Sayı : 453   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Tedbir Tevekkülün Mukaddimesidir

  • 07 Eylül 2020
  • 73 Görüntülenme
  • 453. Sayı / 2020 Eylül



Tevekkül, tedbir alıp takdiri Allah’a bırakmaktır. Genelde dünyada, özelde ise İslâm coğrafyasında Müslümanların en önemli sorunlarından birisi de, Tedbiri terk ederek, sorumluluğu yerine getirmeden, sebeplere tutunmadan tevekkül etmeye kalkışmalarıdır. Müslümanların en büyük felaketi; tedbirsiz kalmak değil, tevekkül adına tedbirsizliğe alışmaktır.

 

Tevekkül, var gücü ile çalışıp çabalamak, çalışırken Allah’ın bizimle beraber olduğunu asla hatırdan çıkarmamak, işlerin sonucunu Allah’a havale etmek demektir. Tevekkül, kadere inancın bir sonucudur. Tevekkül eden, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş demektir. Tevekkül, kul olarak üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a havale etmek demektir.

 

Hayatta risk almak yerine tedbir almak, tevekkül ehli olmaktır. Uçurumlar üzerinde yuva kurmak, kuş olmayı gerektirir. Gecenin karanlığına boyun eğmek mecburiyetinde kalanlar, gündüz kandillerini hazırlamayanlardır. Tedbir bilgeliğin, tedbirsizlik bedeviliğin alâmetidir. “Takdirle yazılan, tedbirle bozulmaz.” Ancak tedbir alan takdir geldiğinde yorulmaz.

Allah’tan takdir geldi mi kulun tedbiri hükümsüz kalır. Allah’ın takdirinden bahane arayanlar, tedbirde hata edenlerdir. Tedbirde hata edenler, tevekkül ehli olamazlar. Tevekkül ehli olmak, tedbir ehli olmakla mümkündür. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine, Peygamberimizin hadislerine göre tedbir tevekkülün mukaddimesindendir. Hz. Peygamber de devesini salarak tevekkül ettiğini söyleyen bedeviye, ‘‘Önce deveni bağla, Allah'a öyle tevekkül et’’ (Sünen- Tirmizi, “Kıyamet”, 60) buyurarak tevekkülden önce tedbirin alınması için uyarıda bulunmuştur. Deveyi bağlamak tevekküle, tevekkül ise deveyi bağlama mesuliyetine muhalif değildir. Tevekkül tedbirle, tedbir de sıhhatini bulur.

“Gel tevekkül et, çalışmak üzre hep

Önce tohum ek, sonra kıl Hak’tan talep!”

Usul olarak önce tedbir sonra tevekkül gelir. Tedbir tevekkülün mütemmimidir. İbn Kayyim (ra) , Sehl et-Tüsterî (ra)’in, “Tevekkül Peygamber’in hali, kesb de sünnetidir; onun halini yaşamak isteyen sünnetini terk etmez” (Risale-i Kuşeyriye, Kuşeyrî, I, 471) şeklindeki sözünü de nakleder. Tedbirsiz bir tevekkül, Kur’an’ın emrettiği bir tevekkül değildir. Bir Müslüman'ın kendisine düşeni yaptıktan sonra ötesini Allah'a havale edip de O'na güvenmesi ve O'nun en iyisini, en güzelini, en hayırlısını nasip edeceğine inanması, tevekküldür. Tevekkül: “Maksada erişmek için lâzım gelen maddî ve manevî sebeplerin hepsine yapıştıktan ve başka hiçbir şey kalmadıktan sonra Allah’a itimat etmek ve ondan ötesini Allah’a bırakmak demektir.” (Ahmet Hamdi Akseki, İslâm Dini, Sh: 97, Ank/1958) Tebdir; umuru hayriyenin muzır manilerine mani olmaktır. Allah Rasûlü (sav)in Hicret öncesi Mekke’de son günleridir. Kendisine Müşriklerin suikast düzenleyeceği haberi gelir. Rabbinin onu her türlü kötülüklerden koruduğu halde O yanına Hz Ebu Bekiri (ra) alarak, sıcak sebebiyle herkesin öğle uykusunda olduğu bir vakit, sırf suikastçıları şaşırtmak için (strateji gereği) Medine istikametine değil de tam ters istikamette olan Sevr’e tırmanarak hicret yolculuğuna başlar. Burada dikkatlerinizi çekmek istediğim nokta şurasıdır ki: Allah Rasülü (sav); her zaman olduğu gibi bu seferde her türlü tedbiri almıştır. Yol arkadaşı olarak Hz Ebu Bekir’i seçmiş, ücretini ödeyerek onun devesini satın almış, yol için gerekli yiyecek ve içecek hazırlanmış, kılavuz tutulmuş, arkalarından izleri kapatması için bir davar sürüsü ayarlanmış ve Mekke’den günlük haber getiren bir haberci kullanılmıştır. Hz Peygamber efendimiz bunca tedbiri aldıktan sonra Allaha tevekkül etmiş ve Rabbimiz de ondan yardımını eksik etmemiştir.

Tevekkül, tedbir alıp takdiri Allah’a bırakmaktır. Genelde dünyada, özelde ise İslâm coğrafyasında Müslümanların en önemli sorunlarından birisi de, Tedbiri terk ederek, sorumluluğu yerine getirmeden, sebeplere tutunmadan tevekkül etmeye kalkışmalarıdır. Müslümanların en büyük felaketi; tedbirsiz kalmak değil, tevekkül adına tedbirsizliğe alışmaktır.

Tedbirimiz, tevekkülümüzün Allah katında kabul olması içindir. Tevekkül: Allah’a güvenmek ve O’na dayanmak demektir. İnsanın bir konuda kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdikten sonra, dışarıdan gelebilecek engelleyici unsurların bertaraf edilmesi için Allah’ı vekil kılması, yani O’na güvenmesi demektir. Tevekkül, insanın sorumluluktan kaçması veya tembellik yapması, atalete düşmesi değildir. Tevekkül, çalışmaya ve ilerlemeye engel olmak, hiçbir şey yapmadan yan gelip yatmak “kaderim buymuş” diyerek suçu kadere atma tembelliği değildir. M. Akif bu durumu şöyle ifade eder:

“Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun,

Onun hesabına birçok hurafe uyurdun.

Sonunda bir tevekkül sokuşturup araya

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya

Allah’a dayandım diye sen çıkma yataktan,

Ma’na-yı tevekkül bu mudur hey gidi nadan?”

Tevekkül, var gücü ile çalışıp çabalamak, çalışırken Allah’ın bizimle beraber olduğunu asla hatırdan çıkarmamak, işlerin sonucunu Allah’a havale etmek demektir. Tevekkül, kadere inancın bir sonucudur. Tevekkül eden, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş demektir. Tevekkül, kul olarak üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a havale etmek demektir. Kader, yaptıklarımızı önceden Cenab-ı Hakk’ın bilip takdir buyurması; kaza da, yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın zamanı gelince Allah’ın takdirine uygun olarak meydana gelmesidir. Tevekkül, her iş ve güçte Allah’a güvenmek ve dayanmak demektir. Bu güçlü inanç, insana güç ve kuvvet verir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

453. Sayı Eylül 2020