Sayı : 437   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Maslahata Riayet Siyasetin Asaletidir

  • 05 Mart 2019
  • 162 Görüntülenme
  • 435. Sayı / 2019 Mart



İslâm dininin maksadı; insanların faydasına olanları gerçekleştirmek, bunları korumak ve insanlardan zararı uzaklaştırmaktır. Buna maslahat denir. Ancak maslahatlara insanların istediklerine göre değil, Allah'ın koyduğu çerçeve dâhilinde itibar edilir.

 

 

İslâm dininin getirmiş olduğu kuralların tamamı insanların yararınadır. Ancak bu kuralların anlaşılabilmesi için, dinin esas almış olduğu yararların fert ve toplum dengesi içerisinde mütalaa edilmelidir. Toplumun yararı için ferdin ezilmemesi, ferdin yararı için toplumun menfaatlerinin feda edilmemesi gerekir.

 

 

Siyaset-i Şer’iyye şuurunu kuşanmış olan ve daima mefsedete karşı maslahatın kavgasını veren Müslüman siyasetçi, Hakk’ın ve halkın gören gözü, işiten kulağıdır. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, anında safını belli eden ve işi ehline verendir. Bir topluluğa olan öfkesi onu onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmez. Günahkâr da olsa bir Müslüman’ın kesip attığı bir tırnağını kâfirlerin topuna değiştirmez.

 

Siyaset-i Şer’iyye; kişinin kendi nefsini, ailesini, toplumunu ve devletini Allah’ın şeriatiyle idare ederken hakkında şer’i nass olmayan meselelerde maslahatı ve mefsedeti tespit etme sanatıdır.

Şeriatullah ile mukayyet olan siyasetin asaleti maslahata riayettir. Maslahat, (S.l.h) kökünden türetilmiş masdar-ı mîmî olup “bir işin uygunluğuna, hayırlılığına sebep ve neden olan şey” anlamında kullanılmaktadır. Bu kökten türetilen bütün kelimelerde “uygunluk, elverişlilik” anlamı bulunmaktadır. Nitekim sulh ve musâlaha karşılıklı uyuşma, ıstılah bir sözcüğün anlamı üzerinde bir topluluğun uyuşması gibi anlamlara gelmektedir. Maslahatın zıddı olan mefsedet “kötü, bozuk, zararlı” gibi anlamlara gelmekte olup bu kelimede de bir “uyumsuzluk ve uygunsuzluk” anlamı bulunmaktadır. (İbnManzûr,Lisânü’l-Arab, DâruSadr, Beyrut,ts. II, 516; Ahmed bin Muhammed bin Ali el-Feyyûmî, el-Misbâhu’l-münîr, (tah. Yusuf Şeyh Muhammed), el-Mektebetü’l-asriyye, Sh: 180; Kasım bin Abdullah bin Emîr el-Konevî, Enîsü’l-fukahâ, (tah. Ahmed bin Abdürrezzak el-Kebîsî), Sh: 245, Dâru’l-vefâ, Cidde, 1406) Lügat manasına bağlı kalınırsa siyaset, anlaşma ve uzlaşma sanatı olup insanlığın ebedi saadet ve sulhu selameti anlamına gelen İslâm’ın temel maksatlarına hizmet eder.

 

İslâm dininin maksadı; insanların faydasına olanları gerçekleştirmek, bunları korumak ve insanlardan zararı uzaklaştırmaktır. Buna maslahat denir. Ancak maslahatlara insanların istediklerine göre değil, Allah'ın koyduğu çerçeve dâhilinde itibar edilir.

Lügat manası; "menfaat, fayda, yarar, bir şeyin düzgün, doğru ve uygun olması" anlamlarına gelen maslahat, fıkıh usulünde, ayet ve hadislerin yorumlanmasında veya hakkında nass bulunmayan konularda içtihat edilirken gözetilen ve din açısından muteber olan yararlara denir. Başka bir ifadeyle maslahat, menfaatin celbi yahut zararın giderilmesi demektir. Çoğulu mesâlihtir.

