Kur'an'ın Telkin Ettiği Konuşma Üslûbu , Osman Nuri Topbaş
Sayı : 522   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri TopbaÅŸ

Kur'an'ın Telkin Ettiği Konuşma Üslûbu

  • 29 Haziran 2026
  • 6 Görüntülenme
  • 523. Sayı / 2026 Temmuz



Kelâmî bir mucize olan Kur'an'a muhatap kılınan müminlerin, onun ahlâkıyla ahlâklanması ve onun kelâmî güzelliklerine de yaklaşmaya gayret etmesi lâzımdır. Yâni en mükemmel ifade kudretine mâkes olan Kur'an-ı Kerîm, bizden de pırlanta ifadeler ister. Maksadı güzel ve tesirli bir şekilde ifade edebilmek için, berrak bir su gibi akıcı ve ruha huzur veren, düzgün bir lisan şarttır. Zira İslâm'ın güzellik, nezâket ve zarâfeti, lisan güzelliği ile de sergilenmelidir.

Söylenmiş bir söz, yaydan çıkmış bir ok gibidir; bir daha geri dönmesi mümkün değildir. İnsan, söylemeden önce sözünün hâkimi iken, söyledikten sonra onun mahkûmu olur. Söylenmemiş bir sözü her zaman söyleme imkânı vardır. Fakat söylenen bir sözü de daima müdafaa etmek veya hesabını vermek gerekir.

İman; Allah'a samimi bir muhabbetle bağlılıktır. Müminin Allah'a vuslat yolunda en büyük sermayesi, muhabbetidir. Fakat davranışlara intikal etmeyip sözde kalan bir muhabbet, tek başına kâfî değildir. Muhabbetin kâmil neticesi, edebe riayetle elde edilebilir.

Edep ise, ruha ferahlık veren bir gül kokusu gibidir. O kokunun, müminin gönül dokusuna güzelce nüfûz etmesi ve hayatının her safhasında hissedilmesi icap eder. Ne zaman ki davranışların hâkim vasfı edep, nezâket ve zarâfet hâline gelir, bu aynı zamanda imanın kemâlinin de tescili demektir. Zira Hak dostu Mevlânâ'nın ifadesiyle:

"Aklım, kalbime; İman nedir? diye sordu. Kalbim ise aklımın kulağına eğilerek dedi ki: İman, edepten ibarettir!"

Dolayısıyla Hak dostu kâmil müminlerin her hâl ve davranışı, bir edep ve nezâket tâlimidir. Rabbimiz de Kur'an-ı Kerîm'de bildirdiği ölçülerle bizleri kulluk edebine dâvet etmektedir.

Edep kâidelerine tâbî kılınması gereken beşerî davranışlarımızın başında "konuşma" gelir. Konuşma, kişinin aklî ve kalbî seviyesini, îmânî ve ahlâkî durumunu gösteren mücellâ bir ayna gibidir. Nitekim büyükler; "İnsan, dilinin altında gizlidir." demişlerdir. Dolayısıyla, ince ruhlu ve zarif bir müminin konuşması da nazik ve edepli olur. Şu hâdise, buna ne güzel bir misaldir:

Kâinatta bütün varlıklar kendi dillerince Hakk'ı zikir ve tesbih ile meşgul olurlar. Mahlûkât içinde lisanın en gelişmiş şekli ise, insan nesline lütfedilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de:

"Rahmân, Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti." (Rahmân, 55/1-4) buyrulur.

Rabb'imizin biz kullarına Kur'an'ı öğrettiğini ve hemen akabinden de beyan kabiliyeti, yâni konuşma, izah ve ifade istidadı bahşettiğini bildirmesinde, üzerinde düşünülmesi gereken nice hikmetler vardır. En başta Rabbimiz, biz kullarından, insanlar arası münasebetlerde Kur'an ölçüleriyle terbiye edilerek şekillendirilmiş bir konuşma üslûbu istemektedir.

