Sayı : 424   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

İmam-ı Rabbanî'den Mühim Mesaj

  • 05 Nisan 2018
  • 93 Görüntülenme
  • 424. Sayı / 2018 Nİsan
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Osman Nuri Topbaş
Tüm Yazı Arşivi



Sünnetlerin birer birer hayatımızdan çıkması, -Allah korusun- ebedî kurtuluşumuzu da pamuk ipliğine bağlı hâle getirir. Nitekim dinler tarihinde Yahudilik ve Hıristiyanlığın bozulması da böyle başlamıştır. Önce peygamberlerin sünnetleri terk edilmiş, daha sonra da îtikad ve ibadetler tahrif edilmiştir. Sonunda namaz terk edilmiş, yerine ayin gelmiş; oruç terk edilmiş, yerine perhiz gelmiş; tesettür terk edilerek yalnızca rahibelere mahsus bırakılmış, hatta günümüzde rahibelerin tesettürü bile kaldırılmaya başlanmıştır.

 

Cenab-ı Hak, ayet-i kerimelerde, kullarına şah damarından daha yakın olduğunu,(bkz. Kāf, 50/16) kişiyle kalbi arasına girdiğini(bkz. Enfâl, 8/24)beyan ediyor. Bu yüzden nazargâh-ı ilâhî olan kalbe çok dikkat etmeliyiz.

 

Büyük bir mürşid-i kâmil olan İmam-ı Rabbânî Hazretleri, 17. yüzyılda yaşamıştır. Fakat müʼmin gönüllerde kıyamete kadar yaşamaya devam edecek eşsiz bir mana sultanıdır. Hayatı, baştan sona tevhîdi koruma mücadelesiyle geçmiş olan o büyük Hak Dostu’nun müʼminlere en mühim mesajı; şerʼî hükümlere riayettir. Yani ilâhî emir ve nehiylerden asla taviz vermemektir.

Nitekim müslümanların hayatına pek çok bidʼat ve hurafenin girdiğini büyük bir ıztırapla müşahede eden İmam-ı Rabbânî Hazretleri, sohbetlerinde, mektuplarında ve eserlerinde sık sık bu hususa temas edip şöyle buyurmuştur:

“Şerîatin üç kısmı vardır: İlim, amel ve ihlâs. Bu üçü gerçekleşmeden şerîat tahakkuk etmez. Şerîat ne zaman yaşanırsa, işte o zaman bütün dünyevî ve uhrevî saadetlerin üzerinde olan Cenab-ı Hakk’ın rızası kazanılmış olur…

Şerîat, bütün dünyevî ve uhrevî saadetleri temin etmektedir. Şerîatin ötesinde, ihtiyaç duyacağımız başka bir gaye yoktur. Sûfîlerin teksîf olduğu tarikat ve hakikat ise, şerîatin hizmetkârlarıdır. Bunlar, şerîatin üçüncü kısmı olan ihlâsı tamamlarlar. O hâlde bunları elde etmekten maksat, şerîati tamamlamaktır, yoksa şerîatin ötesinde başka bir şey değildir.”(İmam-ı Rabbânî, Mektûbât, I, 206, no: 36)

Bir müslüman için ilim zarurîdir. Lâkin ilmin, kulu takvaya, yani Allah korkusuna erdirmesi ve mârifetullâhʼa götürmesi lâzımdır. Zira ayet-i kerimede buyrulur:

“…Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan (hakkıyla) korkarlar…”(Fâtır, 35/28)

Kul, ilmiyle âmil olmalıdır, ancak amelleri de ihlâsla ifa etmelidir. Zira ameller, ancak ihlâsla kabul edilir.

Hâsılı ilim, amel ve ihlâs, birbirini tamamlayan unsurlardır.

Yine İmam-ı Rabbânî Hazretleri’nin üzerinde büyük bir hassasiyetle durduğu diğer bir husus; bir gölgenin, sahibinin ayrılmaz bir parçası olarak onu takip etmesi gibi, Sünnet-i Seniyye’ye harfiyen ittibâdır. Nitekim bu hususta da şöyle buyurmuştur:

“(Allâh’ın razı olacağı güzel bir kulluğa) muvaffak olmamızda gayretlerimizin payı ne ki! Ne varsa hepsi Allah’ın lütfudur. Ama buna mutlaka bir sebep gösterilmesi gerekirse derim ki, bütün lütufların sebebi; gelmiş ve gelecek bütün insanlığın efendisi olan Rasûlullah (sav)Efendimiz’e bağlanıp Oʼnun mübarek izinden gitmektir…

İnsana bir şeyin azı veya tamamı nasip olmamışsa bunun tek sebebi, Rasûlullah (sav) Efendimiz’e tam olarak uyma hususunda bir kusurunun olmasıdır.

Bir defasında gaflete düşerek abdesthaneye sağ ayağımla girdim. (Sünnet’e uymayan bu davranışım sebebiyle) o gün birçok manevi hâlden mahrum kaldım.”(Kişmî, Berekât, s. 197)

Mü’minler olarak, büyük-küçük her hareketimizde, Kur’an’ın fiilî bir tefsiri demek olan Habîbullah Efendimiz’in hayat tarzına, yani Sünnet-i Seniyye’sine tam bir riayet hassasiyetiyle tabi olmak mecburiyetindeyiz.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

424. Sayı Nİsan 2018