Anlaşma Kalıcı Çözüm Getirebilecek Mi? , Ahmet Varol
Sayı : 522   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İslam Aleminden

Ahmet Varol

Anlaşma Kalıcı Çözüm Getirebilecek Mi?

  • 29 Haziran 2026
  • 3 Görüntülenme
  • 523. Sayı / 2026 Temmuz



Tablo, işgal rejiminin şimdiye kadar imzaladığı hiçbir ateşkese gereği gibi uymadığı gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor. Gazze'de birinci aşama taahhütlerini yerine getirmeden ikinci aşamaya geçişi engellemeye dönük saldırgan tutumunu sürdüren, Kudüs ve Batı Şeria'da yahudileştirme ve yerleşimci şiddetini tırmandıran rejim, Lübnan'da da "güvenlik" söylemiyle kademeli işgalini derinleştiriyor. Bu nedenle, üzerinde mürekkep henüz kurumamış bir anlaşmanın Lübnan cephesinde sabote edilmesi sürpriz değil; aksine, sürecin en büyük risk faktörü.

Asıl önemli olan, savaşın sona erdirilmesiyle birlikte yalnızca Körfez'de değil, tüm Ortadoğu'da istikrara kapı açacak bir güven ortamının oluşup oluşmayacağıdır. Bu konudaki en büyük tereddüt, işgal rejiminin siyasi ve stratejik tercihlerinden kaynaklanıyor. Aksa Tufanı öncesinde diplomatik ataklarla işgalini normalleştirme ve bölgesel bir otorite kurma siyasetinin önü kesilen bu rejim, bir alternatif olarak yayılmacı ve saldırgan tutumda ısrar ediyor. Bu yüzden ateşkesin kâğıt üzerinde kalması ve Lübnan'a yönelik saldırıların sürmesi güçlü bir ihtimal.

ABD-İsrail ittifakının 28 Şubat'ta başlattığı saldırıyla açılan ve kırk gün boyunca aktif bir şekilde süren sonra da bir yandan diplomatik pazarlıklarda baskın çıkma amaçlı tehditlerle bir yandan da ateşkes ihlalleriyle etkisini sürdüren İran savaşı, 17 Haziran'da imzalanan 14 maddelik mutabakat muhtırasıyla resmî olarak sona erdirildi. Ancak tarafların İsviçre'de 21 Haziran 2026 tarihinde başlayan ilk yüz yüze görüşmesinin hemen öncesinde Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatılması ve Lübnan'da çöken ateşkes, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Görünen o ki savaş her iki tarafı da yordu; fakat asıl mücadele şimdi masada ve boğazda sürüyor.

Savaş İki Tarafı da Yordu

Sürekli şerit ve kılıf değiştiren ABD Başkanı Trump'ın açıklamaları tek başına ölçü alınamasa da gidişata dair işaretler taşıyor. Bir dönem İran teslim olmadan anlaşmaya yanaşmayacaklarını söyleyen, hatta "koşulsuz teslim" isteyen Trump, aradan fazla zaman geçmeden savaşı bir an önce sonlandırmak istediklerini söylemeye başladı. Ani ve beklenmedik saldırılarda özellikle devletin en üst düzey yöneticilerinin hedef alınmasıyla İran ciddi bir sarsıntı yaşadıysa da saldırıyı başlatan ABD-İsrail ittifakının da işleri planladıkları gibi gitmedi.

Savaşın açılış darbesi İran açısından gerçekten ağırdı. 28 Şubat'ta düzenlenen baskın saldırılarda dinî lider Ali Hamaney'in yanı sıra çok sayıda üst düzey yönetici ve komutan öldürüldü; askerî ve idarî hedefler büyük zarar gördü. Diplomatik görüşmelerin sürdüğü bir anın fırsat bilinerek seçilmesi, İran liderlerinin bir bakıma gafil avlanmasına yol açtı. Bu yönüyle saldırı, hedef aldığı sistemin başını kesmeyi büyük ölçüde başardı. Ne var ki sistemi kısa sürede tümüyle çökertme ve ülkenin kontrolünü ele alma hedefi gerçekleşmedi.

İran böyle bir savaşa zaten istekli değildi; zorla sürüklendi. Saldırılara karşılık verdi ve saldıran tarafı hırpalayan misillemeler yaptıysa da ülkede açılan yaralar derin. Şu an siyonist tehdidi tümüyle etkisizleştirecek ya da ABD'yi kendi dayatacağı bir anlaşmaya zorlayacak güçte değil. İntikam için savaşı uzatmanın da kendisine ağır bir fatura çıkaracağının farkında. Bu yüzden makul bir anlaşma düzlemi oluştuğunda bunu kabule yanaşmak İran'ın önceleyeceği tutum oldu. Yakın zamana kadar Hürmüz konusunda çok daha katı duran Tahran'ın, savaşın sonlandırılmasına ilişkin sinyallerin ardından boğazın "savaş hâlinde olmayan ülkelerin gemilerine açık" olduğunu vurgulaması da bu isteği gösteriyordu.

Buna rağmen her iki taraf da sonucu kendi açısından bir "zafer" olarak sunmak istiyor. ABD ve İsrail, İran'da amaçladıklarını gerçekleştirdiklerini, dolayısıyla savaşı uzatmak istemediklerini söyleyecek; İran ise dünyaya hükmettiğini ileri süren ABD'nin, siyonistleri önden sürerek giriştiği saldırıda "İran engelini" aşamadığını her fırsatta dile getirecektir. Anlaşmanın içeriği ve karşılıklı verilen tavizler ise muhtemelen geri planda kalacaktır.

Cepheden Boğaza Taşınan Savaş: Hürmüz

Nisan başında sağlanan ilk ateşkesin ardından karşılıklı füzelerin ve İHA'ların konuştuğu sıcak çatışmanın yerini büyük ölçüde bir "boğaz kavgası" aldı. ABD, 13 Nisan'dan itibaren İran limanlarına yönelik deniz ablukası uygularken İran da Hürmüz'den geçişi fiilen kilitledi. Böylece ortaya "çifte abluka" çıktı. Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunun güvensizleşmesi, enerji piyasalarında sert bir şoka yol açtı: Brent petrolü zaman zaman 126 dolar bandını denedi

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

523. Sayı Temmuz 2026