Eşyanın Kelepçelediği İnsanı Tanımak İster misiniz , Huzeyfe Talha Çetin
Sayı : 428   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Kalemden Kelama

Huzeyfe Talha Çetin

Eşyanın Kelepçelediği İnsanı Tanımak İster misiniz

  • 07 Şubat 2018
  • 258 Görüntülenme
  • 422. Sayı / 2018 Şubat
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Huzeyfe Talha Çetin
Tüm Yazı Arşivi



Sekülerleşmiş tip, hiç bir dünyalığa sahip olamaz. Çünkü bütün dünyalıklar ona çoktan sahip olmuştur. Eşya, emrine verilen insan, eşyanın emrine girmiştir. Dünyanın efendisi olan insan, dünyanın kulu haline gelmiştir. Bu ise insanın insanlığına yapılabilecek en büyük hakarettir.

 

Sonlu ve sınırlı olan dünya huzurunu küçük görmek mümkün değildir. Sonsuz ve sınırsız olan ahiret mutluluğu ona bağlıdır. Dinimizin ana gayesi müslümanların dünya ve ahiret mutluluklarını temin etmektir. Zaten dünyanın imarı aslında bizatihi gaye değildir. Ancak ahiretin mamur olması için dünyanın imar edilmesi gerekmektedir.

 

Bugün Avrupaî tarzda şirketleşip holdingleşerek kalkınırken, ruhen de onlara benzememek için İslam'ın "mal"a getirdiği bakışla, zenginliğin Allah'ın rızasına uygun nasıl değerlendirileceği konusunda sağlam bir bilgi donanımının ve şuurlu bir alt yapının oluşturulması gerekir. Yoksa müslümanların şirketleşmeleri, holdingleşmeleri, yüksek meblağlarda para sahibi olmaları yadırganacak bir iş değildir.

 

Günümüz dünyasında insanımız; maddeyi ele geçirme hırsı, inanç ve prensipten üstün tutma eğilimi ve dünyayı ahirete tercih etme arzu ve uygulamasının kıskacı altındadır. "Sahip olma" duygusunun tutkuya dönüşmesine "hırs" denir. İnsanoğlunun temel zaaflarından biri olan bu duygu; terbiye edilmediği zaman, insanın gözünü, gönlünü ve zihnini bürüyerek, onu esir eder. Para, mal, makam, şöhret gibi her türlü dünyalık onun duygu, düşünce ve basiretini dünyaya bağlayarak, boynundaki tasmaya, bileğindeki kelepçeye, ayağındaki prangaya dönüşür. O, artık "Sekülerleşmiş/dünyevileşmiş" bir tiptir.

Sekülerleşmiş tip, hiç bir dünyalığa sahip olamaz. Çünkü bütün dünyalıklar ona çoktan sahip olmuştur. Eşya, emrine verilen insan, eşyanın emrine girmiştir. Dünyanın efendisi olan insan, dünyanın kulu haline gelmiştir. Bu ise insanın insanlığına yapılabilecek en büyük hakarettir.

Yüce dinimiz, ortaya koymuş olduğu hayat programı ile dünya ve ahiret karşısındaki "duruşumuzu" belirlemiştir. Dünya ve ahiretle ilgili uymamız gereken ilkeleri tespit etmiştir.

Dünya denen şey, üzerinde yaşadığımız gezegen değildir. Bu yazımızda ortaya koyacağımız dünya, İmam Gazali'nin ifadesiyle "Kişiyi Rabbinden alıkoyan her şeydir." İçinde yaşadığımız gezegenin nimetlerinden istifade ederken, o nimetlerin sahibini unutup, nimetin içinde kaybolma nankörlüğüdür sekülerleşme... Ya da o nimetleri paylaşmada ve Allah'ın dininin yeniden ihyası için seferber olma noktasında egoistçe davranmadır.

Dünya ve ahiret dengesini kuran bir ayeti kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Allah'ın sana verdiği mal ile/onu Allah yolunda harcayarak ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma! İhtiyacın kadarını sakla. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de infak etmek suretiyle iyilikte bulun. Yeryüzünde fesat arama, çünkü Allah fesatçıları sevmez." (Kasas,28/77)

Rasûlullah (sav) de şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası/ahiret için çalışandır. Aciz/sefih kişi de, nefsini, hevâsına tâbi kılan ve Allah'tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli sayan)dır." (Tirmizi, “Kıyame”,25; İbn Mace, “Zühd”, 31; Ahmed, Müsned, 4/124)

Her sistem ve hatta her insana göre bir "akıllı kişi" tarifi vardır. İslam Peygamberinin tarif ettiği akıllı kişi; “dünyada işini yoluna koyup ahireti unutan” değildir. O’na göre Akıllı kişi, sınırlı dünya hayatını, ahireti kazandıracak şekilde yaşayandır.

Sonlu ve sınırlı olan dünya huzurunu küçük görmek mümkün değildir. Sonsuz ve sınırsız olan ahiret mutluluğu ona bağlıdır. Dinimizin ana gayesi müslümanların dünya ve ahiret mutluluklarını temin etmektir. Zaten dünyanın imarı aslında bizatihi gaye değildir. Ancak ahiretin mamur olması için dünyanın imar edilmesi gerekmektedir. Kişi; dünyasını, ahiretini ma'mur edebilecek bir şekilde imar etmelidir. İşte bugün sancımız budur. Batı standartlarında dünyayı anlamlandırmak, bugün için müslümanların önündeki en büyük tehlikedir. Gelir seviyesi normal iken İslamî hassasiyetini çok kuvvetli gördüğümüz bir müslümanın, zengin olduktan sonra asimile olduğunu, kimlik erozyonuna uğradığını, kapitalistçe düşüncelere sahip bulunduğunu görürüz. Bu asimilasyon, şirket ya da holding sahibi olduğunda daha da ileri boyutta seyretmektedir.

Elbette maddi varlıklarının büyük bir kısmını, Allah yolunda infak eden zenginlerimiz vardır. Fakat genelde tanıdığımız ya da uygulamalarından algıladığımız kadarıyla birçok zenginimiz, Allah'ın bir lütfü ve imtihan vesilesi olarak kendine bahşettiği imkânları, öncelikle aile efradı ve yakın çevresiyle lüks bir hayat yaşama uğruna çar-çur etmektedir. Hâlbuki duyarlı zengin Müslümanın birinci önceliği, kapitalist ailelerin lüksüne özenmek değil "Bugün için Allah'ın dininin ihyası konusunda projem ne olmalı? Gerek insan inşası gerekse müesseseleşme noktasında, kitleye Allah'ın dinini bütün berraklığı ile ulaştırmada diğer zengin Müslümanlarla nasıl bir organizeye girmeliyiz?" meselesi olmalıdır. Günümüzün en büyük malla yapılan cihadı budur. Amaçlarla araçları birbirine karıştırmamak gerekir. Amaç "zengin olmak" için para kazanmak değildir. Kazanılan "para aracını", gaye olan "Allah'a has bir kul olmak" için, O'nun rızasına uygun harcamada bulunmaktır.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

422. Sayı Şubat 2018