Sayı : 431   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Tıbb-ı Nebevi

Prof. Dr. Nihat Bengisu

Okul Öncesi Eğitimin Önemini Artık Anlamalı ve Anaokullarımızı Açmalıyız !

  • 06 Kasım 2018
  • 51 Görüntülenme
  • 431. Sayı / 2018 Kasım
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Prof. Dr. Nihat Bengisu
Tüm Yazı Arşivi



Evet, okul öncesi eğitimin önemini, yani anaokullarının gerekliliğini acilen kavramalıyız ve bir yerden başlamalıyız. Gerçi son zamanlarda, en azından oturduğum ilçe Başakşehir merkez mahallemizde 25 adet anaokulu açılmış durumda. Yine de işin önemini tam anlamamışız olmalıyız ki; ülkemizde okul öncesi eğitim kurumlarının oranı sadece %10. Nihayet Milli Eğitim Bakanlığımız her ilköğretim okulunda bir de anasınıfı eklenmesini şart koştu ki devletin meseleye el atması ümit verici.

“Çocuklarımıza nerede, hangi okulda, nasıl bir eğitim verdirelim; devletin öyle bir okulu var mı?” diye sorup düşünürken çocuklar hızla büyüyor, kendi bildikleri doğrultuda bir şahsiyet ve ahlâk kazanıveriyor. Bilinçsiz ve programsız geçen yılların sonunda; çok yönlü çatışmalar, ajitatif tavırlar, depresyonlar, derslerde başarısızlıklar, hatta intihar denemeleri vuku buluyor. Çoğu kez ya onlar bizi, ya biz onları anlayamıyoruz. Hemen her uyarı eleştiri gibi algılanıyor ve çatışma getiriyor.

Sonuçta biz veliler; gençlerin psikolojisini bilemediğimizi, iyi bir çocuk eğitimcisi ve ideal bir anne baba olmadığımızı, zuhurata tabi olduğumuzu, ön görülerimizin çok yetersiz kaldığını, biz bir şeyler anlar hale geldiğimizde artık sorunların boyumuzu aştığını; örgün eğitimin ve öğreniminin veya oradaki ortamların bize pek yardımcı olmadığını kabulleniyoruz.

Örgün öğrenim okulları sanki örgün öğütüm okulları; sanki isyan ettirme merkezleri, sanki kötü alışkanlıkları belleme kursları… Orta öğrenim gençlerinin %80’i sigara, %10’u madde, %95’i internet bağımlısı... Kıyafetleri, bakış ve tavırları, diyalog ve eylemleri Alemdar Polat’ları sollamış. Kitap, namaz, mescit, şiir, sanat deyince; cinleri tepelerine sıçrıyor. Hele babalar ve oğullar; hemen hemen hiç anlaşamayan tescilli iki kavgalı haline geliyor.

Psikiyatr Dr. Hamdi Kalyoncu öyle diyor: Dünyada anlaşamayan iki kişi: “Babalar ve oğullar”. Nasıl anlaşsınlar ki; gençlerin önemli kısmı fönlü ve flörtlü; ama evlenmemeye, akraba ve komşulara görünmemeye yeminli. Hedef ve idealleri belirsiz... Onlara göre evin, anne babanın, mahallenin, komşunun, okulun, öğretmenin iyisi yok. Herkes, her şey kötü… Gelecek ise tamamen belirsiz. En iyi okulu bitirsen dahi işsiz kalacaksın. Öyleyse diplomanın, sertifikanın pek bir anlamı yok. Sırf anne babası “Oku!” dediği için, sırf mahalledekiler okuyor (?) desin diye bir okula yazılıyor. O da babasının, anasının zoru ile. Bu şartlarda okul bitirsen ne yazar? Beni kim işe alır? Zaten işsizlik %12.

Aynı süreci bir zamanlar babalar da yaşadı; ama şimdi unutmuş görünüyorlar ve çocuklar doğup büyümeden tedbirini almıyor.

Gençlerin çoğunun evlenme çağları geçiyor; bir hazırlıkları yok. Niyetin nedir diye sorsan; “O da nerden çıktı?” diye dik dik bakmalar... “Ne zaman anne baba olmayı düşünüyorsunuz?” diye sorsan; sorduğuna pişman olursun.

