Sayı : 444   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Kimlik İnşası

Ramazan Kayan

İç Tehdit

  • 10 Ekim 2019
  • 83 Görüntülenme
  • 442. Sayı / 2019 Ekim



Dinamik bir hayata durgun ve donuk söylemlerle müdahil olamayız… Kapalı yapılarla, sadece kendimize has özel dünyalarla çağın sorunlarına muttali olamayız, vahye şahitliğimizi sürdüremeyiz… Sadece kitap okumakla fıkıh oluşmuyor, hayatı da okumak gerekiyor…

 

 

Profan yaşam, pagan söylem, popüler kültür, reel-politik daha çok prim yapıyor, şimdilerde… Anlamın yerini imaj… Bütünün yerini parça… Yakînin yerini şüphe… Vahyin yerini popüler kültür aldı… İnsanlar öte dünyasız bir dünyanın tadını çıkarmaya durdular… Bunun sonucu olarak aldırışsız, duyarsız, dertsiz, değersiz, gayesiz kuşaklar geleceğimizin teminatı değil tehdidi olmaya başladılar…

 

 

Marjinalleşme… Değişen zamanı, gelişen olayları doğru okuma, doğru anlama ve doğru yönlendirme, sağlıklı bir zeminde, sağlam bir zihinle gerçekleşmeyince fertler de hareketler de donuklaşır, zamanla dinamizmini kaybederler…

Özelde Türkiye’deki genelde dünyadaki İslami hareketler modern zamanların yeni durumları ile yüzleştikçe yeni tehditlere maruz kalmaktadırlar. Bu tehditlerden bir kısmı baskıcı rejimlerin zulümleri ve emperyalist güçlerin tuzaklarından oluşan dışsal tehlikeler, diğeri de İslami yapıların düşünsel ve yapısal çizgisine yönelik saptırıcı, dönüştürücü, yozlaştırıcı içe yönelik operasyonlardır… Biz bunlardan ikincisi üzerinde durmak istiyoruz… Belki bu konuda üzerinde önemle durulması gereken birçok başlık olmakla birlikte biz bunlardan sadece dördü ile ilgili düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız… Bunlar:

Marjinalleşme…

Ilımlılaşma…

Sekülerleşme…

Popülerleşme…

Marjinalleşme…

Değişen zamanı, gelişen olayları doğru okuma, doğru anlama ve doğru yönlendirme, sağlıklı bir zeminde, sağlam bir zihinle gerçekleşmeyince fertler de hareketler de donuklaşır, zamanla dinamizmini kaybederler… Gerekli fikri, fıkhi ve fiili performansı gösteremeyen yapılar süreç içerisinde körelir, dar ve sığ bir dünyaya kendilerini hapsetmiş olurlar… Yeni kuşatmalara karşı yenilenerek çıkmak için derin bir tefekküre, engin bir tefekkuha, ciddi bir teakkula, sürekli bir tezekküre ihtiyaç vardır…

Dinamik bir hayata durgun ve donuk söylemlerle müdahil olamayız… Kapalı yapılarla, sadece kendimize has özel dünyalarla çağın sorunlarına muttali olamayız, vahye şahitliğimizi sürdüremeyiz… Sadece kitap okumakla fıkıh oluşmuyor, hayatı da okumak gerekiyor…

Marjinal marazlar, şaz ve uç görüşler, sığ anlayışlar, çiğ davranışlar, kısır döngüler, anlamsız cedeller, zaman kaybından başka bir kazanım sunmuyor…

İtici, kırıcı, dışlayıcı, tekfirci, tedhişçi bir dil ve duruş, sadece muhatap kitleye değil, kendimize de zarar verir…

Cahil bırakılmış nesillere karşı düşmanca bir tutum izlemeyi, çatışmacı bir yol seçmeyi nasıl onaylayabiliriz? Bu durum bize ve onlara nefret, öfke ve uzaklaşma dışında ne kazandırır ki?

Toplumsal davet ve tebliğ sorumluluğumuz aciliyet kesbediyor… Bu halkı potansiyel düşman görüp dışlamak, tasvip edilecek bir durum değildir… Bu, toplumun bütün kabullerini onaylıyoruz anlamına da gelmiyor… Toplum bizim uğraş alanımızdır… Yaşadığımız toplum, kendini İslam’a nispet etse de ciddi bir cehalet içinde bidat, batıl ve hurafelere batmış durumdadır. Toplumun İslami bilinç kazanması ve İslami dönüşümü için ilim, hikmet ve şefkatle tebliğ çalışmalarına yoğunlaşmamız gerekiyor… Kendimizi, kendimiz dışındakilere kapatarak hangi sorumluluğun üstesinden gelebiliriz? Kendi ilke ve değerlerimize sımsıkı tutunarak toplumu kuşatacak bir vasatı sürdürebiliriz… “Küçük olsun, benim olsun” sığlığından da kurtulmak lazım… Özellikle anlamsız bir şiddeti ve nefreti besleyecek yaklaşımlardan, anlayışlardan uzak durmak durumundayız… Tahakküme dönüşecek tehevvürden beri olmak, akl-ı selimin gereğidir…

Tepkimiz açık küfre, aşikâr zulme, yaygın sömürüye ve insanlığın baş belası emperyalizmedir…

Muhalefetimiz, muhatap kitlemizin kendisine değil, onların yanlış ve yanılgılarınadır…

İslam’ın direnişçi, bir o kadar da barışçı ruhunu çağa taşımak, böylece vahye tanıklığımızı sürdürmek mecburiyetindeyiz…

Doğrusu marjinal kalmamız en çok İslam düşmanlarının işine gelir ve onları sevindirir… Nitekim İslami oluşumları atomize, terörize ve marjinalize etme çabalarının arkasında hangi kirli ve sinsi ellerin bulunduğu bugün daha iyi seçilebiliyor… Bunun farkında olan bizlerin, bizi şaibe altında bırakacak, zihinlerde soru işaretlerine neden olacak ve güveni sarsacak tavır ve tutumlardan, tartışma ve düşüncelerden, araç ve alanlardan uzak kalmamız basiretli davranmanın gereğidir… Yaşanan süreçler ve tecrübeler gösterdi ki, bu toplum, meşru bir zeminde yürüyen, kendini dışlamayan İslami çalışmalara en azından ilgisiz kalmamaktadır…

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

442. Sayı Ekim 2019