Nikâh kıyıldığında dinen evlilik hayatı başlar ve karı-koca arasında mehir, nafaka, miras gibi birtakım haklar ve sorumluluklar tahakkuk eder. Günümüzde bu haklar, evlilik resmen tescil ettirilmeksizin korunamadığından, evlenecek kişilerin "resmî nikâh" kıyılmadan halk arasında "dinî nikâh" ya da "imam nikâhı" olarak bilinen geleneksel merasimi yapmaları uygun değildir.
1- Evlenmenin dinî hükmü nedir?
İslâm, evliliği ve evlilik yoluyla neslin devamını emretmiştir. Nitekim âlimlerimiz neslin devamını, İslâm'ın gerçekleştirmeyi hedeflediği beş temel zarurî esastan biri olarak görmüşlerdir. Zira Kur'an-ı Kerîm'de evli olmayanların evlendirilmesi emredilmiş, fakir olsalar bile Allah'ın onları kendi lütfundan rızıklandıracağı bildirilmiş; (Bkz.Nûr, 24/32) evlilik hükümleri detaylı bir şekilde anlatılmış (Bkz.Nisâ, 4/3, 23) ve insana kendi türünden huzur bulacağı eşlerin yaratılması da Allah'ın varlığının ve hikmet sahibi oluşunun delili olarak gösterilmiştir. (Bkz.Rûm, 30/21)
Hz. Peygamber?(sav) Müslümanları evlenmeye teşvik ederek; "Ey gençler! Sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin." (Buhârî, "Nikâh", 2-3 [5065-5066]; Müslim, "Nikâh", 1 [1400]) ve "Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim." (İbn Mâce, "Nikâh", 1 [1846]; bkz. Buhârî, "Nikâh", 1 [5063]; Müslim, "Nikâh", 5 [1401]; Abdürrezzâk, el-Musannef, 6/173 [10391]) buyurmaktadır.
Bu itibarla evlilik, meşru bir mazeret olmadıkça terk edilmemesi gereken bir sünnet olarak görülmüştür. (Bkz. İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 3/7) Bununla birlikte evlenmediği takdirde günaha girme ihtimali yüksek olan kimsenin evlenmesi vaciptir. Bir kimsenin davranışlarına yansıyan kişilik bozuklukları sebebiyle evleneceği eşine zulmetmesinden endişe edilmesi hâlinde ise evlenmesi mekruhtur. (Bkz.Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/82)
2- Nişanın Bozulması Sonucu Maddi ve Manevi Tazminat Talep Edilebilir mi?
İslam fıkhında nişan, akit olarak değil vaat olarak değerlendirilmektedir. (Bkz.HAK, md. 1; Bilmen, Kâmûs, 212) Taraflar nişanlılık döneminde vaadinden vazgeçerek nişanı bozabilmektedirler. Nişanın haklı bir gerekçeyle bozulması durumunda karşı tarafa herhangi bir tazminat hakkı doğmaz. Bununla birlikte taraflardan biri haklı bir gerekçe olmaksızın nişanı bozar veya bozulmasına sebep olursa, diğer taraf mutadın dışında uğradığı maddî zararlarının tazminini talep edebilir. (Bkz.Mecelle, md. 20, 31; Ebu Zehra, el- Ahvâlu'ş-Şahsiyye, 37; Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, 9/6512) Örneğin evliliğe yönelik olarak ev kiralama, eşya alma, salon kiralama, gelinlik diktirme, karşı tarafın isteği ile işten ayrılma gibi durumlar böyledir.
Nişanın bozulmasıyla tarafların farklı seviyelerde üzüntü duyması ve yıpranması, ayrılık sürecinin doğal bir sonucudur. Bu sebeple nişanın tek taraflı olarak sonlandırılması, manevî tazminat talebi için yeterli bir gerekçe değildir. (Bkz.Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, 9/6509) Ancak taraflardan biri, diğer taraf ve ailesinin kişilik haklarını ihlal eden, haysiyet ve onurlarını zedeleyen bir davranışta bulunmuşsa, mağdur olan tarafa manevî tazminat talep hakkı doğar. Bu hak, İslam'ın, zararın giderilmesi bağlamında ortaya koyduğu ana ilkelere dayanmaktadır. (Bkz. Ebu Zehra, el- Ahvâlu'ş-Şahsiyye, 37; Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, 9/6512)
Öte yandan yalan beyanda bulunmak, hakikatleri çarpıtmak ve olmayanı olmuş gibi göstermek suretiyle tazminat talebinde bulunmak caiz değildir.
