Sayı : 455   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

İtikatta İkrah, Azimet, Ruhsat ve Takiyye

  • 08 Haziran 2017
  • 1504 Görüntülenme
  • 414. Sayı / 2017 Haziran



Müminlerin, kafirlere karşı kalbî bir bağlanma ve derin bir muhabbet olmaksızın, mevcut bir tehdit veya tehlikeye karşı onlardan sakınıp korunma halinin ifadesi olan Al-i İmran, 3/28 ayeti ile, “kalbi iman ile dopdolu olduğu halde zora gelen müstesna, inandıktan sonra inkar edip gönlünü küfre açanlara Allah katından bir gazap vardır” mealindeki Nahl, 16/106 ayetinden hareketle kişinin sözü edilen tehlike karşısında asıl inancını gizleyebileceği belirtilmiştir.

 

Ehl-i sünnet âlimlerine göre takiyye can ve mala yönelik ciddi bir tehlikeye karşı, eyleme dönüştürülmeden, dille başvurulabilen bir ruhsat olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında baskı ve zorlamaya karşı, takiyye yapmadan hakikati ortaya koymanın daha faziletli ve üstün bir davranış olduğu belirtilmiştir.

 

Ben; ikrah, azimet ve ruhsat gibi konuların fıkıhla ilgili olduğunu sanıyordum. Geçenlerde bir arkadaşımız aynı konuların itikatta da geçtiğini söyledi. Bir de Sünni anlayıştaki ruhsatla, Şia’daki takiyyenin aynı olduğunu iddia etti. Ben de ruhsatla takiyye ayrı olması gerekir, dedim. Bu konularda bizleri aydınlatır mısınız?

Bu kardeşimizin sorusuna şöyle cevap verilebilir. Kendilerinin de iddia ettikleri gibi, azimet ve ruhsat konuları hem fıkıhta ve hem de itikatta geçmektedir. Azimet ve ruhsat konusunu açıkladıktan sonra ayrıca takiyye üzerinde de duracağım. Gerek fıkıhta ve gerekse itikatta azimet ve ruhsat meselesinin dayandırıldığı nakli delillerden birisi şöyledir:

“Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hâriç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl, 16/106)

Tefsir kaynaklarımızda yukarıdaki ayetin iniş sebebiyle ilgili şöyle bir olay anlatılır: İlk Müslümanlardan olan Ammar b. Yasir (ra), Mekke’de İslâm’la şereflenen ilk kırk kişiden, Müslümanlığını ilan eden ilk yedi kişiden biridir. Babası Yasir ve annesi Sümeyye (ra), evlatları Ammar’ın İslâm’ı kabulünden hemen sonra Müslüman olmuşlardır. Ammar bin Yasir’in annesi ve babası, Hazreti Peygamberin akrabaları ve yakın dostları dışında, İslam’ı kabul eden ilk kişilerdir. Bu İslam ailesi, sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için akla hayale gelmeyecek derecede Ebu Cehil ve arkadaşları tarafından ağır işkencelere maruz bırakılmışlardır. Mekke müşriklerinin işkencesi sonucunda Ammar’ın babası Yasir ve annesi Sümeyye (ra) şehit olmuşlardır. İslam’ın ilk şehitlerinden olan annesini ve babasını gözünün önünde kaybeden Ammar, müşriklerin yaptığı ağır işkencelere dayanamayarak, onların istediği Lât ve Uzza putları lehine, Hz. Peygamber (sav)’ın aleyhine sözleri söyler. İşkenceden kurtulunca soluğu Hz. Peygamberin huzurunda alan Ammar b. Yasir, “perişan oldum” der ve başından geçen olayı Resul-i Ekrem (sav)’e bir bir anlatır. Bunun üzerine Allah’ın Resulü (sav): “Kalbini nasıl buluyorsun Ey Ammar” diye sorar. O da: “İmanla dopdolu buluyorum Ey Allah’ın Elçisi” deyince, Resulullah Efendimiz şöyle buyurur: “Eğer bir daha seni yakalarlarsa aynı şekilde davran!.” İşte bu olay üzerine Nahl Suresi’nin 106. âyeti nazil olmuştur. (Bkz. Mâtürîdî, Ebû Mansûr, Te’vîlâtü’l-Kur’an, (Tahk. H. İbrahim Kaçar), İstanbul: Dâru’l-mîzân, 2006, VIII, 203).

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

414. Sayı Haziran 2017