Sayı : 455   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Röportaj

Ribat Dergisi Editör

Röportaj : Prof. Dr. Osman Okka - Öğr. Gör. Hasan Kazak

  • 08 Temmuz 2020
  • 533 Görüntülenme
  • 451. Sayı / 2020 Temmuz



İslâmi finans; değer hükümlerinden arınmış (value-neutral) değildir ve İslâm dininin ekseninde, değerlerinde şekillenmektedir. Bu sebeple İslâmi finansı, İslâm dininin belirli inanç esaslarından, evren ve hayata ilişkin temel görüşlerinden arındırarak incelemek mümkün değildir.

 

Müslüman ortaklar her şeyden önce yaptıkları işin fıkhını bilmek ve emaneti ehline vermek zorundadırlar. Aslında tüm sorun bu iki noktadan doğmaktadır. Yaptığı işin fıkhını bilmek demek, yaptığı işle ilgili her türlü bilgiye (İş kolunun teknik bilgisi, piyasa bilgisi, ekonomi bilgisi, İslami ticaret kuralları, akit ve faiz bilgisi, yönetim bilgisi, pazarlama bilgisi vs.) sahip olmak zorundadır. Nasıl ki namaz kılan birisi namazın farzları, vacipleri ve sünnetlerini bilmeden namaz kılması halinde namazının boşa gitmesi ihtimali varsa şirketler içinde böyledir.

 

 

Ribat: İslami finans sisteminin temel prensipleri nelerdir?

Prof. Dr. Osman OKKA, Öğr. Gör. Hasan KAZAK: Firmalar bir ekonomik sistem içerisinde faaliyet gösterirler. Diğer sistemlerde olduğu gibi, ekonomik sistemler de kendilerine özgü felsefi temellerle şekillenir. Sistemdeki bir kısım inanç, düşünce, prensipler, kabuller o sistemi uygulayacak olan insanların dünyaya ve olaylara bakış açısını yönlendirir ve zihinlerde kabul ya da ret şeklinde bir yargı oluşturur. Ekonomik sistemler de bir felsefi temele dayanmaktadır ve bu ekonomik sistemler “hangi mallar ne miktarda, hangi yöntemlerle ve kimler için üretilecektir?” sorusuna verilen farklı cevaplarla ortaya çıkmıştır. Finans ilmi de benzerlik arz eder ve finans ilminin felsefesi “firmaya konulan sermayenin maksimize edilmesi” fikrine dayanır.

Konvansiyonel finans felsefesi, kapitalizm felsefesinin bir yansımasıdır. Kişisel çıkar “self interest” anlayışı üzerine bina edilen kapitalizm doktrininin felsefi yapısına göre şekillenen konvansiyonel finansal sistem, dini değerlerle ilgilenmez ve değer hükümlerinden arınmış olan “value-neutral” bir sistemdir. Kişisel çıkar doktrini, büyük ölçüde kişilerin ekonomik kararlarında, ekonomik insan “homo econimucus” karakterinde hareket ederek kişinin rasyonel hareket ettiği faraziyesini kabul eder. Kişilerin kendi çıkarlarını maksimize ederlerken dolaylı olarak toplumun da çıkarlarını maksimize ettiği ve ekonomik yönden büyümesine, refah seviyesinin yükselmesine katkıda bulunduğu kabul edilir. Kişisel çıkar doktrini tarafından desteklenen değer yargılarından serbest (kayıtsız) olma doktrini, konvansiyonel ekonominin ve finansın köşe taşını oluşturmaktadır. Bu sistemde dinin yeri yoktur. Ekonomik insan dini bir kural ile hareket etmezken bazı sosyal-etik kurallara uyar ve diğer bazı etik kurallara uyma konusunda da toplum kendisine bir baskı oluşturabilir.