3- Nişan sırasında kıyılan nikâh, nişanın bozulmasıyla sona erer mi?
Evlilik ciddi bir müessesedir. Evlenmek isteyen kimselerin öncelikle resmî muamele yaptırmaları, sonra halk arasında "dinî nikâh" olarak bilinen merasimi yapmaları uygun olur. Bununla birlikte, evlenmek üzere nişanlanan kimselerin şartlarına uygun olarak yaptıkları nikâh akdi de dinen geçerlidir. Bu durumdaki bir kadın, nikâhlandığı kimsenin dinen eşi olduğundan, kocası kendisini boşamadıkça bir başka erkekle evlenemez.
Daha sonra kız fiilen bir araya gelmekten vazgeçer; fakat erkek onu boşamazsa, dinen nikâh devam eder. Bu durumda yapılacak şey, bir şekilde erkeğin boşamasını sağlamak, bu yapılamadığı takdirde, hakemler aracılığıyla aralarını tefrik etmektir. Böyle bir durumda erkeğin, sırf kadına zarar vermek amacıyla kadını boşamamakta ısrar etmesi dinen doğru değildir. (Bkz.Bakara, 2/231)
Dolayısıyla söz konusu olayda öncelikle sözü dinlenir, ilim ve fazilet sahibi bir kişi, karı-koca arasını ıslaha çalışmalı; bu mümkün olmazsa boşamamakta direnen kocaya bu tutumunun hiçbir yarar sağlamadığını, böyle bir nikâha son vermesi gerektiğini, nikâhın karşı tarafa zarar vermek amacıyla kullanılamayacağını, bunun İslâm'ın ruhuna aykırı olduğunu anlatarak erkeğin boşamasını sağlamaya çalışmalıdır.
Buna rağmen erkek boşamamakta ısrar ederse, kadın ve erkeğin aileleri bu konuda bir sonuca varmak üzere birer hakem seçerler. Ailelerden biri direnir, hakem seçmezse karşı taraf onun yerine âdil ve tarafsız bir hakem seçebilir. Seçilen hakemler öncelikle arabuluculuk yaparlar. Lüzum ve zaruret bulunduğunda kocanın rızası olmasa bile ayrılmalarına karar verebilirler. Böylece taraflar arasında nikâh bağı sona ermiş olur.
4- Nişanlıların rahat görüşebilmek için dinî nikâh kıymaları uygun mudur?
Evlenmeyi diğer akitlerden ayıran özelliklerden biri bu akitten önce genellikle bir nişanlanma döneminin geçirilmesidir. Taraflar bu süreç içinde birbirlerini daha iyi tanımakta, karşılıklı hediyeler alınıp verilmektedir.
Bu dönemde nişanlıların mahremiyet ölçülerini gözetmek kaydıyla birbirlerini daha yakından tanımak amacıyla görüşüp konuşmalarında bir sakınca yoktur. Fakat nişanlıların dost hayatı yaşamaları, dedikoduya mahal verecek şekilde baş başa kalmaları ve benzeri İslâm'ın onaylamadığı davranışlardan uzak durmaları gerekir. (Bkz.Tirmizî, "Fiten", 7 [2165])
Günümüzde gençler gerek velilerinden izinsiz olarak gerekse velilerin bilgisi dâhilinde nişanlılık döneminde güya dinî hassasiyetleri gözetmek amacıyla halk arasında "dinî nikâh" olarak bilinen merasimi yapmakta ve sonuçta hiç de arzu edilmeyen üzücü hadiseler meydana gelmektedir. Bu tür olayların yaşanmaması için yapılan nikâh akitlerinin mutlaka kayıt altına alınıp hukukî güvenceye kavuşturulması, yani resmî olması gerekir. Çünkü dindar olduğunu söyleyen gençler veya aileleri, resmî tescilin olmadığı durumlarda çok kere, aralarında akdedildiği ifade edilen akitlerin gereğini yerine getirmemekte, taraflardan biri ve genellikle kız tarafı mağdur duruma düşmektedir
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız





















