Egoizm Çağının İlacı: Diğerkâmlık Ve Îsâr. , Mehmet Toker
Sayı : 523   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Umran

Mehmet Toker

Egoizm Çağının İlacı: Diğerkâmlık Ve Îsâr.

  • 31 Temmuz 2026
  • 3 Görüntülenme
  • 524. Sayı / 2026 AÄŸustos
Yazarın Diğer Yazıları
Mehmet Toker
Tüm Yazı Arşivi



İçinde yaşamış olduğumuz dönem, insanın mekân ve zamanla olan bağını zayıflattı. Bu aynı zamanda; zaman ve mekâna bağlı olarak insanın insanla olan bağını da dumura uğrattı. Kalabalıklar içinde yalnızlık yaşamamızın veya sürekli olarak kendimizi yalnız hissetmemizin sebeplerinden birisi de budur denilebilir.

Şunu bilmek gerekir ki İslam medeniyetinde ahlak hukuktan üstündür. Îsâr ve diğerkâmlık; halden anlamak, empati kurmak, kendimizi karşımızdakinin yerine koymak, karşımızdakini nefsimize tercih etmek bu medeniyetin en önemli ahlaki ilkeleridir. Bu ilkeler çökünce maalesef beşerî hukukun bütün yaldızlı mahkemeleri, maddeleri bir araya gelse toplumun yaralarını saramıyor.

"İnsan, insanın kurdudur" (Homo homini lupus) Böyle söylemiş Thomas Hobbes beyefendi. Hobbes'a göre insan doğal durumda arzu ve isteme gibi duyumlara sahip olan, arzunun nesnesine ulaşmaya çalışıp haz duyusunu yakalamaya çalışan ve bu ulaşma çabasını güç ile elde edebilen varlıktır. Hobbes, insanın içinde yaşadığı toplum hayatını, doğal durumu savaş durumu olarak tasvir eder. Savaş durumunda tüm bireylerin sınırsız haklara sahip olması, gücünü istediği gibi kullanmakta özgür olması kaos ortamını oluşturur. Hobbes'un temsil ettiği Batı Düşüncesinde insanlar kurt gibidir ya boğar birbirini ya da elma kurdu gibi kemirir diğerinin menfaatlerini. Düşünmez beraberindekini veya karşısındakini. Kendisini onun yerine koymaz koyamaz. Paylaşamaz ekmeğini. Paylaşmak yoktur. Kanaat yoktur. Büyük bir hazla hep daha fazla anlayışı hâkimdir. Benim olsun, başkasının olmasın. Sonra çatışmalar, kavgalar, huzursuzluk toplumun bütün bireylerini kapsar. Herkes birbirini rakip ve öteki olarak görür. Yabanileşir, yabancılaşır ve düşmanlaşır.

İçinde yaşamış olduğumuz dönem, insanın mekân ve zamanla olan bağını zayıflattı. Bu aynı zamanda; zaman ve mekâna bağlı olarak insanın insanla olan bağını da dumura uğrattı. Kalabalıklar içinde yalnızlık yaşamamızın veya sürekli olarak kendimizi yalnız hissetmemizin sebeplerinden birisi de budur denilebilir. "Hız ve haz çağı" diye tarif edilen "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" mottosunun altına sığdırılmaya çalışılan dönem, değişimden daha ziyade negatif bir dönüşümü, başkalaşımı, yabancılaşmayı ve ötekileşmeyi beraberinde getirdi.

 İnsanlar empati, ülfet, ünsiyet, halden anlama, îsâr, yetinme ve kanaat duygusunu kaybetti. Hep daha fazlasını istediği, daha fazlasının peşinde koştuğu zaman mutluluğu yakalayacağına dair bir inanç geliştirdi. Beraber yaşadığı insanları bile refik olarak değil rakip olarak gördü. Günümüzdeki aile içi şiddet, karı-koca kavgaları, boşanmalar, miras kavgaları, devletler arası savaşlar, sermaye savaşları, kültürel savaşlar aklınıza gelebilecek her türlü çatışma ve ayrışma bu doyumsuzluğun, diğer insanları rakip olarak görme ve kendi nefsini ilahlaştırma anlayışının neticesinde ortaya çıktı. Bu durum, dünyanın sonunu getiren ya da ahlaki, ekonomik ve kültürel anlamda toplumların sonunu hazırlayan bir felakete doğru insanlığı sürüklüyor. Bu durum insanın dünya hayatını ve içerisinde yaşamış olduğu toplumlarla tutarlı ve sağlıklı bağlantı kurmasının ve doğru algılamasının önüne geçiyor.

Tükettiği kadar var olduğuna inandırılan modern insana hep şu telkin edildi. "Elindeki ile var olan ile yetinme, hep daha fazlasını iste." Yani "kanaati terk et!" "Hakkına razı olma!" denildi. Gözün hep yükseklerde olsun. Daha fazla, daha fazla. Bu anlayış tamahı, doyumsuzluğu beraberinde getirdi

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

524. Sayı Ağustos 2026