Sayı : 431   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

İman İspat İster

  • 06 Kasım 2018
  • 82 Görüntülenme
  • 431. Sayı / 2018 Kasım



Rivayetler gösteriyor ki, her iddia, ispata muhtaçtır; ispat ise delil ve şahitlere… İnsanın Allah’ın huzurundaki en büyük iddiası, O’na iman ettiğini söylemesidir. Bu iddianın ispatı, hayat boyunca sergilenecek olan sâlih ameller ve istikamet üzere bir yaşayıştır.

 

İman, kimi zaman lütuf, kimi zamansa kahır tecellileri ile imtihana tabi tutulur. Kahır tecellileri karşısında sabredip esbaba tevessül şartıyla tevekkül, teslimiyet ve rıza göstermek, Allah’ın rızasına vesile olur. Bunun zıddına, isyan etmek ise kulu manen helâke götürür. Lütuf tecellileri ile imtihan da böyledir. Nail olunan lütufları da Allah’tan bilip şükretmek, tevazu ve mahviyet göstermek icap ederken, bunun zıddına, Kârun gibi nimetleri kendine izafe ederek kibir ve gurura kapılmak, manen helâk sebebidir.

 

“Rivayete göre Hazret-i Peygamber (sav) ashabından Hârise’ye:

–Ey Hârise, nasıl sabahladın? diye sordu.

Hârise (ra) :

–Hakiki bir mü’min olarak! cevabını verdi.

Bu defa Peygamber Efendimiz (sav):

Ey Hârise! Her hâl ve hakikatin bir ispatı vardır. Senin imanının hakikatinin ispatı nedir? buyurdu.

Hârise (ra):

–Yâ Rasûlallâh! Dünyadan el etek çekince, gündüzlerim susuz, gecelerim uykusuz hâle geldi. Rabbimin Arş’ını açıkça görür gibi oldum. Birbirlerini ziyaret eden cennet ehli ile, yekdiğerine düşman kesilen cehennem ehlini görür gibiyim, dedi.

Bunun üzerine Allah Rasûlü (sav):

–Tamam yâ Hârise! Bu hâlini muhafaza et! Sen Allah’ın, kalbini nurlandırdığı bir kimsesin.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 57) buyurdu.

Başka bir rivayette de Rasûlullâh (sav)Hazret-i Hârise’nin bu hâlini ve kulluktaki samimiyetini şöyle tasdik etmiştir:

“Bir kim­se, Allah’ın kalbini nurlandırdığı bir şahsı görmek isterse Hârise’ye baksın.”(İbn-i Hacer, el-İsâbe, I, 289)

Bu rivayetler gösteriyor ki, her iddia, ispata muhtaçtır; ispat ise delil ve şahitlere… İnsanın Allah’ın huzurundaki en büyük iddiası, O’na iman ettiğini söylemesidir. Bu iddianın ispatı, hayat boyunca sergilenecek olan sâlih ameller ve istikamet üzere bir yaşayıştır.

İman; dil ile ikrarla birlikte zihinle değil, kalp ile tasdik olarak beyan edilmiştir. Kalp ile tasdik, kendini davranışlarda, yani amel-i sâlihlerde gösterir. İman bir muhabbettir. Muhabbetin ölçüsü, fedakârlıktır. İmandaki samimiyet, Allah yolundaki fedakârlık nispetindedir.

Yani herkesin âyinesi, yapmış olduğu işlerdir, sadece sözde kalan laf kalabalığı değil… Bu sebeple şair:

“Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.” demiştir.

Yine imanın kemali, “takva” ile yaşanan bir kalbî hayata bağlıdır. Takva ise; Allah’tan uzaklaştırıcı her şeyden kalbi koruma, nefsanî arzuları dizginleyip ruhani istidatları yükselterek Hakk’a güzel bir kul ve dost olabilme sanatıdır. Yine takva, Allah’ın gazabından ve azabından, rahmetinin gölgesine girmeye gayret etmektir. Dinin hükümlerini, heyecan, vecd ve istiğrak içinde ifa etmektir.

Ayet-i kerimede buyrulur:

“…Siz takva sahibi olun, Allah size (bilmediğinizi) öğretir.” (Bakara, 2/282) Yani Cenab-ı Hak, kulunun takvası ölçüsünde ona ilim ve irfan bahşeder, kulunun gönül âleminden mârifetullah iklimine ve ötelere pencereler açar.

Kulun imandaki sadakati, hayatı boyunca yaşadığı pek çok imtihan ile ortaya çıkar. Bu hususu Cenab-ı Hak, şöyle haber vermiştir:

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece İman ettik demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.”(Ankebût, 29/2-3)

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

431. Sayı Kasım 2018