Sayı : 430   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Geleneğin İhyasından Geleceğin İnşasına Ulaşılır

  • 07 Şubat 2018
  • 296 Görüntülenme
  • 422. Sayı / 2018 Şubat



Müslümanlar olarak geleneklerimiz, tarihimizi gören gözlerimizdir. Bizi geçmişini görmeyen körler haline getirmek isteyenlerin saldırdıkları alanların başında Müslüman gelenek gelmektedir. Asrımızda Müslüman gelenek, modern hurafelerin saldırılarıyla karşı karşıyadır. Kesintiye uğratılmamış Müslüman gelenek, modernizme karşı İslâm ümmetinin direnen çelik kalesidir.

 

Müslümanlar olarak hilafetin ilgasından bu yana Batı’nın yörüngesinde yaşıyoruz. Onlardan bir şeyler aldığımız halde onlara hiçbir şey veremiyoruz. Onlardan etkilendiğimiz halde onları etkileyemiyoruz. Öyle ki, adeta Batı’nın öğrencisi durumuna geldik. O, bilgiyi üretir, biz ise ondan tercüme ederiz. Biz Batı kültürünün köleleştirilmiş tüketicileriyiz.

 

Bu topraklarda Müslüman geleneğe düşman olanlar, tek dişi kalmış canavara âşık olanlardır. Batı ile birlikte batmayı, Müslümanlarla birlikte sahili selamete çıkmaya tercih edenlerin en büyük marifetleri, geçmişlerine söverek “tarih kadılığı”na soyunmalarıdır.

 

Allah yolunda istikbal ve istiklal her Müslümanın vazgeçilmezidir. Allah’a ve ahiret gününe inanmış her Müslüman geleceği inşa etmekle mükelleftir. Üsve-i Hasenemiz Hz. Muhammed (sav) buyuruyor: "Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Beyhaki, Sünenü’l Kübra, VII/81) Hadis-i şerifi, -mazmunu mahfuz- mefhum-u muhalifi ile şunları hatırlattığı söylenebilir: Rasulü Ekrem’in (sav) şayet izdivaçla iftihar edeceği bir nesil hedeflenmemişse, o izdivaç ya da çoğalmanın hiçbir anlamı yoktur. Evet, terörizme ya da sefahete bulaşmış, başı secdesiz, vicdanı paslı, gözü kanlı bir nesil ile Rasulü Ekrem’in (sav) iftihar etmeyeceği açıktır. O’nun, çoğalmasını istediği nesil, Allah indinde de makbul olan, O’nun rızasını kazanmaya teşne bulunan din-i mübini yaşayan ve yaşatan bir nesil olmalıdır. Kur’an-ı Kerim, değişik nurefşan beyanlarıyla bu mülahazaya en sağlam referanstır: Hz. Peygamber (sav)’in iftihar edeceği nesil, Müslüman geleneğe bağlı kalınarak yetiştirilir. Müslüman geleneği kesintiye uğratanlar, nesillerini kaybetmek mecburiyetinde kalırlar. Geleneklerini kaybetmiş olan Müslümanlar, nesillerini kaybetmiş olanlardır. Günümüzde Müslümanların geleneklerinin erozoyana uğramasının ana sebebi, Müslümanların tevhidi mücadele geleneğinin önemini idrak etmemiş olmalarındandır.

Geleceğin inşası, geleneğin ihyası ile mümkündür. Geleneklerini ihya etmeyen Müslümanların gelecekleri olmaz. Müslüman için gelenek; Müslümanlar olarak bizi biz yapan değerlerin tamamı; eksiği fazlası hatası sevabı ile bize ait olan, dinimize, imanımıza uygunluk arzeden her şeydir.

Müslümanlar olarak geleneklerimiz, tarihimizi gören gözlerimizdir. Bizi geçmişini görmeyen körler haline getirmek isteyenlerin saldırdıkları alanların başında Müslüman gelenek gelmektedir. Asrımızda Müslüman gelenek, modern hurafelerin saldırılarıyla karşı karşıyadır. Kesintiye uğratılmamış Müslüman gelenek, modernizme karşı İslâm ümmetinin direnen çelik kalesidir.

