Sayı : 427   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

"Cennet Çiçekleri" nin Terbiyesi

  • 06 Temmuz 2018
  • 85 Görüntülenme
  • 427. Sayı / 2018 Temmuz
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Osman Nuri Topbaş
Tüm Yazı Arşivi



Çocuk terbiyesi, evvelâ anne-babanın yüreğindeki çocuk sevgisinden başlamalıdır. Onları Allah’ın bir emaneti olarak sevmeli; bu sevgiyi de, dünya ve ahiret saadetini kazanmaya vesile kılmalıdır. Bilhassa çocuklar ile daha yakından alâka fırsatına sahip olan anneler, göz nuru yavrularını terbiye hususunda sahabî hanımlarını misal almalıdır.

 

Bugün çocuklarımızı bekleyen tehlikelerin başında onların maneviyattan uzak yetiştirilmeleri gelmektedir. Yani sadece dünyaya dönük bir eğitim neticesinde uhrevî pencerenin kapalı kalması… Yani kalbî hayatın zaafa duçar olması… Bilmek gerekir ki, uhrevî haslet ve güzelliklerle yeşermeyen bir nesil huzur bulamaz; çantası diploma tomarları ile dolsa bile…

 

Dini terbiyenin ihmali, maddeyi putlaştırma illetini doğurur ki, o da dinden uzaklaşmanın temel sebeplerindendir. Maddeyi putlaştırma, bir felsefe değil, zavallılıktır. Hikmet değil, illet ve zulmettir. Manevi duyguların uyuşturulması, ölmeden evvel taş ve toprak altına gömülmesidir.

 

 

Çocuklar, bizlere ilâhî birer emanet ve öz varlığımızdan teşekkül etmiş kıymet filizleridir. Duygulu gönüllere göre; evlerin ilk saadet musikisi, doğan çocukların gönüllere huzur veren sadâları ile başlar.

Hadis-i şeriflerde beyan buyurulduğu vechile çocuklar, “cennet çiçekleri”, “kalp meyveleri”, “ilâhî ihsan ve rızıklar” dır.

Bu itibarla çocuklar, Rabbimizin ne güzel lütuf ve ihsanıdır. İlk çocuğumuz dünyaya geldiğinde ana-baba olmanın taze hatırası hiç unutulur mu?

Onların gülüşlerindeki zevk ü safa ışıkları cennet parıltılarına benzer. Bir anne için en güzel meşgale onu yetiştirmek ve terbiye etmek, topluma armağan etmektir. Emek verilip yetiştirilen salih evlâtlar, ahırette anne – baba ile cehennem arasında perde olacaktır.

Çocuk terbiyesine, evvelâ ana-babanın terbiyesinden başlamalıdır. Zira bu yüce terbiye, mürebbi sıfatını kazanabilen olgun anne ve babaların gerçekleştirebileceği bir eğitimdir. Şairin:

Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede,

Nerede aldı gayriye himmet ede!..

Diye tavsif ettiği sınıfa giren anne ve babaların evlâtlarına verebileceği terbiye ne olabilir ki?!.

Hele bugün bazı ailelerde görüldüğü gibi rahatı için çocuk istememek; bundan daha vahimi, masumları ana karnında iken hayatî bir zaruret olmadan aldırmak, asrımızın bir cinayetidir. Bir yılan bile yumurtalarını emin bir şekilde saklar, onları muhafaza eder. Nesillerini koruma duygusu içinde çırpınan hayvanlar karşısında, kainatın en yüksek varlığı olan insanın bu şefkat ve merhamet hislerinden mahrumiyeti pek acıdır…

Çocuk terbiyesi, evvelâ anne-babanın yüreğindeki çocuk sevgisinden başlamalıdır. Onları Allah’ın bir emaneti olarak sevmeli; bu sevgiyi de, dünya ve ahiret saadetini kazanmaya vesile kılmalıdır. Bilhassa çocuklar ile daha yakından alâka fırsatına sahip olan anneler, göz nuru yavrularını terbiye hususunda sahabî hanımlarını misal almalıdır.

Bu terbiye istikametinde çocuklarımızı havaîliklerden, haşarılıklardan, israftan korumamız gerekir. Onlara güzel isim koymalı, Kur’an’la tanıştırmalı, küçük yaşta kendilerine Rabbe kul olabilmenin, bilhassa namaz kılmanın zevkini; minicik, tozlanmamış ve kirlenmemiş yüreğine muhtaca infak etmenin sevincini tattırmalıyız. Bu hususlarda yanlış davranışlardan, yani bencilliği palazlandıracak menfiliklerden azami derecede kaçınmalıyız. Çünkü çocuklar, birer video kaseti gibi anne ve babalarındaki bütün davranışları hiç süzmeden olduğu gibi taklit ederler. Meselâ infakla alâkalı bir kötü davranışın çocuğun saf dimağını nasıl kuşatacağını tasavvur etmek için şöyle bir hâdise üzerinde düşünelim:

“Bir baba, kapıya gelen yaşlı, hasta ve perişan durumdaki bir muhtacı küçük kızının yanında azarlıyordu. Kızı da yaşının saflığı içerisinde:

– Babacığım, niye bu zavallının kalbini incitiyorsun? diye sordu.

