Sayı : 437   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Editörden

Ribat Dergisi Editör

Değerli Okuyucularımız

  • 05 Ocak 2019
  • 196 Görüntülenme
  • 433. Sayı / 2019 Ocak

Vakit; Yüce Yaratıcının insana vermiş olduğu en değerli hatta değer biçilemez bir hazinedir. Bu kadar değerli bir hazinenin her bir anı çok dikkatli ve titizlikle harcanmalıdır. Allah insanı bu noktada rehbersiz ve kılavuzsuz bırakmamış ilahi hitabıyla kılavuzluk, peygamberleriyle de rehberlik yapmıştır. O, bizim ömür sermayemize ruhumuzu kaptan yapmamızı istemiştir. Çünkü ruhunu ömür sermayesine kaptan yapan hiç kimse dünya denizinde kopacak tufandan korkmaz. Allah’ın kendisine verdiği değer biçilemez vakit sermayesinin değerini kavrayabilenler her bir anlarını O’nun rızası için yaşamışlardır. Vakit, değerini uğrunda mücadele edilen “Amaç” tan alır.Amaç ne kadar değerliyse vakit de o kadar değerlidir. Amaç süflileştikçe vakit de o oranda süflileşmiştir. İnsanın bu bilinci her an canlı tutması ve düzenli aralıklarla vaktini kullanmasına yönelik olarak kendini çek etmesi gerekir. Mü’min asla rastgele yaşayamaz. Çünkü o, bu dünyaya rastgele gelmemiştir.

Yüce yaratıcı hiçbir şeyi boş yere, yaratmamıştır. Yaratmış olduğu her şey, belirli bir zamana kadar belirli bir görev içindir. Yani her şeyin yaratılmasının bir hikmeti, sırrı ve manası vardır. Âlemde hiçbir şey anlamsız ve amaçsız değildir. Allah’ın yarattığı her şey kendisi için belirlenmiş olan görevi, belirlenen vakte kadar yapmakla mükelleftir. Rabbimizin her şeyi bir hikmet ve mana üzerine yaratması, yaratırken hiçbir israfta bulunmadığı anlamına gelir. Zerreden Küre’ye, mikrodan makroya tüm varlıklar için ilahi bir yasa konulmuştur. İnsan bu anlam ağının neresinde bulunmaktadır? O, kendisi dışındaki her şeyin kendisi için yaratıldığı tek varlıktır. Her şey adeta insanın hizmetindedir. Bütün nimetler onun için var edilmiştir. Kâinata ibret nazarıyla baktığımızda insan dışında hiçbir varlığın israf edebilme seçeneğinin olmadığını görürüz.

İnsan, dünya hayatının hiçbir fani değerine boyun bükmeden yaşayabilmelidir. Bir defa boynunu büken ömür boyu boynu bükük yaşar. Namaz; kıyamıyla insana hayatta dik durmayı, Sonsuzlukların Sahibinden başka hiçbir güce boyun eğmemeyi ve zaman’ı kullanmayı öğretir. Hayat Allah’ın Okulu, insanlar ise bu okulun öğrencileridir. Her birimiz bu okulda iyi ve başarılı birer öğrenci olmakla mükellefiz. Hayat okulunda onurlu bir öğrenci olmalıyız. Bu onuru bize aamele dönüşmüş bir imandan başka ne verebilir ki? Amele dönüşmeyen iman insanı bu onurdan mahrum bırakır. Kur’an-ın ölümsüz ve evrensel örnekleri(Peygamberler) bize hep bu mesajı vermez mi? Kur’an da geçen her bir ölümsüz örnek bizim hayatımızın mutlaka bir bölümüne mesaj vermektedir. İnsana kendisini nasıl Yüce Yaratıcının nazarında değerli kılabileceğinin işaretlerini sunmaktadır. İnsanın değeri de tatmin olduğu obje ile ölçülür. Mü’min, Allah ve cennetten aşağısıyla tatmin olamaz. Onun amacı Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızası ise O’nun indirdiği vahye tabi olmaktadır. Allah’ın indirdiği su ile hayat bulup ta O’nun indirdiği vahye sırt dönmek nankörlüktür. Su, biyolojik hayatın kaynağı, vahiy ise manevi hayatın kaynağıdır. Vahiyden mahrum yaşamak mümkün müdür öyleyse! Her insan hayat ipini vahye bağlamak ve zamanını vahiy ile bereketlendirmek zorundadır. Allah’tan bağımsız bir zaman ve mekân olmadığını aklından çıkarmamalı ve kariyer planlaması yaparken de Allah’ı hesaba katmalıdır. Yaşarken ne olacağı kadar öldükten sonra da ne olmak istediğini kendine sormalıdır. Şunu da ifade edelim ki eğer dünya hayatı Allah’lı ve anlamlıysa sultan olmakla kurban olmanın arasında fark yoktur. Hz. Süleyman ve Hz. Zekeriyya –Hz.Yahya bize öyle diyorlar.

Dünyadaki her şey bize bir emanettir. Emanete mutlak mülkiyet olarak bakmak emanete ihanettir. Kıymeti takdir edilemeyen ömür yani zaman da israf edildiği sürece ihanete uğramıştır. Dünyaya “Şahit” olmak için gelen insan, sahip olmaya yeltenirse servete ait olur. Sonuçta da ne şahit ne de sahip olabilir. Zaman, hem insana verilen en kıymetli nimet hem de insanın şahididir. Bize mahşerde şahitlik edecek zamanı doğru bir şekilde kullanmamıza vesile olması umuduyla yeni miladi yılın ilk sayısında siz değerli okurlarımızın huzuruna “Müslüman ve Vakit Algısı” dosyasıyla çıkıyoruz.

Makaleleriyle huzurlarınızda olmamıza vesile olan bütün yazarlarımıza en kalbi teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Siz değerli okurlarımızı, zaman nimetini bereketlendirmek ve vakit konusunda aldananlardan olmamak için dergimizi baştan sona okumaya davet ediyoruz.

433. Sayı Ocak 2019