Yalnız insan gergin, yorgun, öfkeli, agresif ve umutsuz... Gönüller arasındaki mesafeler büyüyor. Mahalle, komşuluk, kardeşlik hasarlı. Ferdiyetçi, fırkacı fitneler fıtratı fena zorluyor... Sosyal bir varlık olan insan yalnızlaşmayı tercih etmekle sonunu hazırladı. Tek başınalığın tüm acısını, ağırlığını taşıyor. Şimdilerde yalnızlaşmanın yasını tutuyoruz.
Yalnızlaşmak değil yakınlaşmak mecburiyetindeyiz... Bireyselleşmek bize göre değil, birleşmek yükümlülüğü altındayız... Belki yakınlaşmak için bir selam, bir ikram, bir ihtiram yeterli olabilir. Yeter ki yüzümüzü birbirimize dönelim, bir tebessüm ile kapalı yüreklere yol bulabiliriz...
Modern insanın ızdırabı bitmek bilmiyor. Bu ızdırabın temel nedenlerinden biri de gittikçe yaygınlaşan bir salgın; insanın yalnızlaşması... Ulaşım, bilişim, iletişim çağı sanki insanın sadece yalnızlığını derinleştirdi. Kronik yalnızlığın getirdiği ruhsal çöküntüler, sosyal bunalımlar önü alınamaz seviyelerde seyrediyor.Biyoloji Bilimleri
Yalnızlık özgürlük olarak pazarlanıyor, toplumsal doku günden güne parçalanıyor. Kendini izole etmiş bireyler içten içe tükeniyor.
Hümanizmanın kutsadığı insan kendi benlik zindanında yalnız...
Rasyonalizmin kıskacında akıl, akleden kalbe muhtaç...
Fetişleştirilen beden, ruhtan yoksun yapayalnız...
Yalnız hayatlar. Yalnız hikâyeler... Yalnız rüyalar...
Huzur evlerinde huzursuz yaşlılar yalnız... Sevgi evlerinde sevgiden mahrum yetimler yalnız... Kreşlerde sabiler yalnız...
Camiler yalnızlığın hüznünü taşıyor
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız





















