Empati, İslam Ahlâkının Kalbidir , Mustafa Çelik
Sayı : 523   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Empati, İslam Ahlâkının Kalbidir

  • 31 Temmuz 2026
  • 3 Görüntülenme
  • 524. Sayı / 2026 AÄŸustos



Îsâr, kişinin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile din kardeşini kendisine tercih etmesidir. Fütüvvet ise cömertlik, diğerkâmlık, vefa, merhamet ve fedakârlıkla yoğrulmuş bir şahsiyet inşa etmektir. Dolayısıyla İslam'daki empati, sadece duygusal bir anlayış değil; ahlâkı davranışa dönüştüren bir kulluk şuurudur. Bu sebeple denilebilir ki, îsârı ve fütüvveti hayatına taşımayan bir kimsenin empati iddiası eksik kalır. Gerçek empati, başkasını anlamakla başlar; onun iyiliği için fedakârlık yapmakla kemale erer.

İnsan, imanla kardeş olur; fakat kardeşliğin hakları yerine getirilmedikçe bu bağ kuru bir iddiadan öteye geçmez. Uhuvvet, aynı kıbleye yönelmekle başlayan, fakat merhametle derinleşen, şefkatle olgunlaşan, infakla güçlenen ve hizmetle kemale eren bir ahlâktır. Bu sebeple kardeşlik, yalnızca dille söylenen bir söz değil; hayatın her safhasında ispat edilmesi gereken bir emanettir.

Dinimiz İslâm'ın iki ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye, insana yalnızca haklarını değil, başkalarının hukukunu da gözetmeyi öğretir. Bu sebeple empati; modern bir kavram olmanın ötesinde, İslâm ahlâkının özünde bulunan bir fazilettir. Kendisini kardeşinin yerine koyamayan, onun sevincini paylaşamayan, acısını hissedemeyen bir kimsenin İslâm ahlâkını kemâliyle yaşaması mümkün değildir.

Empati; merhametin dili, adaletin terazisi ve kardeşliğin köprüsüdür. Mümin, kendisi için istediğini din kardeşi için de ister; kendisine yapılmasını istemediği bir davranışı başkasına da reva görmez. İşte bu anlayış, Kur'an ve Sünnet'in inşa ettiği ahlâkın en mühim tezahürlerinden biridir.

İki Müslüman arasındaki gerçek mesafe kilometrelerle değil, kalplerindeki empatiyle ölçülür. Empatileri arttıkça gönüller yakınlaşır; empati zayıfladıkça aralarına soğukluk, kırgınlık ve ihtilaf girer. Bu sebeple ümmetin birliği, sadece aynı kıbleye yönelmekle değil, aynı acıyı hissedebilmek ve aynı sevinci paylaşabilmekle de güç kazanır.

Empatiyi kuşanan, kardeşini incitmekten sakınır; empatiyi kaybeden ise farkında olmadan kalpler kırar. İslâm'ın hedeflediği toplum, birbirinin yükünü omuzlayan, derdiyle dertlenen ve sevinciyle sevinen müminlerden oluşan bir toplumdur.

Empati ahlakı, modern çağın ürettiği bir kavram gibi görünse de, İslam onu asırlar önce îsâr ahlakı ve fütüvvet ahlakı adıyla insanlığa öğretmiştir. Empati, yalnızca başkasının acısını hissetmek değil; gerektiğinde kendi nefsini geri plana iterek onun derdiyle dertlenmek, imkânını onunla paylaşmak ve yükünü hafifletmektir.

Îsâr, kişinin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile din kardeşini kendisine tercih etmesidir. Fütüvvet ise cömertlik, diğerkâmlık, vefa, merhamet ve fedakârlıkla yoğrulmuş bir şahsiyet inşa etmektir. Dolayısıyla İslam'daki empati, sadece duygusal bir anlayış değil; ahlâkı davranışa dönüştüren bir kulluk şuurudur.

Bu sebeple denilebilir ki, îsârı ve fütüvveti hayatına taşımayan bir kimsenin empati iddiası eksik kalır. Gerçek empati, başkasını anlamakla başlar; onun iyiliği için fedakârlık yapmakla kemale erer.

Günümüz dünyasında, bir lokma ekmeğe muhtaç hâlde ölümle pençeleşen Filistinli din kardeşlerimizi; günlerce aç kaldığı için yeni doğmuş yavrusunu emziremeden hayata gözlerini yuman Afrikalı çilekeş anneleri; gayr-i müslimlerin zulüm ve katliamlarına maruz bırakılan Orta Afrika'daki Müslümanları ve daha nice mazlumu gördükçe, imanın en büyük meyvesi olan merhamet, şefkat ve diğergâmlığın; bunların tabiî tezahürü olan infak ve cömertliğin bugün her zamankinden daha büyük bir zaruret hâline geldiğini idrak ediyoruz.

Zira çağımız, yalnızca vermeyi değil; ihtiyaç hâlinde kendi hakkından vazgeçerek kardeşini kendisine tercih etmeyi ifade eden, cömertliğin zirvesi olan îsâr ahlâkına her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Bugün ümmetin yaralarını saracak olan şey, sözden önce merhamet; duygudan önce fedakârlık; imkândan önce ise îsâr ruhudur.

Cömertlik, malın fazlasından; kişinin kendisine gerekli olmayan kısmından vermesidir. Îsâr ise, insanın kendi nefsinden fedakârlık ederek, kendisinin de muhtaç olduğu bir hakkı, nimeti veya imkânı, Allah rızası için gönül huzuruyla mümin kardeşine tercih edebilmesidir. Bir bakıma benlikten diğergâmlığa hicret etmek; "önce ben" anlayışını terk edip, "önce kardeşim" diyebilmektir.

Bu itibarla îsâr, nefsin itirazlarını susturup ihtiraslarına gem vurularak kazanılan büyük bir manevi zaferdir. Böylesi zaferlere ise, bencilliğin ve menfaatperestliğin kuşattığı günümüz insanı her zamankinden daha fazla muhtaçtır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

524. Sayı Ağustos 2026