"ben" Duvarlarını Yıkmak, "biz" Medeniyetini İnşa Etmek , Mustafa Başkonak
Sayı : 523   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Misafir Kalem

Mustafa BaÅŸkonak

"ben" Duvarlarını Yıkmak, "biz" Medeniyetini İnşa Etmek

  • 31 Temmuz 2026
  • 1 Görüntülenme
  • 524. Sayı / 2026 AÄŸustos
Yazarın Diğer Yazıları
Mustafa BaÅŸkonak
Tüm Yazı Arşivi



Günümüz dünyası, insanı sürekli merkeze alan bir hayat anlayışına yönlendirmektedir. Sosyal medyanın algı vitrinlerinde "sadece sen önemlisin" ve "kendin için yaşa" sloganlarıyla beslenen bu "benmerkezci" yaşam anlayışı, sosyal hayatta karşımıza yıkıcı bir "hodbinlik" duvarı örmektedir. Bu duvarın ardında sessizce büyüyen kendini başkasının yerine koyamama, tahammülsüzlük ve yalnızlık duyguları ise yeni manevi krizlere neden olmaktadır.

İnsanların sahip olduğu imkânlar arttıkça gönüller arasındaki mesafelerin de aynı ölçüde arttığına şahit oluyoruz. Daha hızlı haberleşiyoruz fakat daha az hâlleşiyoruz. Daha çok konuşuyoruz fakat birbirimizi daha az dinliyoruz. Daha fazla paylaşım yapıyoruz fakat daha az paylaşıyoruz. Oysa insan yalnızca kendi mutluluğunun yanında başkalarının huzurunu da gözetirse ve başkalarının duasında yer almayı arzularsa gerçek zenginliğin maddî olduğu kadar manevi bir yönünün de bulunduğunu idrak eder.

İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni kendi varlığının farkına varması ve "ben" demesiyle başlar. "Ben" diyebilmek irade sahibi olmanın, sorumluluk yüklenmenin ve muhatap alınmanın ön şartlarından birisidir. İslâm ahlâkı ilahi gaye doğrultusunda terbiye edilmeyen her özelliğin zamanla yozlaşabileceğini öğretir. Sağlıklı özgüvenin göstergelerinden birisi olan "ben" kavramı kibir ile harmanlanırsa zaman içinde hastalıklı bir "benlik" anlayışına bürünür. Sadece "ben" diyerek bireysel sorumluluk alan insan "biz" diyerek de ailesine, komşularına, topluma ve nihayetinde tüm insanlığa karşı mesuliyet bilinci geliştirir.

Günümüz dünyası, insanı sürekli merkeze alan bir hayat anlayışına yönlendirmektedir. Sosyal medyanın algı vitrinlerinde "sadece sen önemlisin" ve "kendin için yaşa" sloganlarıyla beslenen bu "benmerkezci" yaşam anlayışı, sosyal hayatta karşımıza yıkıcı bir "hodbinlik" duvarı örmektedir. Bu duvarın ardında sessizce büyüyen kendini başkasının yerine koyamama, tahammülsüzlük ve yalnızlık duyguları ise yeni manevi krizlere neden olmaktadır. İnsanlar sanal âlemde binlerce takipçiye sahipken, gerçek hayatta ise düştüğünde elinden tutup ayağa kaldıracak bir dost bulamamanın yalnızlığını çekmektedir. Bugün aile fertlerinin yaşadıklarından bihaber olan kişilerin kendini merkeze aldığı bir çağda yaşıyoruz. Yaşanan bu tabloyu, Asr-ı Saadet'in eşsiz manevi iklimiyle karşılaştırdığımızda aradaki uçurumun ne denli büyük olduğunu çok daha net görebiliriz.

Hz. Peygamber (sav) dönemi "benlik" davasının eritilip, muazzam bir kardeşlik ruhuyla "biz" şuurunun inşa edilmeye başladığı bir dönemdir. Mekke'de her şeyini bırakıp gelen muhacir ile ekmeğini ve evini bölüşen ensarın duruşu, tarihin gördüğü en büyük ahlâkî devrimlerdendir. Allah (cc) sosyal hayattaki bu inşayı bize "îsâr" kavramıyla öğretir. "Bencillik" hastalığının zıddı olan îsâr, Kur'an-ı Kerîm'de ".İhtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır." (Haşr, 59/9) şeklinde tarif edilir Kur'an'daki dua ayetlerinin önemli bir kısmı "ben" diye değil, "biz" diye başlar. Fâtiha suresinde her gün defalarca "Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Sen'den yardım dileriz

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

524. Sayı Ağustos 2026