Yakın Evler, Uzak Gönüller , Ramazan Kayacık
Sayı : 523   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hedef Noktası

Ramazan Kayacık

Yakın Evler, Uzak Gönüller

  • 31 Temmuz 2026
  • 2 Görüntülenme
  • 524. Sayı / 2026 AÄŸustos



Modern çağ, göklere meydan okurcasına kuleler yükseltti; fakat gönülleri birbirine bağlanacak köprüleri kurmakta yetersiz kaldı. Şehirler büyüdü, sokaklar kalabalıklaştı; ama insanın insana yakınlığı aynı ölçüde artmadı. Beton duvarlar yükseldikçe gönüllerin etrafında da görünmez duvarlar örüldü. Aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımıyor; yaşlılar yalnız kalırken, gençlerin sessiz çığlıklarını fark edebilen kimseler çıkmayabiliyor.

Şehirleri mimari yükseltir; medeniyetleri merhamet. Gönülleri birbirine yaklaştıran ise duvarlar değil, muhabbet ve kardeşliktir. Vefa azaldığında mahalleler kalabalıklaşır ama insanlar yalnızlaşır; sevgi çoğaldığında ise en dar sokaklar bile geniş bulvarlara dönüşür.

"Ahbaplık komşuluk nerede erenler? Duruyorsa haber versin görenler. Söyleyin söyleyin eski yârenler, Sohbeti harcadık, daha ne kaldı?" (A. Karakoç)

İnsan, dünyaya yalnız gelir; fakat yalnız yaşayamaz. Daha ilk nefesinden itibaren bir ele, bir yüreğe, bir tebessüme ihtiyaç duyar. Hayat dediğimiz uzun yolculuk; aileyle, akrabayla, komşuyla ve toplumla anlam kazanır. Çünkü insanı dimdik ayakta tutan, yalnızca elindeki servet yahut çevresini kuşatan imkanlar değil; asıl onu yaşatan, gönülden gönüle kurabildiği güven, sevgi ve muhabbet bağlarıdır. Yüreğine dokunan bir ses, derdini anlayan bir bakış, sevincini paylaşacak bir dost bulamayan insan, en kalabalık meydanlarda bile kendini yapayalnız hisseder. Buna karşılık, sevgi ve muhabbetle dolu mütevazı bir evde çarpan samimi yürekler, sarayların veremeyeceği huzuru ve güveni yaşarlar.

Son yıllarda bütün dünyada artan yalnızlık, kaygı ve depresyon, maddi imkanların tek başına mutluluk getirmediğini açıkça göstermektedir. Daha büyük evler, daha hızlı iletişim araçları ve daha gelişmiş teknolojiler, insanın sevgiye, ilgiye ve aidiyet duygusuna olan ihtiyacını giderememektedir. Çünkü insan yalnız bilgiyle değil ilgiyle, yalnız konforla değil muhabbetle de yaşar. Nice sofralar nimetlerle doludur; fakat o sofraların başındaki yürekler yalnızlığın sessizliğiyle üşümektedir. İnsan, sadece ekmekle yaşayan bir beden değil; şefkate susayan bir kalp, samimiyet arayan bir ruh ve aidiyet duyacağı bir yuva özleyen bir gönüldür.

Toplumları ayakta tutan da yalnızca servet, teknoloji ve yükselen binalar değildir. Asıl medeniyet, insanların birbirine duyduğu güvenin, gösterdiği merhametin ve kurduğu gönül köprülerinin üzerinde yükselir. Çocukların korkmadan gülebildiği, yaşlıların unutulmadığı, hastaların yalnız bırakılmadığı, düşenin elinden tutulduğu yerlerde medeniyet nefes alır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

524. Sayı Ağustos 2026