Öte yandan Kur'an-ı Kerîm'in en mühim vasıflarından biri de, fesâhat ve belâgati, yâni eşsiz edebî kıymetidir. Her fânî eser birkaç kez okununca bıkkınlık verir. Kur'an ise, okundukça lezzeti artar. Ayet-i kerimede buyrulur:

"Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi..." (Zümer, 39/23)

Nitekim edebiyat fuarlarında birinci gelen söz üstâdı Arap şairler, Kur'an ayetlerinin eşsiz fesâhat ve belâgat kudretini gördüklerinde, Kâbe'nin duvarlarına asılmış olan şiirlerini indirmek mecburiyetinde kalmışlardır.

Dolayısıyla kelâmî bir mucize olan Kur'an'a muhatap kılınan müminlerin, onun ahlâkıyla ahlâklanması ve onun kelâmî güzelliklerine de yaklaşmaya gayret etmesi lâzımdır. Yâni en mükemmel ifade kudretine mâkes olan Kur'an-ı Kerîm, bizden de pırlanta ifadeler ister. Maksadı güzel ve tesirli bir şekilde ifade edebilmek için, berrak bir su gibi akıcı ve ruha huzur veren, düzgün bir lisan şarttır. Zira İslâm'ın güzellik, nezâket ve zarâfeti, lisan güzelliği ile de sergilenmelidir.

Kur'an'ın Rahmet Lisanına Aşina Olmak...

Kur'an'ın hikmet ve sırları, bir okyanus gibi derindir. Lâkin herkes kendi kalbî derinliği nispetinde ondan istifade eder. Kişinin kalbî istiâbı bir terzi yüksüğü kadar küçükse, o uçsuz bucaksız deryadan alabileceği nasip de o nispette olacaktır. Avâm-havâs bütün müminler aynı rahle önünde diz çöküp Kur'an okurlar, fakat herkes kendi kalbî seviyesi kadar hisse alır. Kur'an'ın manaları, kulun Hakk'a yakınlığı derecesinde açılır.

O hâlde kendimize sormalıyız: Bütün âlemleri yoktan var eden Yaratıcımız'ın bizlere gönderdiği mektup olan Kur'an-ı Kerîm'e karşı merak ve alâkamız, fânîlerden gelen mektuplarla kıyaslanamayacak derecede yüksek bir seviyede mi? Onu ne kadar okuyup anlama ve hikmetine erebilme gayretindeyiz? Anlayamadıklarımızı bilenlere soruyor, onun muhtevasıyla yeterince meşgul oluyor muyuz?

İşte bu nevî suallere tatminkâr cevaplar verebildiğimiz zaman, Kur'an'ın rahmet lisanına aşina olabiliriz.

Dünyevî maişet ve apolet derdiyle bir beşer lisanını öğrenmek için gösterilen gayretleri düşünelim: Bilhassa günümüzde global bir dünyada yaşar olduk. Bu yüzden yabancı bir lisan öğrenmek için kurslara gidilip çok ciddî emekler veriliyor, büyük masraflar ediliyor. Hatta ömrün bir kısmı, o lisanın konuşulduğu ülkelerde tüketiliyor. Hatta bu iş, büyük bir ticari sektör hâline de geldi.

Tabiî ki lisan öğrenmek güzel bir şeydir. Fakat bütün dillerin yaratıcısı ve sahibi Cenab-ı Hakk'ın biz kullarından, insanlık şeref ve haysiyetini muhafaza ederek yaşamamız için ilk başta öğrenmemizi murâd ettiği lisan, "Kur'an Lisanı"dır. Bu ise kuru kuruya bir Arapça öğrenmek değil, Kur'an'ın rahmet lisanıyla konuşabilmeyi öğrenmektir. Bunun da yolu; önce Kur'anî ikazlara göre dilimizi düzeltip terbiye etmek, sonra da ilâhî telkinlerle onu güzelleştirmekten geçer.

Günümüzde insanî münasebetlerde yaşanan pek çok sıkıntı, lisanın yanlış kullanılmasından kaynaklanmaktadır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

523. Sayı Temmuz 2026