Sayı : 439   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sosyal Doku

Nureddin Yıldız

Salahaddin Eyyübi

  • 07 Mayıs 2019
  • 113 Görüntülenme
  • 437. Sayı / 2019 Mayıs



Salahaddin, yirmi beş yıla yakın bir zaman idarecilik yaptı. Ciğerleri hastalıklı bir bedenden gür bir sesin çıkmayacağını iyi bildi ve önce iç sıkıntıları bertaraf etmeye çalıştı. Ümmetin menfaatlerini kendi menfaatleri gibi kullananları ortadan kaldırdı. Ciğerlerini iyi nefes alır hale getirince de haçlı ordularının önüne çıktı. Nûreddin Zengi ile başlayan ve Salahaddin’le uygulanan bu plan sayesinde de Kudüs kurtarıldı. Haçlılar püskürtüldü.

Salahaddin zahitti. Mala tenezzül etmedi. Allah’ın cennetinden başka bir şey aramadı, beklemedi. Öldüğünde sadece bir altın ve otuz yedi gümüş parası vardı. Bu miktar onun, yetimlere verilmesini emrettiği bir tek aylıktan bile azdı. Hükmettiği topraklarda dullar bile servet sahibi olmuştu. Ne oturduğu evi ne de bir bahçesi vardı. Bir atı ve bir kılıcı vardı. Onları da askerlerine hediye etmiş, kendisi Kudüs’ü fethettiği cihadında emanet ata binmişti. Kudüs’ü fethinden sonra ondan intikam almak için birleşip gelen Alman, Fransız ve İngiliz krallarını önünde diz çöktüren koca Sultan çulsuz, pulsuz olarak Rabbine gitti.

“Çöle inen nûr” ilk kırk yılda “asr-ı saadet”ini yaşadı. Çöl nûr doldu. Vahşet gizlendi. Şer ezildi. Kula kulluk gitti, kulları yaratana kulluk geldi. Geceler aydınlandı. İnsanlık yeşerdi. Ye’s gitti, umut geldi.

İlk kırk yıl çok güzeldi. O yıllarda ölüm bile güzeldi. Kurtlar koyunlarla kardeş oldu diyen olsa, ona bile inanılacaktı. Her şey güzeldi. Ölüm bile. İnsanlar ölüme koştular adeta. Rüya gibi bir kırk yıl geçti. Hüznü ile neşesi ile -bir defalığına olduğu besbelli- bir kırk yıl geçti. Saadetin yüzlerden okunduğu bir saadet çağı yaşanmıştı.

Siyasetin ve ilmin altın çağı oldu o kırk yıl.

Sonra siyaset çalkalandı.

O kırk yılın ardından nice kırk yıllar geldi geçti. Her gelen “kırk” hasretleri artırdı. Dertler çoğaldı. Sorunlar büyüdü. İmtihan zorlaştı. Gözyaşları, nedametler arttı. Düşmanlar birleşip geldi, çevreyi kuşattı; içerden kendilerine destek veren eller buldular.

Her şey İslam için diyerek çıkılan yolda, dökülenler ve dökenler türedi. Menfaatler etrafında ordular, beylikler kuruldu. Debdebeli hayatlar, kubbeli saraylar, fenerli gece alayları ihdas edildi. Ne idik ne olduk diyenler azaldı. Sürünün sürüklendiği yöne doğru kitleler kaydı durdu. Haykırmak isteyenlerin sesi kısıldı.

Hıristiyan dünyası parça parça olduğu halde “haçlı orduları” adı altında Ümmet-i Muhammed’e karşı tek vücut olurken, Tevhid dininin mensubu Müslümanlar emirliklere, eyaletlere bölündüler. Neredeyse her kasabanın müstakil bir sancağı oluştu. Parça parça olanlar birleşti, birleşik bütün parçalandı.

Tek iyi giden âlimlerin mükemmel çalışmalarıydı.

İlim insanlıkla buluştu. İlim ilim oldu.

Kütüphaneler doldurdular, medreseler o çöle inen nûrla aydınlandı. Yaşadıkları çağı aydınlattıkları gibi, kıyamete kadarki çağlara yetecek ışık bıraktılar. Yılmadılar, yorulmadılar. Şehir şehir, kıta kıta dolaşıp ilmi ihya ettiler. Rasulullah (sav)in Sünnetini hiçbir peygambere nasip olmamış bir şekilde korudular, kayıt altına aldılar.

Coğrafya ise vahimdi. Emanetler tek tek elden gidiyordu.

Üçüncü büyük emanet Kudüs/Mescid-i Aksa gitmişti.

İlk kıble haçlıların elinde toplu bir Müslüman mezarlığına çevrilmişti. Kudüs gitti; ama Müslümanların başında, onların yönetimini üstlenenlerin endişesi yoktu. Herkes sarayında cariyeleri, hizmetçileri ile Kisra sarayını andırır bir hayat yaşıyordu.

Müslümanların sırtında “yönetici” adı ile duranlar, birbirleri ile hesaplaşacakları zaman da, haçlılardan yardım istiyor, üç günlük saltanatları için, şehitlerin emaneti toprakları haçlılara bahşediyorlardı. Artık hasret koru alev olmuş, bağırları tutuşturuyordu. Bir avuç olan samimiler de bir önder gözlüyordu.

Nihayet altıncı asrın başında bugünkü Suriye topraklarında bir isim belirdi:

Nûreddin Zengi.

Nûreddin Zengi bir Selçuklu atabeyi idi. Kalbi Kudüs’ü kurtarma arzusu ile dolu, mücahid, müttaki, zahid bir liderdi. Ümmetin derdini kavramış, çözüm için çareler üretmeye çalışmıştı.

Nûreddin Zengi, asırlar süren sefaleti sona erdirmek için Suriye bölgesini, içerideki gafillerden ve hainlerden, dışarıdaki haçlı sürülerinden temizlemeye başladı. Bu esnada da emrinde çalışan elemanlarından Yusuf bin Eyyüb’ü Mısır’a gönderdi.

Onun planını uygulamak için Mısır’a gönderdiği bu elemanı, daha sonraları “dinin salaha ermesi” anlamına gelen Salahaddin olarak adlandırılacak Salahaddin Eyyübi idi.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

437. Sayı Mayıs 2019