Katı kalpli baba:

– Bakma sen bunlara kızım! Böyleleri başkalarına yük olmaktan utanmazlar! Ellerine geçince de har vurup harman savururlar. Bunlar bizden daha zengindirler, dedi.

Kapıya gelen kişi, çok fazla ihtiyaç sahibi olduğundan olacak:

– Allah rızası için… Diye istemeye devam edince baba iyice öfkelendi ve:

– Defol artık utanmaz! diye bağırdı…”

Bu hâdise karşısında küçük kız, ilk zamanlar acıma hissi ile dolu olsa da babasının bu tavır ve sözlerine şahit ola ola yetiştiği için büyüdüğünde hiçbir muhtaca yardım etmeyen, üstelik onları duymayan, hissetmeyen, onların ızdırapları karşısında ürpermeyen bir kimse hâline gelmez mi?

Bunlar, çocukların büyüklerinin tavır, davranış ve ahlâklarını nasıl pürüzsüz bir ayna gibi yansıttıklarını ne güzel anlatıyor.

Diğer taraftan hadis-i şeriflerde kız çocukları daha çok hizmet ve itinaya muhtaç oldukları için erkek çocuklarından farklı olarak tavsiye olunmuştur.

Hadis-i şerifte buyurulur:

“Bir kimse üç kız çocuğunu yetiştirip terbiye eder de onları evlendirirse ve onlara iyilikte devam ederse, o kimseye cennet vardır.” (Sünen-i Ebî Dâvûd)

Bu hadis-i şerif, çocuklara ve hassaten kız çocuklarına nasıl muamele edileceğini bildiren mübarek bir beyandır.

Çocuk eğitiminde bilhassa dikkat edilmesi gereken husus ise, dayak meselesidir. Bu, asla kabul edilemeyecek yanlış bir davranıştır. Kötü alışkanlıklar kazanmasın diye çocuğa caydırıcı usuller uygulanabilir, ancak bunların arasında dayak asla olmamalıdır. Çünkü o, istikbalin gencini korkak ve ürkek, yahut da arsız ve yüzsüz bir hâle getirir. Kaldı ki Hazret-i Peygamber (sav), değil bir insanın, hayvanın bile sertlik ve dayakla terbiyesini yasaklamıştır. Nitekim henüz binmeye alıştırılmamış bir deveyi Hazret-i Âişe’ye hediye olarak verdiğinde binmeye sertlikle alıştırılmaması için şu ikazda bulunmuştur:

“Ey Âişe! Yumuşak huyluluk bir şeye girdi mi, onu mutlaka tezyin eder; eğer bir şeyden de çıkarıldı mı, onu da mutlaka kusurlu kılar.”

Hazret-i Peygamber (sav), çocuklara daima derin bir muhabbet gösterir; onları öper, okşar; mübarek parmaklarını tarak yaparak onların saçlarını düzeltirdi. Çocuklara muhabbet göstermeyenlerden hoşlanmaz; onları kabalık ve katılıkla tavsif buyururdu.

Hz. Âişe (ra)’nın rivayet ettiğine göre bir defasında Hazret-i Peygamber (sav), torunlarını severken ziyaretine İslâm’ın merhamet, şefkat, nezaket ve inceliğinden uzak bir bedevî geldi. Rasûlullâh (sav)in çocukları ziyade sevmesine hayret ederek:

“–Yâ Rasûlallâh! Siz çocuklarınızı öper (sever) misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız, dedi.

(Allah’ın evlât nimetine karşı bedevînin duygusuz ve duyarsızlığı, Allâh Rasûlü (sav)’i müteessir etti.) Bedevîye:

Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim!..” (Buhârî, “Edeb”, 22) dedi.

Hadis-i şerifin muktezasınca bir Müslüman gönlü, Allah’ın emanetleri karşısında muhabbet, şefkat ve merhametle dolu olarak şefkat ve muhabbeti nasıl ve nereye tevzi edeceğinin idraki içinde olmalı ve yaşamalıdır.

“Bir defasında da Hazret-i Peygamber (sav),üzerine küçük abdestini yapan torununu:

– Sen nasıl Rasûlullâh’ın üzerine küçük abdest yaparsın? Diye pataklamaya kalkan Ümmü Fadl’a:

– Çocuk bu, yapar! Diyerek yumuşak bir üslûpla mani olmuştur.”

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

427. Sayı Temmuz 2018