Sayı : 426   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Ahirette Şefaat Var Mıdır ?

  • 06 Mart 2018
  • 250 Görüntülenme
  • 423. Sayı / 2018 Mart



İslam itikadında nasıl ki kendisine şefaat etme yetkisi verilecek kimsede yüksek bir mertebe aranacaksa, aynı şekilde kendisine şefaatte bulunulacak ve günahlarının affedilmesi istenecek kişide de ilahi lütfa layık olabilmek için belli bir kulluk mertebesi aranır. “Nasıl olsa bize şefaat edilir.” deyip kulluk vazifelerini ihmal etmek ve dini yaşamada gevşeklik göstermek doğru değildir.

 

Ehl-i sünnetin önde gelen âlimlerine göre Kur’an-ı Kerim’de şefaatle ilgili muhkem naslar vardır. Bu nasların muhtevasında şefaat tamamıyla Yüce Allah’ın yetkisinde olduğu ve ayrıca O’nun bazı kimselere şefaat konusunda izin vereceğinden bahsedilmektedir. Hz. Peygamberden gelen Buhârî ve Müslim’de geçen bazı rivayetlerde bu yetkilendirilecek şahsiyetlerden birisinin de Kendisi olacağı belirtilmektedir.

 

Bizim inancımıza göre, Yüce Allah’ın kendilerine şefaat etme izni verdiği kimseler ahirette günahkâr kullara sınırlı da olsa şefaat edeceklerdir. Burada yapılması gereken şefaate güvenerek dinî görevleri yerine getirmede gevşeklik ve ihmalkârlık göstermemektir. Bir defa daha tekrar edelim ki; insanın asıl kurtuluşu, başta iman olmak üzere, hayırlı işlere sarılmaya, ilâhî emir ve yasaklara uymaya bağlıdır.

 

Şefaat ne demektir? Ahirette şefaat var mıdır? Eğer varsa, şefaat yetkisi kime ait olacaktır? Yüce Allah kimlere şefaat yetkisi verecektir? Bu soruları müdellel bir şekilde cevaplandırırsanız memnun oluruz?

Şefaat, sözlükte; günahlarının affedilmesi ve isteğinin yerine getirilmesi için kendisinden bir şey istenen kişiye yardımcı olmaktır. Yine birisine iyi bir işte aracılık etmek ve kötü işlerden sakındırmaktır. Şu ayette geçtiği gibi: “Her kim iyiliğe şefaat ederse (destek verirse) ondan ona pay vardır. Kim de kötülüğe şefaat ederse onun da ondan sorumluluğu vardır. Allah her şeyi korur ve kollar.” (Nisa, 4/85) Ayrıca, şefaat; Allah katındaki manevi derecesi yüksek olan bir kimsenin muhtaç olan bir kimsenin bağışlanması için ricada bulunmasıdır. Özetle şefaat, bir kimsenin bağışlanması için onun adına af dileme, maddî veya manevi bir imkânı elde etmesi için yetkilisi nezdinde aracılık yapma, demektir. Dinî bir terim olarak şefaat ise; “ahirette günahkâr bir mü’minin affedilmesi veya yüksek derecelere ulaşması için Allah nezdinde mertebesi yüksek olan birinin O’na dua etmesi, dilekte bulunması” ( Isfehânî, el-Müfredât, s. 386) anlamlarına gelir.

Şefaatin en önemli şartı, muvahhit bir Müslüman olmaktır. Kur’an-ı Kerim’de şefaat kelimesi 26 ayette geçer. Bu ayetlerden bir kısmında şu kimselere şefaat edilmeyeceğinden bahsedilir: Allah’ı ve ahireti inkâr eden kâfirlere ve münafıklara (Rum, 30/12-13; Müddessir, 74/42-48), Allah’a ortak koşan müşriklere (Zuhruf, 43/86) ve ehl-i kitaba (Bakara, 2/123) ne şefaat ve ne de şefaatçilerin şefaati fayda verir.(Müddessir, 74/48) Bunlar için şefaat ve yardım edici olmayacaktır.

İslam itikadında nasıl ki kendisine şefaat etme yetkisi verilecek kimsede yüksek bir mertebe aranacaksa, aynı şekilde kendisine şefaatte bulunulacak ve günahlarının affedilmesi istenecek kişide de ilahi lütfa layık olabilmek için belli bir kulluk mertebesi aranır. “Nasıl olsa bize şefaat edilir.” deyip kulluk vazifelerini ihmal etmek ve dini yaşamada gevşeklik göstermek doğru değildir. Şefaatte iki durum söz konusudur. Bunlardan birisi, günahkâr mü’minlerin affedilmesi, diğeri ise, günahı olmayanların sevap derecelerinin yükseltilmesidir. Bu sebeple günahkâr kimseler, şefaate güvenerek salih amelleri terk etmemelidirler.(Bakara, 2/254) Çünkü ahirette şefaat/aracılık, tamamıyla Yüce Allah’ın iznine bağlıdır. Şu ayette anlatıldığı gibi: “Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı? De ki: Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer, 39/43-44)

Öte yandan Kur’an-ı Kerim’de; “…şefaatin olmadığı” (Bkz. Bakara, 2/254; Bakara, 2/48) ifadesinden, bunu kayıtlayan ve açıklayan naslar olmasaydı “ahirette hiçbir aracılığın ve şefaatin olmayacağı” sonucu rahat bir şekilde çıkarılabilirdi. Ancak hemen bunu takip eden ayette “Allah’ın izniyle şefaatin olabileceği”nin (Bkz. Bakara, 2/255) vurgulanmış olması, şefaatin hak olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte eğer ahrette mü’minlere şefaat fayda vermeseydi kâfirleri tahsis ve tefrik etmenin bir manası olmazdı. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de geçen pek çok ayette Kendisinin dışında şefaat edeceklere istisna getirdiğinden bahsedilir. Bu konuda bazı ayetler şöyledir:

“Rahman’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olamayacaklardır.” (Meryem, 19/87)

“Onlar (melekler), Allah’ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler.” (Enbiyâ, 21/28; Necm, 53/26)

“Allah katında O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz.” (Sebe, 34/23)

“O gün Rahmanın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâhâ, 20/109)

Görüldüğü gibi bu ayetlerde geçen izin tabiri, ruhsat anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu ayetlerin üslûbundan, ahirette şefaatin mümkün olduğu anlaşılmakta ise de bunun son derece sınırlı tutulacağı ve insanların şefaate bel bağlamadan, kendi kurtuluşları için yine kendilerinin çaba göstermesi gerektiği anlatılmaktadır. Çünkü şefaat; ahiret hayatı için kuralsız, şartsız, umumi bir uygulama olmaktan daha çok, Allah tarafından bazı şartlara bağlanmış istisnai bir durumdur. Dolayısıyla insana düşen görev; zaman kaybetmeden tevhid inancına sarılmak, Allah’a kulluk görevlerini yerine getirmek, ahlâkını düzeltip, günahlarından dolayı da tevbe etmektir. Çünkü kendilerine şefaat edilecek kimselerde belirli bir kulluk mertebesinin aranacağı şu ayetlerden anlaşılmaktadır:

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

423. Sayı Mart 2018