Sayı : 433   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

Kıymeti Bilinmeyen Nimet, Boş Vakit

  • 05 Ocak 2019
  • 98 Görüntülenme
  • 433. Sayı / 2019 Ocak
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Osman Nuri Topbaş
Tüm Yazı Arşivi



Zaman, insana Allah’ın lütfettiği en kıymetli bir imtihan saatidir. O saat, eldeyken fırsattır. Elden çıkınca ise, ancak nedamettir. İnsan, bütün yapacaklarını ancak o saatin içinde yapabilir. O saat kaçınca en mahir ustaların bile elleri tutulur artık. Gözler, sadece o saat içinde görür. O saat geçince, her yan kapkara kesilir. Kalpler, o saat içinde çalışır. O saat bitince elektriksiz bir makine gibi donup kalır. Vücutta bütün azalar donar, insan sanki sadece etten bir kalıba döner.

 

Güneşin batması, akşamın olması sanki bir ömrün bitişi, bir geceye giriş. Her an bir muhasebe hâlinde olmamız zarurî. Günümüzü nasıl tamamladık? Yine gece oldu, yine arkadan sabah geliyor. Cenab-ı Hak, sanki yine bir “ba‘sü ba‘de’l-mevt” tekrar kıyamet günü kalkış sahnesini gözlerimizin önüne koyuyor. Bizleri yine bir muhasebeye çağırıyor.

 

İnsanoğlu, elinde bol olarak mevcut olduğunu zannettiği nice kıymetli hazine değerindeki nimetlerin çoğu kere farkında olmaz. Onu ziyan eder. Sert kayalara ve çöllere yağan yağmurlar gibi. Bu hazinelerin başında da hiç şüphesiz ki nefes nefes ömürleri eriten zaman gelmektedir. Ne hikmettir ki, elden kaçınca bir daha geri gelmeyeceği hâlde insanlar zamanı müsrif bir şekilde kullanmaktadır. Tıpkı hadis-i şerifte buyurulduğu gibi:

“İki şey vardır ki onlar hakkında insanların çoğu aldanış içerisindedir. Bunlar; sıhhat ve boş vakittir.” (Buhârî, “Rikak”, 1)

Zaman öyle bir kıymettir ki onun değerine dikkat çekmek üzere Cenab-ı Hak Asr Suresi’nde; “Zamana yemin olsun!” (Asr, 103/1) buyurmaktadır.

Nitekim her şeyi satın almak, değiştirmek, borç alıp, borç vermek mümkündür. Ancak zamanı satın almak, borç alıp vermek ise asla mümkün değildir. Çünkü zaman, herkes için muvakkattir.

Zaman, insana Allah’ın lütfettiği en kıymetli bir imtihan saatidir. O saat, eldeyken fırsattır. Elden çıkınca ise, ancak nedamettir. İnsan, bütün yapacaklarını ancak o saatin içinde yapabilir. O saat kaçınca en mahir ustaların bile elleri tutulur artık. Gözler, sadece o saat içinde görür. O saat geçince, her yan kapkara kesilir. Kalpler, o saat içinde çalışır. O saat bitince elektriksiz bir makine gibi donup kalır. Vücutta bütün azalar donar, insan sanki sadece etten bir kalıba döner. Dolayısıyla o saati vaktinde değerlendirebilenler, şairin dediği gibi Azrail’e hoş geldin der:

O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,

Azrail’e “hoş geldin!” diyebilmekte hüner… (NFK)

Yine şairin dediği gibi:

Bil ki dünyada hayat, sadece bir saattir,

Sor giden kullara, en faydalı iş, tâattir! (Seyrî)

Öyle ki;

Ömürlerini nefes nefes en güzel şekilde amel-i salihlerle bezeyen Hak dostlarından Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri der ki:

“Dünyanın bir günü, ahiretin bin senesinden daha hayırlıdır. Çünkü dünyanın bir gününde rıza-yı ilâhîyi tahsil etmek imkânı vardır. Ahirette ise dünyadaki gibi amel-i salihler yapıp da kazanma imkânı yoktur. Orada sadece hesap vardır.”

“Rivayete göre İlyas (as)Azrail’le karşılaşınca ürperdi. Bunun üzerine Azrail (as) dedi ki:

–Sen bir peygambersin ya İlyas, ölümden mi korktun?

Hazret-i İlyas şöyle cevap verdi:

–Hayır, ölümden ürkmedim. Fakat hayatımın bittiğine üzüldüm. Çünkü hayatımı ibadetle, tebliğle geçiriyordum. Kulluktan bir lezzet alıyordum. Fakat şimdi kabirde kıyamete kadar rehin kalacağım. Onun için mahzun oldum.”

Görüldüğü gibi peygamberler başta olmak üzere bütün ehl-i irfan, ellerindeki zamanı bir kazanç mevsimi olarak kullanmışlar ve ömrü bu manada değerlendirmişlerdir. Nitekim erbâb-ı tasavvuf bu değerlendirmeyi terimleştirmiş ve sofîyi tarif ederken “ibnü’l-vakt” yani vaktin, zamanın oğlu, daha açık ifadeyle zamanla bütünleşmiş, zamanın her anını nasıl değerlendireceğini bilen ve vaktine sahip olan diyerek anlatmıştır.

Demek ki, ömrümüzden ne gitti, ne kaldı, bunu görmek gerek. Yani ömür takvimimizden dökülen yapraklara karşı âmâ kesilmemek gerek.

Bunun muhasebesini güzelce yapmamız lâzım. Şimdi geçen günleri, elimizde henüz fırsat anları varken mahşer terazisiyle tartmalıyız. Tartmalıyız ki, ziyanımız varsa kazanca dönüştürmek için gayret sarf edelim. Büyükler sık sık tekrar etmişler:

“Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz!”

Hazret-i Ömer’in ifadesiyle:

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Büyük duruşma için hazırlık yapın. Ahiretteki hesap, ancak dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için hafif ve kolay olacaktır.”

Acaba geçirdiğimiz bir seneyi kirâmen katibin ne ile doldurdu? Acaba güzel amellerimiz kabul oldu mu? Acaba imkânımız olduğu hâlde ne gibi manevi fırsatlar kaçırdık? İhlâsımız ne durumda? Kalbimiz takva azığı ile gıdalanıyor mu? Takva sahibi olmak için gayret gösteriyor muyuz? Takva ile ilgili ölçümüz ne?

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

433. Sayı Ocak 2019