Eh, nihayet nasip doğrulup da evlenseler ve çocukları oluverse; okul öncesi eğitimin gerekliliğini veya aciliyetini bize veya onlara sorsalar; kaçı veya kaçımız bunu acil ve elzem görür? Kaçımız müstakbel yavrusunu veya torununu nasıl yetiştireceğinin eğitimini almıştır?

Muhtemelen hiç biri!

Diyelim ki çocuklar bulûğa erdi ve bir veliye sordular: “Çocuğunuza cinsel eğitimi nasıl veriyorsunuz; veya kötü alışkanlıklardan, içkiden, sigaradan, madde bağımlılığından nasıl koruyorsunuz; sigara ve içki yasağını nasıl ve ne zaman koydunuz?” diye; acaba doğru cevabı verebilir miyiz?..

 

Psikolog Prof. Dr. Osman Sezgin’e karşılaştıkça soruyorum bunları:

“Sorun ve çözüm nedir? Eğitime nereden başlayalım?” diye. Ne cevap veriyor, biliyor musunuz?

“Önce kendinizden, sonra karnınızdaki bebeğinizden; sonra evlenmeye niyetlenen gençlerden başlamalısınız”.

Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanları da yaklaşık şeyleri söylüyor: “Bebek doğduğu ilk günden.” diyor.

-Çocukları hangi okula verelim? Cevap şaşırtıcı:

-Home school’a. Yani okulunuzu kendiniz, kendi evinizde kurun.

-Nasıl yani?

-Okulu, öğretmenleri evinize taşıyın. Siz de rehber öğretmen olun. Çocuklarınız gözünüzün önünde olsun. Çocuklarınız 15 yaşından önce bilgisayar veya internetle tanışmasın. Bilgisayar; evin en orta yerinde olsun ki çocuğunuz nerelere girip çıkıyor, siz de kontrol edin.

Düşündüm, kendimi yokladım. Bir zamanlar Darü’l-Erkam projelerimiz vardı. Vardı ama pek başarılı olamamıştık.

Sahi biz veliler Darü’l-Erkam, home school, yani Evokulu inşası, daha önemlisi insanın inşası ile ilgili bir eğitim aldık mı? EDAM (Eğitim Danışmanlığı ve Araştırmaları), Cıvıltı Çocuk Kulüplerimiz ne diyor?

Her bir bina inşaatı için önce birkaç mimar ve tecrübeli mühendis bulunmakta, zemin etütleri, plan ve projeler yapılmakta, statik hesaplarından sonra uygun temel atılmakta, gerektiğinde fore kazıklar ve kolonlar çakılmakta; ki bina çökmesin ve de kaymasın…

Peki, biz ne yapıyoruz? Evlatlarımızı nasıl inşa ediyoruz?

Büyütülmesi, hele de eğitimi; nice gökdelenlerden zor ve detaylı olan insanın inşası için veliler ne yapıyoruz? Hiçbir psikologa, pedagoga danışıyor muyuz?

Sorunca da sözüm ona hepimiz pek donanımlı, çok diplomalı, hayırlı (?) evlatlar yetiştiriyoruz. Acaba öyle mi? Yukarda; gençlerin profilini gördük. Elbette hepsi bir değil; örnek gençlerimiz de var. Ama bir de sokağa bakalım; trafiğe çıkalım; gözümüz kesiyorsa tabii:

Sürücülerin üçte biri ajite veya psikopatik. Eskiden sarı ışıklar; yani yavaşlayın! İkazı vardı. Şimdi kaldırıldı; çünkü kaza sayısını arttırıyordu; çünkü “Kırmızı yanmadan gaza basıp geçeyim.” diye algılıyordu millet sanki. Yeşil ışık yanınca, öndeki sürücü bir iki saniye geciksin; görün birtakım sürücülerin korna ve el kol hareketleri ile nasıl ajitasyon yaptıklarını, en azından söylenip diş gıcırdattıklarını. “Daha ne bekliyorsun be adam?! Niye beni sağlayıp geçtin lan?” deyip geçeni az önce geçeni yetişip trafiği allak bullak edenleri, küfredenleri, hatta dövüşenleri.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

431. Sayı Kasım 2018