Sayı : 526   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Neden Allah'a İman Etmeye Muhtacız?

  • 29 Eylül 2026
  • 14 Görüntülenme
  • 526. Sayı / 2026 Ekim



Kendisini var eden, kulunun her nefesini bilen, her duasına icabet eden ve merhameti annenin evladına olan merhametinden katbekat fazla olan, merhameti gazabını geçmiş bir Rabb'e inanmak, insana esas yuvasını kazandırır. Allah'a iman etmek, evrenin soğuk ve ilgisiz bir madde yığını olmadığını, aksine şefkatli ve her şeyi kuşatan bir Zat tarafından yönetildiğini bilmektir. Bu bilinç, ruhun yetimliğine son veren tek merhemdir.

Tevhid itikadı bize öğretir ki; evrendeki bu muazzam düzen (nizam), gayeli yaratılış (gaye ve nizam delili) ve sıfırdan var ediliş (hudûs delili), tek bir Yaratıcı'nın varlığını zorunlu kılar. O Yaratıcı; her şeyi bilen (Alîm), her şeye gücü yeten (Kadîr) ve her işi hikmetle yapan (Hakîm) Allah'tır. Yaratılmış (mahlûk) olan insan, bu kadar kusursuz bir sanatın karşısında Sanatkârı'nı tanımakla mükelleftir.

"İnsan fıtraten bir anlam ve sığınak arayışında mıdır? Bir Yaratıcı'ya inanmamak, ruhumuzu karanlık bir çölün ortasında yapayalnız bırakır mı? İçimizdeki sonsuzluk arzusu fani şeylerle doyurulabilir mi? Yaşadığımız haksızlıklar ve hayatın fırtınaları karşısında iman nasıl bir zırh oluşturur? Allah'a iman etmek, sadece ahireti değil, şu an yaşadığımız her anı nasıl anlamlı kılar?"

İnsan, biyolojik bir bedene hapsedilmiş sıradan bir canlı değildir. Göğüs kafesinin altında atan yürek, sadece kan pompalamaz; görünmeyene, sonsuza, mutlak güzelliğe ve güce duyulan derin bir özlemi de taşır. Hayatın karmaşası içinde zaman zaman bu özlemi unutsak da ruhun derinliklerinde çınlayan o soru hiç susmaz: "Ben kimim, nereden geldim ve nereye gidiyorum?" İşte iman, bu yakıcı soruya verilmiş kuru bir cevap değil; insanın varoluşsal sancılarına şifa olan tek hakikattir. Nasıl ki beden yemek ve su olmadan canlılığını sürdüremezse, ruh da Kendisini yaratan Yaratıcı'ya inanmadan gerçek manada hayatta kalamaz. İmana olan ihtiyacımız, bir tercihin ötesinde, fıtratımızın en temel varoluşsal zorunluluğudur.

Bir an için kendinizi lüks bir otel odasında düşünün. En lezzetli yemekler önünüze konmuş, en konforlu yataklar sizin için hazırlanmış. Ancak bir sorun var: Kim olduğunuzu bilmiyorsunuz, dışarıda fırtına kopuyor ve kapıda sizi her an dışarı atabilecek belirsiz bir tehlike sezgisi var. Bu konfor size huzur verir mi? Kesinlikle hayır. Anne babasını hiç tanımamış bir çocuğun hüznü de böyledir. O çocuk en başarılı iş insanı da olsa, dünyanın en zengin insanına da dönüşse, içinde daima kanayan bir yara taşır. Başkalarının annesine sarıldığını gördüğünde, kendi köklerinden koparılmış olmanın yetimliğini yaşar. İşte insanın Allah'a olan imansızlığı, bu yetimliğin tüm evren ölçeğindeki hali gibidir. Yaratıcısını tanımayan insan; trilyonlarca yıldızın, uçsuz bucaksız galaksilerin ortasında yapayalnız, sahipsiz ve kimsesizdir. Kendisini var eden, kulunun her nefesini bilen, her duasına icabet eden ve merhameti annenin evladına olan merhametinden katbekat fazla olan, merhameti gazabını geçmiş bir Rabb'e inanmak, insana esas yuvasını kazandırır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

526. Sayı Ekim 2026