Sayı : 442   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

Modern Hayat Şartları ve Teknolojinin İlerlemesi

  • 10 Ekim 2019
  • 47 Görüntülenme
  • 442. Sayı / 2019 Ekim



Modalar, insanı âdeta robotlaştırdı. Şahsiyet eksikliğini maddiyatla tamamlama gayreti doğdu. Yani şahsiyet zaafını, modalarla, giyim-kuşamla telâfi etme yoluna gidildi. Bu gösteriş, tüketim çılgınlığı, oburluk ve israf, İslâm’ın tanımadığı bir hayat tarzıdır. Modalar sebebiyle Allah’ın gazap ettiği kimselerle şeklî ve zahiri benzerlikler artmaya başladı.

 

 

Tekniğin ilerlemesiyle resim ve fotoğraf düşkünlüğü revaç buldu. Hatta rabıta adı altında manevi hayata kadar sirayet etti. Hâlbuki resimle rabıta olmaz. Rabıta; muhabbeti taze tutmaktır, bir gönül beraberliğidir, o kadar! Bundan daha öteye götürülemez. Rabıta, muhabbet hududunda kalmalıdır. Bu hududun aşılması -Allah korusun- şirke kapı açmaktır. Tevhid akidesinin de hiçbir şekilde ortaklığa tahammülü yoktur.

 

Günümüzde demirin, madenlerin ve teknolojinin terakkisi medeniyet zannediliyor. Hâlbuki medeniyet, insani değerlerle olur. Teknik ve teknolojik terakkiler ise, insan meziyetlerini geliştirmemiş, bilâkis insanın fıtratını değiştirmiştir. Yani fıtratı menfi yönde değiştirmiştir, tıpkı hormonlu meyveler ve sebzeler gibi…

Sanayinin, teknolojinin gelişmesinin neticesi ne oldu?

İnsanları hodkâmlaştırdı, bencilleştirdi. Sadece kendini düşünür hâle geldi insanlar.

Ahireti unuttular.

Hayâ, iffet, güzel ahlâk, mahremiyet gibi haslet ve hususiyetler zayıfladı.

Mesela internet, teknolojinin getirdiği bir netice. Bir Müslüman, lüks bir mekânda yemek yediği aile sofrasının resmini, internette neşrediyor!

“Ne yapıyorsun?” dediğinizde:

“Ben bunu bir arkadaşıma gönderdim.” diyor.

Belki o arkadaşı muhtaç durumda. Onu özendiriyor, ihtirası körüklüyor.

Sonra o resim sırf arkadaşına da gitmiyor. Birçok yere dağılmış oluyor. Mahremiyet ihlâl ediliyor.

Diğer taraftan, yine bu global kültür istilâsının neticesinde, hanımlık deşifre edildi. Hürriyet, eşitlik diye hanımlar kandırıldı, tacize açık hâle getirildi. Hâlbuki hanım, ailesinin sultanıdır.

Diğer bir husus; düğünlerde değerlerimiz kayboldu:

Şaşaa, debdebe, israf ve gövde gösterisi,

Fakirlerin, gariplerin davet edilmemesi (sanki bir “kast sistemi”),

Mahremiyetlere dikkat edilmemesi…

Bu da ayrı bir kaybımız oldu. Bu da teknolojiyle daha hızlı yayılma imkânı bulan global kültür istilâsının, manevi değerlerde meydana getirdiği ayrı bir kayıp.

Yemek adabında değerlerimiz kayboldu:

Meselâ yabancı sofralarda, çatal-bıçak nasıl konuluyorsa, sofralarda o şekilde bir düzenleme başladı.

Gıdalar vitrine edilmeye başladı. Hâlbuki birçok mahrumun gözleri-gönülleri o gıdalarda takılı kalıyor. O gıda, yiyene gaflet ve kasvet veriyor.

Bizim çocukluğumuzda-gençliğimizde de, İstanbul’da lüks lokantalar vardı. Fakat vitrininde bir perde vardı, içerisi gözükmezdi. Örften gelen, böyle güzel hassasiyetler vardı.

O zamanlar evlerde fırınlar yoktu. Odun yakılırdı bahçelerde, yemek öyle pişirilirdi. Börekler, baklavalar, bir sofra beziyle üstü örtülerek mahallenin fırınına gönderilirdi. Sonra da:

“Aman evlâdım; kokusu gider, canı çeker, muhakkak fırıncıya da biraz ver.” denilirdi.

O zaman fileler de yoktu, içini göstermeyen torbalar vardı. Pazar alışverişinde;

“Aman bu sebzelerde, meyvelerde bir muhtacın gözü takılı olarak bize gelmesin.” denilirdi.

Hele hele bugünkü gibi dışarıda dönerler, kebaplar, vesaireler, mahrumların gözleri takılı olan yiyecekler yoktu. Bunlar maalesef zamanla yayıldı.

Meselâ -ben İstanbul’u kastediyorum- neredeyse mutfak kalmadı evlerde. Lokantalar mutfak oldu. Motosikletlerle evlere yemekler taşınıyor.

Hâlbuki yemeğin bir maddî lezzet tarafı vardır, bir de manevi lezzet tarafı vardır. Onu abdestli olarak, besmeleyle, kelime-i tevhid ve tefekkürle pişirmek, yiyenlere feyz ve şifa vesilesi olur. Şimdi ise o yemeği kim pişirdi, ne ile pişirdi, nasıl pişirdi, meçhul!

Yemeği yerken de besmeleyle başlamak, nimetin asıl sahibini unutmadan yiyip hamdele ile bitirmek gerekir ki o gıda, feyz, ruhaniyet ve şifaya vesile olsun.

Maalesef bunlar zaman içinde kaybedilen değerler oldu.

Kılık-kıyafet değerleri kayboldu:

Dar, sıhhate aykırı, şahsiyete uyumsuz kıyafetler geldi. Kadın-erkek şahsiyeti birbirine karıştı. Yabancı özentisi arttı. Çocuklar hevesini alsın diye, birçok nahoş şeyler hoş görüldü. Tesettür hassasiyetinde aşınmalar meydana geldi.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

442. Sayı Ekim 2019