin sıfatı olup, itikadi konularda hem akla ve hem de nakle gerektiği kadar yer verirler. Teşbih ifade eden nasları te’vil ederler. Genel manada ehl-i sünnet ve’l-cemaat kavramı, sadece selefilik gibi bir fırkanın adı değil, Mâtürîdîlik ve Eş’ârilik gibi çeşitliliği içinde barındıran kuşatıcı bir üst zihniyetin genel adıdır.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat olmanın ilkelerine gelince:

Ünlü kelam ve mezhepler tarihçisi Abdülkâhir el-Bağdâdî (v. 429/1037) ehl-i sünnet ve’l-cemaat’ı hadis ve rey sınıflarından sayar. Bu iki sınıfın fukahası başta olmak üzere; Kur’an ilimleriyle ilgilenen bilginleri, muhaddisleri, şeriata bağlı sufileri, Müslüman mücahitleri ve ehl-i hadis’e mensup kelam âlimlerini bu çerçeve içinde değerlendirir. Ona göre; bütün bu âlimler zümresi; Allah’ın birliği ve sıfatları, adaleti, hikmeti, isimleri ve vasıfları, peygamberlik ve imamet konuları, mükâfat ve mücazat, dinin aslı ile ilgili diğer meseleler hakkındaki görüşler üzerinde ittifak etmişlerdir.(Bağdâdî, Abdülkâhir, Mezhepler Arasındaki Farklar, (çev. E.RuhiFığlalı), Ankara, 1991, s. 21, 247-248) Dolayısıyla, Ehl-i sünnet düşüncesi, tarih boyunca Müslümanlar arasında insan doğasına en uygun olan mutedil/yaşanabilir bir din anlayışını temsil ettiği için geniş halk kitlelerinde kabul görmüştür. Bu nedenle, itikatta sünnilik deyince, doğru ve sağlam inanca bağlı mutedil Müslümanlar akla gelir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

424. Sayı Nİsan 2018