İslâm dininin getirmiş olduğu kuralların tamamı insanların yararınadır. Ancak bu kuralların anlaşılabilmesi için, dinin esas almış olduğu yararların fert ve toplum dengesi içerisinde mütalaa edilmelidir. Toplumun yararı için ferdin ezilmemesi, ferdin yararı için toplumun menfaatlerinin feda edilmemesi gerekir. Usulcüler maslahatları, Şâri'in muteber sayıp saymaması bakımından üçe ayırırlar:

a) Mesâlih-i Mu'tebere: Bunlar; dikkate alınması gerektiğine dair hakkında şer'î bir delil bulunan maslahatlardır. Kıyası delil olarak kabul eden fıkıh bilginleri, bu maslahatların itibara alınması ve buna göre ta'lil yapılması konusunda ittifak etmişlerdir. Dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması muteber maslahatlardandır. Bunlar üç mertebeye ayrılır:

1. Zarurîyyat: Ümmetin bütünü ve birimleriyle elde etmek zorunda olduğu maslahatlardır. Bu maslahatlar zemin edilmediğinde düzen bozulur, ümmetin hali fesat ve çöküşe gider. Bu maslahatları elde etmeyenler ahirette azaba uğrarlar. Bundan dolayı bu maslahatlar bütün ilâhî dinlerde mevcuttur. Zarurî maslahatlar beş kısma ayrılır:

a) Dini muhafaza, b) Nefsi muhafaza, c) Nesli muhafaza, d) Aklı muhafaza, e) Malı muhafaza.

Bu maslahatları korumak iki şekilde mümkündür:

a) Erkân ve adabına göre ikame etmek suretiyle,

b) Kendilerine arız olan zararı defetmek suretiyle.

2. Hâciyyât: Zorluk ve meşakkati ortadan kaldırmak, genişliği temin etmek için insanların muhtaç oldukları maslahatlardır. Bu maslahatlar gözetilmediğinde ümmetin bir kısmı sıkıntıya düşer. Seferde ruhsat, alış-veriş imkânı ve şekilleri bu gruba girer.

3. Tahsiniyyât: İnsanların hal ve durumlarının yüksek edep ve sağlam ahlâkî temellerin gerektirdiği şekilde olmasını temin eden maslahatlardır. Güzel giyinmek, adab-ı muaşerete riayet vb. bu gruptandır. (Şâtibî, el-Muvafakât(Nşr. A. Dıraz), Kahire, ts., II, 8-12; Karâfi, el-Furuk, Kahire 1347, IV, 33; Tâhir b. Âşûr, Mukasıdü'ş-şerîatil-İslâmiyye, Tunus 1978, Sh: 78-96 ) Zarûriyyât birinci, hâciyyât ikinci, tahsîniyyât ise üçüncü mertebeyi teşkil eder. Bunlar birbirleriyle çelişirse, mertebe sırasına göre, önce gelen sonrakine tercih edilir.

 

a)Şeriat sahibi Şariin hüküm koyarken itibar ettiği maslahatlara "maslahat-ı mutebere" denir. Meselâ aklın muhafazası Şariin istediği bir maslahattır. Bunun için şârî sarhoş edici içkileri haram kılmıştır. Çünkü içki sarhoşluk vermek suretiyle aklı ifsat eder. O halde aklı izale eden bütün içkiler haramdır ve şârî tarafından yasaklanmıştır. Kıyası hüccet kabul eden bilginler, bu tür manalara göre tahlil yapılabileceği ve bunlar üzerine hüküm kurulabileceğine müttefiktirler. İslâmın kabul etmeyip iptal ettiği ve ortadan kaldırdığı maslahatlara da "maslahat-ı merdûde" veya "maslahat-ı mulgât" denir. Şer-î hükümlere aykırı olan herhangi bir maslahat, esasında mefsedettir. Düşmana teslim olmak, bazen faydalı bir çözüm olarak düşünülebilir. Zira bu çözüm, öldürülmeyi ve hatta bazen esir edilmeyi malların telef olup gitmesini önleyen bir yoldur. Fakat şârî bu faydaya itibar etmemiş, düşmanla savaşılmasını ve ülkenin savunulmasını emretmiştir. Çünkü bu daha üstün faydayı sağlamaktadır. O da Müslümanların varlık ve şerefinin korunmasıdır.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

435. Sayı Mart 2019