İslami anlamda gelenek, medeniyeti vahye bağlayan zincirdir. Bu anlamda gelenek ne tarihi ne beşeri bir olgudur, onun kaynağı vahiy adını verdiğimiz doğrudan ilahi müdahaledir. (Nortbourne, Modern Dünyada Din, çev. Şehabettin Yalçın, İstanbul: İnsan Yay., 1995, Sh: 37) Gelenekler dini inançlarla sıkı ilişki içindedirler. Dinlerin asırlar boyu yaşatılmasında geleneklerin önemli payı vardır. Hatta değerler ve kültürleri yaşatma, bunları gelecek nesillere aktarma konusunda eğitimle aynı görevi görmektedirler. Müslümanlar olarak geleneklerimiz, bizim mekteplerimizdir. Müslümanları geleneksiz kılmak için geleneğin gereksizliğini savunanlar da, Müslümanlar olarak bağrımızdan çıkmış ve modernistlerin sırtlarına bindikleri iki ayaklı merkeplerimizdir. İslam'ın öne çıkardığı değerlere uygun davranışların sosyal gerçeklik içerisinde kalıcılığı gelenekle bağlantılıdır. Gelenek toplumsal kararlılığın ve meşruluğun kaynağı olarak da görülür. Gelenekler yazılmamış kanunlardır. Ve yazılmış kanunlardan daha güçlü daha bağlayıcı ve daha saygındır. Şu var ki değişmeyen dini esaslar, yaşantılar ve hükümler kalıcı yaşantılara dönüşmedikçe "inne lillahi" düsturunun bütün sosyal ve bireysel yaşantılarda zirve bir ölçü olarak gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır. İslâm akidesinde amellerin en hayırlı olanı devamlı olanıdır. (Bkz. Suat Cebeci "Din Eğitim Açısın¬dan Dinî Yaşantıların Gelenekleştirilmesi", Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1996, Sayı:2, s. 75-81) “Allah katında amellerin en makbul olanı hangisidir? diye sorulunca; Peygamber Efendimiz (sav): Az bile olsa devamlı olanıdır, buyurmuşlar. Hz. Âlkame şöyle demiş: Müminlerin annesi Hz. Âişe'ye sordum; Resûlüllah’ın günlerden birine özel yaptığı bir şey var mıydı? Âişe, şu cevâbı verdi: Hayır! Onun ameli devamlıydı. Resûlüllah’ın yaptığı şeylere hanginiz güç yetirebilir ki. Başka bir rivayette Peygamber Efendimiz (sav): Allah Teâlâ'ya amellerin en makbulü, az da olsa en devâmlısıdır.” (bk. Sahih-i Buhârî, “İman”, 32; Sahih-i Müslim, “Müsafirîn”, 215-218, “Münafıkın”, 78) demiştir. Salih amellerin devamlı hale getirilmesi –velev ki az da olsa- Müslüman geleneğin ta kendisidir. Her gün beş vakit namazın kılınması ibadettir, aynı zamanda Müslümanlar için kesinti kabul etmeyen bir gelenektir.

İmanını her gün tekrar eden, ahlâkını tekrar eden, din kardeşlerini ve üzerinde yaşadıkları topraklarını Allah ve Peygamber düşmanlarına asla ve kat’a terk etmeyen ve terk etmek istemeyen Müslümanlar, gelenek sahibi olan Müslümanlardır. Bunlardan fitneden eser kalmayıncaya ve dinin de bütünüyle hayata amir oluncaya kadar cihad ibadetinin kesintiye uğratılması beklenemez. Terk-i cihad, geleneklerimizin erozyona uğramasına sebeptir.

Kur’an ve Sünnetten hüküm istinbat etme usulünü ıskalayan, icma-i ümmet ile kavgalı olan kişi ve kimselerden Müslüman geleneğe düşmanlıktan gayrisi beklenemez.

Atalar ocağından köz alanlar ile kül alanların birbirlerine karıştırıldığı günden bu yana Müslümanlar olarak geleneklerimiz her gün erozyona uğramaktadır. Atalar ocağından kül alanlar, kendi yüzlerini ve başkalarının yüzlerini siyah yapmaktan öteye geçemezler. Cihad rüzgârının estiği ortamlarda küllerin altında kalmış közlerin ortaya çıkması, geleneğin ihyasındandır.

Siz insanların hürriyet konusuyla, insanların maslahatıyla, insanlardan aç olanların açlığıyla, kölelerin ezilmişliğiyle dertlenmemişseniz, kökünüzden kopmuş köksüz kupkuru bir odunsunuz. Elbette biri gelir sizi yakar. Tomurcuk derdinde olmayan, meyve vermeyen ağacın akıbeti, kuru odunun akıbetinden farksız olup sobada yakılmaktır.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

422. Sayı Şubat 2018