Sayı : 437   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Kader ve Tevekkül İlişkisi

  • 05 Mart 2019
  • 176 Görüntülenme
  • 435. Sayı / 2019 Mart



Ehl-i sünnet itikadında tevekkül, Müslümanların kadere imanlarının bir sonucudur. Tevekkül eden kimse, organlarla yaptığı meşru faaliyetten sonra, işin sonucunu Allah’a havale etmede tam bir teslimiyet içerisinde bulunur. İslam’da cihat, içtihat, tefekkür, tedbir ve tedebbür gibi fiilî sünnetlerin teşvik edilmesi bunu gösterir.

 

Sebeplere tevessül etmeden yapılan tevekkül anlayışının Hz. Peygamber (sav)’ın söz ve uygulamalarında yerinin olmadığını da görüyoruz. Meselâ, onun, hicret olayında Sevr mağarasına sığınması, devesini salıp, Allah'a tevekkül etmek isteyen bir Müslüman’a: “Önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a tevekkül et.” (Tirmizî, Muhammed b. İsâ, Sünen, Kahire, 1962, Kıyâmet, 60) demesi, sebep-tevekkül ilişkisini anlatan en güzel delillerdendir.

 

 

Tevekkül ne demektir? Bazıları nasıl olsa Yüce Allah (cc) ezeli ilminde bizimle ilgili olacak olan şeyleri önceden yazmıştır. Ne yaparsak yapalım, başımıza o gelecektir, diyorlar. Acaba, tevekkülle kader arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu soruyu cevaplandırırsanız memnun olurum.

 

Arapça’da tevekkül, vekâlet formundan tefa’ul kalıbına nakledilmiş bir kelimedir. “Falan kimse, işini falan kimseye tevkîl etti” denildiği zaman bunun anlamı, “ona havale etti, ona güvendi” olur. Kime vekâlet verildi ise, ona vekil, vekâlet verene de müvekkil denir. Müvekkil olan kimse, külfetleri yüklediği vekile her hususta inanır, ona güvenir ve onu hiçbir kusur ile itham etmez. (Bkz. el-Isfehânî, Râgıb, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, İstanbul, 1986, s.834-35) Lügatte tevekkül; güvenmek, dayanmak, itimat etmek, işi, kendisi üstesinden gelemeyeceği için bir başkasına havale etmek gibi anlamlar taşır. Tevekkülün hakikati ve sıhhati, dilciler nezdinde acizliği izhar etmek, bir başkasına güvenmek, insanların elinde olandan ümidini keserek tamamıyla Allah katında olana itibar ve itimat etmektir.” (Zebîdî, Muhammed Murtaza, Tâcu’l-Arûs, Beyrut, 1306, XV, 786)

Istılahta ise tevekkül ise, “bir hedefe, bir amaca ve bir gayeye ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsini yerine getirdikten ve insani plânda yapacak bir şey kalmadıktan sonra Yüce Allah’a dayanıp Ona güvenmektir” şeklinde tanımlanır. Burada anlaşılması gereken husus, tevekkülün iman gibi kalbin amellerinden olmasıdır. Organların amellerinden olan esbaba tevessül olmadan yapılacak tevekkül, ya da sebep ve tevessülü nefyetmek, mütevekkilin tevhidinde doğruluğunun olmadığının bir kanıtıdır.

Ehl-i sünnet itikadında tevekkül, Müslümanların kadere imanlarının bir sonucudur. Tevekkül eden kimse, organlarla yaptığı meşru faaliyetten sonra, işin sonucunu Allah’a havale etmede tam bir teslimiyet içerisinde bulunur. İslam’da cihat, içtihat, tefekkür, tedbir ve tedebbür gibi fiilî sünnetlerin teşvik edilmesi bunu gösterir. Yüce Allah Kur'an’da geçen bir ayette: “Her şey için bir sebep verdik.” (Kehf, 18/84) buyurmakla sebeplere sarılmayı teşvik etmiştir. Ayrıca O, hazırladığı imkânlara sarılmadan, sonuca varmak isteyen kimseleri kınar. “Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir.” (Ra’d, 13/14) Yine Yüce Allah bir başka ayette savaşa çıkmadan önce: “Ey iman edenler! Hazırlığınızı görün.” (Nisa, 4/71) buyrularak, tevekkülden önce tedbirli olmamız öğütlenmektedir. Salt Müslüman olmamız, Allah'ın yardımına bir mazhariyetin bütün şartlarını ve sebeplerini ihtiva etmiyor. Bununla birlikte, savaşın kurallarına da riayet etmek gerekmektedir. Kur'an'a göre güçlü olmanın yolu, savunma sanayi alanından da geçiyor: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.” (Enfâl, 8/60) Görüldüğü gibi bu ayette psikolojik açıdan düşmanı caydırmak için savaş teknolojisinde güçlü olmak teşvik edilmektedir. Kaldı ki her çağın savaş araçları olan “atları” farklı farklıdır. Kur'an'a göre Yüce Allah'ın en yakın dostları olan peygamberlere bile, tedbirli olmadan tevekkül emredilmiyor. Şöyle ki, Hz. Musa (as) kavmi tarafından taşlanmakla (recm) tehdit edilince, O’na: “... o halde kullarımla geceleyin çıkıp git. Çünkü takip edileceksin..” (Duhan, 44/23) buyrularak ondan, tevekkülün öncüllerinden olan tedbir almak tavsiye ediliyor. Yine savaşta kılınan korku namazıyla ilgili olarak: “Silahlarını alsınlar.” (Nisa, 4/102) şeklinde düşman karşısında her an, uyanık, hazırlıklı ve tedbirli olmak gerektiği üzerinde duruluyor. Her ne kadar bu ayetlerde kavramsal olarak “tevekkül” kavramı geçmemiş olsa bile tevekkülün rükûnlarına dikkatlerimiz çekilmektedir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

435. Sayı Mart 2019