Buna karşılık İslâmi finans felsefesi, finansal yönetimin İslâmi sınırlar içerisinde faaliyet göstermesini öngörür yani İslâm’ın kapsamı dâhilindedir. İslâmi finans felsefisinin temeli firmaya konulan sermayenin İslâmi kurallara göre maksimize edilmesi” fikrine dayanır. Bir bütün olarak İslâmi finansın alanı; İslâm’ın inanç, ibadet, sosyal, siyasal, yaşamsal, kültürel vb. yönlerinin “ayrılmaz bir parçası” olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. İslâmi finansal yönetici İslâmi emirlere ve öğretilere göre hareket etmek zorunda olduğundan ortaya İslâmi insan “Islamicman” tipi çıkmaktadır. İslâmi finans felsefesini bir bütün halinde düşündüğümüzde İslâmi insan; Allah-kul-evren arasındaki ilişkileri ve mutlak gerçeği araştırmaya ve kurallara uymaya çalışır çünkü İnsan başıboş yaratılmamıştır: Yâ siz zannettiniz mi ki, biz sizi boşuna yarattık da, bize döndürülmeyeceksiniz” (Mü’minûn,23/115) ve dünyada Allah’ın halifesi “Hani Rabbin meleklere, ‘Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti…” (Bakara, 2/30) konumundadır. Hareketlerinde Allah’ın emir ve yasaklarını öteleyemez, bu emir ve yasaklar çerçevesinde hayatını ve ahiretini maksimize etmeye çalışacaktır. Finans ilmi de bu temel düşünceden soyutlanamaz ve İslâmi finansal yönetici de inançlarına bağlı olarak firmayı yönetmek ve firmaya konulan sermayeyi maksimize etmekle sorumludur. İslâm’da helâl/haram eksenine uyuldukça kişilerin, firmaların zenginliği sınırlandırılmamıştır, zenginlik teşvik edilmiştir: “Mal, Salih kimse elinde ne güzeldir.” (Tabarani), “Servet bir Müslüman için ne güzel arkadaştır. Yeter ki, o servetinden fakire, yetime ve yolcuya vermiş olsun. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III,21) “Kuvvetli mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir.” (Müslim, “Kader”, 34; İbnMâce, “Mukaddime”, B.10)

Buradan anlaşılacağı üzere İslâmi finansal yönetici, firmanın değerini maksimize ederken göz önünde bulundurulması gereken önemli ölçüler vardır:

  1. İslâmi finans; değer hükümlerinden arınmış (value-neutral) değildir ve İslâm dininin ekseninde, değerlerinde şekillenmektedir. Bu sebeple İslâmi finansı, İslâm dininin belirli inanç esaslarından, evren ve hayata ilişkin temel görüşlerinden arındırarak incelemek mümkün değildir.
  2. İslâm dini insanlığa bütüncül bir hayat görüşü sunar, bu sebeple İslâm dininde toplum hayatının ticari, iktisadi, hukuki, ahlâki, kültürel, sosyal ve siyasi yönleri birbirlerinden bağımsız değildir ve birbirinden bağımsız incelenemez. Sistem, girift bir durumda olup, karşılıklı etkileşim ve denge halindedir. Bu sebeple İslâm dininin kaynağı, felsefesi, hedefleri, temelleri, değerleri de İslâmi finansın kapsamına girmektedir.

İslâm, beş değerin korunması ve muhafazası üzerine bina edilmiştir: Dinin, hayatın, neslin (ailenin), malın, aklın ve onurun korunması. Mal, bu temel beş değerden bir tanesidir ve malın kazanılması, kullanılması, paylaşılması, servet haline getirilmesi konuları ekonomi ve finansın konuları olduğu için ekonomi ve finans bilimi İslâm’da önemlidir. İslâm, malın karşılıklı rıza ile helâl yollardan kazanılmasını emretmekte ve haram yollardan (hırsızlık, gasp, kumar, zimmet, sahtekârlık, aldatma, kandırma, hile, faiz, gayrimeşru yollar vb.) kazanılmasını ve israf edilmesini şiddetle yasaklamaktadır. Anlaşılacağı gibi mal, malın korunması, kullanımı İslâm’da dinin, hayatın, neslin, aklın ve onurun korunmasına eşit önemde kabul edilmiştir ve İslâm’ın koruması altındadır: “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin...” (Nisâ, 4/29) Malın korunması sadece üçüncü kişilere karşı değil mal sahibine karşı da yapılmakta; malını yerli yersiz harcayıp, savurgan bir tutum benimseyen, malını iyi yönetemeyen bilgisiz, yeteneksiz, müsrif ya da akıl hastası kimselerin malları, onları yönetecek bir vasi veya vekil tayin edilerek korunmaktadır. (Bkz. Nisa 4/5; Mâide 5/4-5)

İslâm bilgisizliği kabul etmez

Ekonomik sistem içerisinde konvansiyonel firmalar da İslâmi firmalar da firmaya konulan sermayeyi maksimize etmek isterler. Sermayenin maksimizasyonunda konvansiyonel firmalar herhangi bir dinin kurallarını nazara almazlarken İslâmi firmalar İslâmi kuralları da nazara alarak, helâl/haram ekseninde hareket ederek, bu maksimizasyonu gerçekleştirirler. Burada hem konvansiyonel hem de İslâmi firmalar pazarda başarılı olmak için gereken bütün bilgileri ve teknolojileri kullanırlar, kullanmak zorundadırlar. Sadece konvansiyonel firmalar da herhangi bir dini saik yokken, İslâmi firmalarda dinin emirlerini de nazara almak mükellefiyeti vardır. Firma haramlardan kaçınmazsa firmanın sahipleri ve yetkilileri ahirette ağır bir sorumluluk altında bulunurlar.

