Sayı : 432   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Ölülerin Ardınan Yapılan İyilikler Fayda Verir mi?

  • 06 Aralık 2018
  • 59 Görüntülenme
  • 432. Sayı / 2018 Aralık



Kur’an-ı Kerim’de ölülerin ardından dua etmenin ve günahlarının bağışlanması için istiğfarda bulunmanın ölen kimseye fayda vereceğiyle ile ilgili ayetler vardır. Dua ve istiğfar, kişinin günahlarından arınması ve ahiretteki derecesinin yükselmesine bir vesiledir. Hz. Peygamber (sav)’den gelen bir rivayette: “Demirin pası gibi, kalbin de pası vardır. Kalp pasının parlatılması, istiğfar iledir” (Hindi, Kenzu’l-Ummâl, Beyrut, 1979, I, 4296) buyrulur.

 

İslam İtikadı açısından başkaları için yapılan istiğfar ve duaların, ibadet ve hayırların sevaplarının bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, kıldığı namazın ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de, bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir.

 

Vefat eden yakınlarımızın arkasından dua ve istiğfarda bulunmakla birlikte sadaka ve yemek yedirmek gibi iyiliklerde bulunuyoruz. Bunlar vefat eden yakınlarımıza fayda verir mi?

İslam mezhepler tarihinde böyle bir konunun ortaya çıkması ve Ehl-i sünnet akâid kitaplarında yer alması Mu’tezile mezhebinin dirilerin ölülere duası ve arkalarından yapacağı hayır-hasenatın ölen kimseye faydasının olmayacağı iddialarını çürütmek üzere bu konuya değinilmiştir. Mu’tezile mezhebi, yüce Allah’ın rahmetini daraltarak, “insan için çalıştığından başkası yoktur” (Necm, 53/39) ayetinden hareketle böyle bir sonuca varmıştır. Bu konuda Ehl-i sünnet âlimleri, Mu’tezile mensuplarına Kitap ve sünnetten yola çıkarak müdellel bir şekilde cevap vermişlerdir.

VEFAT EDEN YAKINLARIMIZIN ARDINDAN DUA VE İSTİĞFARDA BULUNMAK

Kur’an-ı Kerim’de ölülerin ardından dua etmenin ve günahlarının bağışlanması için istiğfarda bulunmanın ölen kimseye fayda vereceğiyle ile ilgili ayetler vardır. Dua ve istiğfar, kişinin günahlarından arınması ve ahiretteki derecesinin yükselmesine bir vesiledir. Hz. Peygamber (sav)’den gelen bir rivayette: “Demirin pası gibi, kalbin de pası vardır. Kalp pasının parlatılması, istiğfar iledir” (Hindi, Kenzu’l-Ummâl, Beyrut, 1979, I, 4296) buyrulur. Sözlükte örtmek, örtbas etmekanlamına gelen istiğfar, hata ve günahların Allah tarafında af ve mağfiret edilmesini istemek demektir. Aynı kökten gelen “gufran” ve “mağfiret” kelimeleri, Allah’ın, kulun hata ve günahlarını örtmesi, ona azap etmemesi, günahlarını bağışlaması anlamına gelir. İstiğfar ile günahtan vazgeçme anlamına gelen tövbe arasında farklar vardır. Kişi ancak kendi günahından dolayı tövbe edebilirken, başkalarının günahlarından dolayı da istiğfar edebilir. Hz. İbrahim (as)’ın duasında olduğu gibi başkasının affını Allah’tan dileyebilir. (Bkz. Dini Kavramlar Sözlüğü, Ankara: DİB yayınları, 2010, s. 332) Nitekim Hz. Peygamber (sav) cenazeyi defnetme işi bitince ashabına: “Kardeşiniz için istiğfar ediniz (Allah’tan affını dileyiniz) ve ona sorulan sorulara kolayca cevap vermesini isteyiniz. Çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir.” (Ebu Davud “Cenâiz”, 73) şeklinde tavsiyelerde bulunmuştur. Çünkü sadaka gibi dua ve istiğfar ölen kimseye fayda verir. Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden olan “gafûr” ve “gaffâr” , günahları bol bol örten ve bağışlayan demektir. Bir rivayette Hz. Peygamber (sav), kulların hata ve kusurlarının Allah tarafından örtülüp bağışlanmasını şöyle anlatır: “Şüphesiz Allah, ahiret gününde mümin kulunu kimsenin göremeyeceği biçimde kendisine yaklaştırır ve: Şu günahını biliyor musun, bu günahını biliyor musun? diye sorar. O da: Evet biliyorum ey Rabbim, diyerek bunları kabul eder ve artık helâk olduğunu düşünmeye başlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ: Ben onları dünyada gizlediğim gibi bugün de bağışlıyorum, der ve bu mümine sadece sevap defteri verilir.” (Buhârî, “Mezâlim”, 2; “Edeb”, 60; Müslim, “Tevbe”, 52) Aşağıda yer alan şu ayetlerde ise Yüce Allah’tan başkalarının günahlarının bağışlaması için dua ve istiğfarda bulunmanın caiz olduğu ifade edilir:

“Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.” (Nuh, 71/28)

“Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!" (İbrahim, 14/41)

Bu dualardan birisi Hz. Nuh (as)’a ait, diğeri de Hz. İbrahim (as)’a aittir. Her iki peygamber, hem ümmetleri, hem de anne-babaları ve hem de kıyamet sabahına kadar gelecek olan tüm mü’minlerin günahlarının bağışlanması için dua etmişlerdir. İstiğfar, günahlardan dolayı Yüce Allah’tan hem kendimizin ve hem de başaklarının günahlarının bağışlanma isteğinde bulunmak için yapılır. İnancımıza göre peygamberlerin sıfatlarından birisi “ismet” sıfatıdır. Onlar masumdurlar. Her türlü küçük ve büyük günahlardan, her türlü küfür ve şirkten uzaktırlar. Buna rağmen, niçin Hz. Nuh (as) ve Hz. İbrahim (as): istiğfarda bulunmuşlardır? Bunun tek bir cevabı vardır. Onların bağışlanma isteğinde bulunmaları kendilerinden ziyade bizim gibi masum olmayan Müslümanların, günah işledikleri takdirde ne yapmaları gerektiği konusunda örnek olmak içindir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

432. Sayı Aralık 2018