Sayı : 437   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Kimlik İnşası

Ramazan Kayan

Müsait Zaman Müslümanlığı!

  • 05 Ocak 2019
  • 218 Görüntülenme
  • 433. Sayı / 2019 Ocak
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Ramazan Kayan
Tüm Yazı Arşivi



Anlamsız korkular, yersiz kaygılar, gereksiz kuşkular kolumuzu, kanadımızı kırıyor… Yokluk yıllarımızda, zorluk günlerimizde ne kadarda müsait idik… Gözümüzü daldan budaktan sakınmazdık… Şimdi ne oldu da armudun sapı, üzümün çöpü deyip, duruyoruz… Dün en olumsuz şartlarda bile her şeye hazır olanlar, bugün imkânlar içinde yüzerken, müsait değiller…Çünkü; akıllandılar, hayatın hazzına erdiler… Nemalandılar… Metalandılar…Fırsatlar arttıkça, nimetler çoğaldıkça bir hantallık, bir tembellik illetidir başını aldı gidiyor…

Diyebilirim ki; Müslümanlar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir dönemde bu kadar geniş imkânlara sahip olmadılar… İnsan gücü, bilgi gücü, beyin gücü, tecrübe birikimi, kurumsal altyapı, yetkin kadro, ekonomik imkân, özgürlükler bağlamında ciddi bir potansiyel mevcut… Bu potansiyeli harekete geçirecek bir örgütlenme ve sahiplenme aşamasındayız… Tüm bahanelerimiz elimizden alınmış durumda… Artık bundan böyle erteleyemeyiz… Çünkü erteleyenler; eridiler, elendiler, eleme düçar oldular…

Sorumluluklarımız hatırlatıldığında, bir görev yüklenmemiz teklif edildiğinde, genelde ilk tepkimiz, savunma refleksimiz şu ifade ile kendini gösterir: “Ortam müsait değil…”

Müsait zaman müslümanlığı!

Müsait olamayış sadece ortamla da sınırlı değil… Toplum, sistem, çevre, konsept, konjonktür, zaman, zemin, özel durumlar namüsaitliğin nedenleri… Yani sorumluluktan sıyrılmanın yollarını çoğaltabiliriz… Nice meşgaleler, bitmez mesailer müsait olamayışımızın hazır gerekçeleri…

Bu algının geldiği nokta ise; müsait zamanlar Müslümanlığı… Tüm zamanların Müslümanlığından, ortamın müsaitliğine bağlı bir Müslümanlık… Boş vakitler uğraşısı…

Sormak gerekmiyor mu? Kulluk bir hobi mi, alışkanlık mı, adet mi ki müsait zamanlara sarkıtalım?

Evet, bu bir fantezi mi? Faraziye mi? Fuzuli bir uğraş mı? Yoksa bir fariza mı?

Esas olan; kulluk da kararlılık, dava da süreklilik, mücadele de tutarlılık değil mi?

Kul olmanın külfetine katlanmadıktan sonra, bu nice bir kulluktur demezler mi?

Bu yükü yüklenmeye, sorumluluk almaya yürek el vermiyorsa elbette o zaman ortam müsait olmayacaktır…

Canımız istemiyorsa, kendimizi rahatlatacak yorumlar bulmakta zorlanmayız… Kafamız basmıyorsa teviller kırılagider, her şeye bir şekilde yol bulabiliriz…

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

433. Sayı Ocak 2019