“İslâm bilgisizliği ve cehaleti kabul etmez.” Hangi işi yapacaksanız o sahadaki kuralları, teorik bilgiyi, teknolojiyi, Ar-Ge’yi, uygulamayı, organizasyonu, pazarlamayı, iletişimi, finansı vb. en iyi ve en son gelişmeleri içerecek (mütekâmil) şekilde bilmek ve bunları sürekli olarak geliştirmek konusunda birinci dereceden sorumlusunuz. Yani İslâm, her şeyin mükemmelini arayan, iki günü birbirine eşit olanın zararda olduğunu belirten, daima gelişmeyi, inovasyonu ve değişmeyi öngören, durağanlığı kabul etmeyen, dinamik bir sistemi sunan İlâhi bir dindir. İslam ekonomi sistemi Allah’ın halifesi sıfatıyla yeryüzünde bulunan insanın sadece ahiret hayatında değil, bu dünyada da mutlu ve huzurlu olmasını ister.

İslâmi sistemde insan; firma sahibi olarak, çalışan olarak (memur, amir, işçi), ticarette taraf olarak (alıcı-satıcı), erkek olarak, kadın olarak, yaşının her evresinde (yetişkin, genç, çocuk), gelir seviyesi hangi seviyede olursa olsun (zengin, fakir) mükemmel bir denge üzerinde yaşar. Taraflar İslâm ailensin bir ferdi olarak hareket ederek birbirlerine saygılı olup, birbirlerine kin tutmazlar, kıskanmazlar, zarar vermezler. Tarafların her biri diğerini kollar ve gözetir.

İşte ekonomik sistem içerisinde finansal yönetici, İslâmi finansal yönetim kurallarına uygun olarak bu şirketi yöneteceğinden genel anlamda İslam’ı, bu alandaki bütün İslâmi kuralları, değerleri, emirleri, yasakları, izinleri, etik kuralları, İslâmi insan tipini bildiği gibi konvansiyonel finansı ve konvansiyonel finansal yönetim tekniklerini, iki finans sistemi arasındaki farkları da bilmek ve ibâha kuralı gereğince İslâm’a aykırı olmayan bütün yöntem ve teknikleri, teknolojileri, bilimi, etik kuralları kullanarak başarılı olmak zorundadır. Burada yapılması gereken önemli husus; pozitif ilimlerle ilgili bilimsel yöntemlerin, teknolojilerin ve tekniklerin devamlı bir süreç halinde geliştirilerek kullanılması ve emredilen, izin verilen, teşvik edilen kurallara uyulması yöntemiyle ekonomik kaynakların verimli ve optimal şekilde kullanılarak mal ve hizmet (ticaret ve diğer hizmetler) üretiminde bulunulması, İslâm’ın yasakladığı fiil ve işlemlerin yapılmamasıdır. Yani İslâm, planlanan işlerde teknolojilerin ve tekniklerin, yöntemlerin, sistemlerin iletişimlerin dini ve ahlaki kurallar gözetilerek kullanılmasını, adil, dengeli gerçekçi bir gelir-risk paylaşımını istemekte, sadece ben “self interest” anlayışını reddederek ekonomik kaynakların başkalarına ve topluma zarar verecek şekilde, kişilerin çıkarlarına, keyiflerine göre kullanılmasını, çevrenin tahrip ve kaynakların israf edilmesini başkalarının haklarının gasp edilerek onlara zarar verilmesini, haksızlığı ve adaletsizliği istememektedir. İslâm, bütün toplumu bir aile (İslâm ailesi ve İslâm toplumunda yaşayanlar) gibi düşünür ve fertlerini, toplumu ve devletin haklarını daima koruma altına alır. İslam’da adil rekabet teşvik edilir, yıkıcı ezici, yok edici rekabete, çevreyi tahrip etmeye izin verilmez. Böylece adil ve kontrollü serbest pazar şartlarında hem yatırımcıların zenginliği artacak hem de toplumdaki kişiler ile firmaların ve devletin hakları, ekonomik çıkarları korunarak refah seviyesi yükselecek, toplumun diğer fertleri de korunduğu için sosyal adalet, sosyal barış ve kardeşlik sağlanacak yani olması gereken İslâm toplum yapısı gerçekleştirilecek, toplumun bekası sağlanacaktır.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

451. Sayı Temmuz 2020