Sayı : 449   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Derkenar

Ali Bektaş

Hazret-i Mevlâna ve Eserlerinde Kadın 2

  • 08 Mayıs 2020
  • 30 Görüntülenme
  • 449. Sayı / 2020 Mayıs



Mevlâna’nın eserlerinde ve menakıbında kadın; öncelikle hürmet edilmesi, hakkı hukuku gözetilmesi gereken bir insan olarak görünür. Şüphesiz Mevlâna’nın çağında da kölelik hukuku ve toplumsal kabuller, töreler dolayısıyla kadın, daha çok eziyet ve yük çeken, daha çok incitilen bir varlıktı. Erkeklerin yönettiği ve baskın olduğu bir toplumda kadının ikinci planda kaldığı aşikârdır. Gerçi bu, dünya yaratıldı yaratılalı böyledir ve aksi pek de mümkün görünmemektedir.

 

“Pertev-i Hakkest an mâşûk nî”

“Kadın Hakk nurudur, sevgili değil, azizdir.” (Mevlana)

 

Manevi kabuller, kişiler, kişilikler ve kaynaklar; her inanan için hayatı ve evreni anlamanın yardımcısı ve yol gösterenidir. Allah’a ve Rasulü (sav)’e iman etmiş olmak bizim için hayatı anlamlı kılmak ve böylece yaşamak için vazgeçilmezdir. Aynı şekilde Kur’an ve Hadis’in yol göstericiliğine ve ışığına inanmak da varlık ve benlik karanlıklarından canımızı kurtarıp, sağ-salim ebedi âleme nurânur götürmek için istifade ettiğimiz yardımcımızdır. Evet, inanmak bize yardım eder. Hatta bizden evvel inananların tecrübeleri, fikirleri, eserleri ve yorumları da bize yardımcı olsun, görüşümüzü gönlümüzü aydınlatsın diye istifade ettiklerimizdendir. İşbu halde Mevlâna’nın eserlerinde kadın meselesine bakışımızı geliştirecek, iyi, yararlı, olumlu ve doğru olana yönelik olarak değiştirecek fikirleri ve yorumları arayışımız yadsınamaz. Bu aynı zamanda geçmişle gelecek arasına bugünün köprüsünü iyilerin halleri ve sözleri ile kurmamıza da yardımcı olur.

Hazret-i Mevlâna bir müderris ve fetva makamında bir fıkıhçıdır. Aynı zamanda hadis ilmiyle meşgul olmuştur ve eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla tefsirde de yetkin bir isimdir. Onun Arapça, Farsça, Türkçe az miktarda da olsa Rumca okuyup yazabildiğini yine eserlerinden anlıyoruz. Mantık(İsagoci) Cedel ve Kıyas bildiğini, belagat ve fesahatte hüner sahibi olduğunu, tarih ve müzik bildiğini de eserlerinden anlamak mümkün. Hele itikada, akaide mahsus meseleleri nasıl bir kudretle ve misallerle anlattığını erbabı bilir. Şu halde Mevlâna kendi çağının gerçek bir âlimi ve arifidir. Böyle bir zata anlaşılamayan bazı misalleri dolayısıyla bühtan etmek inancımız, medeniyetimiz ve milletimiz açısından son derece yıkıcıdır. Düşüncelerini eleştirmek, delillerini sorgulamak ehli için gereklidir fakat bu zatı alelade bir ansiklopedist derekesinde görmek ya da göstermek; ondan istifade etmek isteyenlere kurulmuş bir tuzaktır.

Peki, bu kadar hüner ve marifetin sahibi Mevlâna neden kadın bahsinde yukarıya aldığımız sözleri söylemiştir ve bu konuda başka neler söylemektedir.

Öncelikle bilmemiz gereken şudur:

Mevlâna da hepimiz gibi bir annenin babanın evladıdır ve annesi Karaman’da bugün Aktekke (Mader-i Mevlâna) denilen yerde metfundur. Kız kardeşi olmayan Mevlâna’nın eserlerinde hemşirem ve sıddîka diye seslendiği hanımlar vardır. İlk evliliğini Karaman’da yapan Mevlâna tek eşlidir. Cariyesi de yoktur. Eşi vefat ettikten sonra ikinci evliliğini Konya’da bir dul hanımla yapmış, bu hanımının daha önceki eşinden getirdiği evlatlarını kendi evladı gibi sevmiştir. Mevlâna kendi etrafındaki kimselere de tek eşliliği salık vermiştir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

449. Sayı Mayıs 2020