Sayı : 437   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sosyal Doku

Nureddin Yıldız

Siyaseti Soranlara Mektup

  • 05 Mart 2019
  • 177 Görüntülenme
  • 435. Sayı / 2019 Mart
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Nureddin Yıldız
Tüm Yazı Arşivi



Mü’minler, birbirlerinin farklı düşünmelerine tahammül etmesini bilmelidirler. Mü’minlerin kâfirlerle mücadele eder gibi birbirlerinin farklılıkları ile mücadele etmeleri bir enerji zayiatı, taktik hatası, kendi sonunu hazırlama, düşmana karşı pasif kalma ve şeytanın tuzağına takılma olarak adlandırılabilir. Siyasetten fıkıhtaki tali meselelere kadar her konuda bu kuraldan söz edebiliriz.

 

İslam’ın yönetme arzusunu dillendirirken iki sınıf Müslüman’dan söz etmek mümkündür: Birincisi, dışarıdan proje üreten, özel hayatını bütün Müslümanların hayatına uyarlamayı masa başında becerebileceğini zanneden sınıftır. Bu sınıf, meydana çıkmayan bir projeyi yürüttüğü için Kur’an ve Sünnet içtihatlarını, her şeyi Allah rızasına göre yapma iddialarını sık sık dillendirirler. Onların bir hatası da olmaz, zira sadece konuşmaktadırlar. İkinci sınıf ise, meydana çıkıp çalışan sınıftır. Bu sınıfın tenkit edilebilecek hatası daha çoktur. Çünkü iş üretmektedirler. Masa başında değil, iş başındadırlar.

 

 

Mevcut siyasi durumumuzu ve durumumuzla alakalı hükmü kavrayabilmek için bazı ilkeleri kavramış olmak gerekmektedir. Bu nedenle şu hususları tespitte fayda mülahaza ediyorum:

1- Allah Teâlâ, kullarını hiç bir şekilde kendi başlarına bırakmamıştır; buna kati bir imanla iman ediyoruz. Ancak, bazı meselelerde ayrıntılı bazılarında da dar bir alanda kurallar koymuşken, kendi bileceği bir hikmete binaen de bazı meseleleri içtihada açık bir alanda bırakmıştır. Şüphesiz hikmetinden sual edilemez. Kulluk anlayışımız, her halükârda teslimiyet üzerine kuruludur.

Kur’an ve hadislerin açık ilgi alanına aldığı konularda hiç bir mü’minin söyleyebileceği bir sözü olamaz. İçtihat gerektiren konularda ise içtihada ehil müçtehitlerin yaptıkları içtihatlar mü’minler için kaynak durumundadır. Özellikle Ümmet’in ulemasının kahır ekseriyeti tarafından benimsenen görüşler çok önemli bir kaynak durumundadır. Bu içtihat bir icma’ seviyesine ulaşmış ise bağlayıcılık oranı daha da güçlenmiş demektir.

2- Allah Teâlâ, mü’minlerin tali meselelerde tek bir görüş etrafında toplanmalarını murat etmemiştir. Temel imanî meselelerde, ana ibadetlerde tek görüş ve tek ilke etrafında olmamız talep edilmiştir, öyle de olmaktadır. Ancak, imanla birinci dereceden bağlantılı olmayan mesela meleklere iman gibi olmayan meselelerde tek görüşlülük peşinde olmak makul değildir.

Bu ilkenin gereği olarak da mü’minler, birbirlerinin farklı düşünmelerine tahammül etmesini bilmelidirler. Mü’minlerin kâfirlerle mücadele eder gibi birbirlerinin farklılıkları ile mücadele etmeleri bir enerji zayiatı, taktik hatası, kendi sonunu hazırlama, düşmana karşı pasif kalma ve şeytanın tuzağına takılma olarak adlandırılabilir. Siyasetten fıkıhtaki tali meselelere kadar her konuda bu kuraldan söz edebiliriz.

3- İnsanların yönetilmeleri sorunu en az insan kadar eski ve köklü bir sorundur. İslam’ın hayata hükmetmeye başladığı asırda da ilk ortaya çıkan sorunlardan biri bu sorun olmuştur. Zira İslam, hayat etrafında bir dindir. İnsanın hangi sorunu varsa o sorun, İslam’ın ilgi alanına girmektedir. Yönetimle ilgili kuralların ağırlıklı bir bölümü Rasûlullah (sav) döneminde konmuştur. Ayrıntılar denebilecek bir bölümü ise zikredilmemiştir. Bu zikredilmeyen kısım, Peygamber (sav) vefat ettiği gün hatta saatten itibaren sorun olmuştur. Belki de bu gün Müslümanlar arasında zikredilen tartışmaların önemli bir kısmının ucu o günkü tartışmaya dayanmaktadır.

Müslümanlar olarak on dört asırdan bu yana nasıl ve kim tarafından yönetileceğimize dair tartışmalardan arınabilmiş değiliz. Bu tartışmalarda bazı Müslümanlar, adeta İslam adına başka bir iş yok gibi bir tavırla yönetilme konusunu kendilerine din edinmişlerdir. Şiilik böyle bir anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunların karşısında bir başka anlayış da adeta İslam’a iman edenler için yönetme ve yönetilmeye dair hiç bir sorun yokmuş gibi tavır almışlardır. Şüphesiz her iki tavır için de aşırılıktan söz etmemiz mümkündür. Zira İslam, içinde yönetme ve yönetilmeye dair kuralların da bulunduğu ve hayatın tamamını ihata eden bir kurallar bütününün adıdır. Bir parçayı alarak onun etrafında din oluşturmak, dini ondan ibaret anlamak namaz için dahi doğru değildir. Namazı bile onca yüksek değerine rağmen İslam’ın hayata bakan tek penceresi olarak göremeyiz.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

435. Sayı Mart 2019