Sayı : 427   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Müslümanlıkla Mü'minlik Ayrı mıdır?

  • 04 Nisan 2017
  • 641 Görüntülenme
  • 412. Sayı / 2017 Nİsan



Bir başka ifade ile iman, hakiki olarak kalbin tasdik etmesi, İslam ise, tasdikin gereklerinin organlarla davranış olarak yerine getirilmesidir. İman ve amelin neticesi ise; faydalar, kazançlar ve sonuçlardır.

 

İman ve İslam isimlerinin birbirleriyle olan ilişkisi, tabiri caizse insanın sırt ve karnı ya da et ve tırnak gibidir. Nasıl ki, sırt ve karın, et ve tırnak birbirlerinden ayrılmazlarsa iman ve İslam da birbirlerinden ayrılmazlar.

 

Bir okuyucumuz e-mail üzerinden bir soru göndermiş. Sorusunda, “Müslümanlıkla mü’minlik ayrı mıdır?” diye soruyor. Bu soruyla gerek konferanslarımızda ve gerekse derslerimizde birçok kişiyle muhatap olduk. Özellikle dinde aşırı yorum çevreleri kafalarına göre inanan insanları tasnif ederek Müslüman ve mü’min diye farklı kompartımanlara ayırıyor. Buna gerekçe olarak da Hucurât Sûresinin on dördüncü ayetini delil olarak getiriyor. Bu sebeple artık bu konu üzerinde durmak bizim için bir vecibe olmuştur. Her ne kadar bu soru masum gibi gelse de Müslümanlar arasında ayrımcılığın derinleştirilmesine, birlik ruhunun zafiyete uğramasına yol açıyor.

Ümmete mensubiyetin asli temellerini, iman ve İslam kavramlarının müşterek terkibi oluşturur. Dil açısından iman ve İslâm kavramları arasında fark vardır. Arapça’da (e-m-n) kökünden if’âl ölçüsünde bir masdar olan iman lügatte, bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olarak içten ve yürekten inanmak ve tasdik etmek anlamına gelir. (Taftazânî, SadeddînMes’ud b. Ömer, Şerhu’l-Akâid, İstanbul, 1326/1908, s.55) Tasdikin mahalli kalb olup, hakikati ve mahiyetini gönüllü olarak benimseme ve onaylamadır ki, bu da bir nevi teslimiyettir. Nitekim: “Sen bize inanıcı değilsin(Yusuf 12/17) ayeti, sen bizi tasdik edici değilsin manasına gelir.

İslâm ise, müsalemet, itaat, ihlas, mutavaat, kabul ve inkıyat ile boyun eğip, kibir ve inadı terk etmekten ibarettir. Teslim, geniş manada; kalpte, dilde ve bütün azalarda kendisini gösterir. Kalp ile olan her tasdik aynı zamanda inkâr ve itirazı atarak teslim olmak demektir. Dil ile ikrar, azalarla inkıyâd ve itaat da böyledir. Bir başka ifade ile iman, hakiki olarak kalbin tasdik etmesi, İslam ise, tasdikin gereklerinin organlarla davranış olarak yerine getirilmesidir. İman ve amelin neticesi ise; faydalar, kazançlar ve sonuçlardır. Şu ayette olduğu gibi: “Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.” (Enfal 8/2-3) Bu ayette geçen korku anlamına gelen “vecel” ile güvenmek anlamına gelen “tevekkül” kalbin amellerinden; namaz ve zekât ise, organların amellerinden kabul edilmiş; gerek kalbin ve gerekse organların amellerinin tümü bir bütün olarak İslam’dan sayılmıştır.

  1. ve İslam ya da mü’min ve Müslüman ayırımı yapanlar, görüşlerini gerek Kur’an’dan ve gerekse Hz. Peygamber (sav)’den gelen bazı rivayetlerle temellendirmişlerdir. Bunlardan birisi de şu ayettir: “Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir.” (Bakara 2/143) Bu ayette geçen iman sözcüğü, “namaz” anlamına kullanılmış olup, manası “Allah sizin namazlarınızı zayi edecek değildir” demektir. Her ne kadar Yüce Allah bunu iman olarak adlandırmışsa da namaz, imanın neticesidir.(Bkz. “Izzeddin b. Abdüsselâm, Ebu’l-Kâsım b. Hasan b. Muhammed el-Fark beyne’l-İmânve’l-İslâm,(nşr. İyâdHâlid et-Tabbâ’), Dımaşk, 1992, s. 11) Bu görüşü, Hz. Peygamber’in Abdu’l-Kays’ın elçilerine söylediği şu söz daha iyi açıklamaktadır. Resûlullah (sav) : “Allah’a iman nedir, biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Allah ve Rasülü daha iyi bilir”dediler. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi: “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, savaşta elde edilen ganimetten beşte birini ödemektir” (Buharî, “”, 40; Müslim, “İman”, 7) buyurdu.
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

412. Sayı Nİsan 2017