Sayı : 461   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Siyer'i Nebi

Muhammed Emin Yıldırım

Müslümanları Neden Tekfir Ediyorlar

  • 02 Nisan 2021
  • 131 Görüntülenme
  • 460. Sayı / 2021 Nisan



AÇIKÇA İMANINI İKRAR EDEN, ASLA TEKFİR EDİLEMEZ. ALLAH’TAN BAŞKA BİR İLÂH BULUNMADIĞINA, HZ. MUHAMMED (SAV)’İN O’NUN ELÇİSİ OLDUĞUNA VE O’NDAN VAHİY GETİRDİĞİNE KESİNLİK DERECESİNDE İNANAN BİR KİMSENİN KÜFRE NİSPET EDİLEBİLMESİ İÇİN ONUN BU İNANCINI TERK ETMESİ VEYA ONA AYKIRI İNANÇLARI BENİMSEMESİ GEREKİR.

 

 

 

 

“Yahudiler 71 fırkaya ayrıldılar. Onlardan ancak birisi cennette, 70’i nardadır. Hıristiyanlar ise 72 fırkaya bölündüler. Onlardan da 71’i narda, birisi cennettedir. Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; şüphesiz benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır. Birisi cennette, 72’si narda olacaktır. Denildi ki; Ey Allah’ın Resulü! Onlar kimlerdir? Cemaattir, buyurdu.” Diğer bir rivayette ise Hz. Peygamber’in cevabı “Benim ve ashabımın bulundukları yol üzere olanlardır.” (İbnMâce, “Kitabu’l-Fiten”, 17; Tirmîzî, “Kitâbu’l- İman”, 18) şeklindedir.

O yol nasıl bir yoldu? “Gecesi gündüz kadar aydınlık bir yoldu!” Kimsenin bu yolu daraltmaya, karartmaya, eğriltmeye, engebeli bir hale getirmeye hakkı yoktur. Hiç kimsenin “ben fırka-ı naciyeyim, diğerleri fırka-ı dalle’dir demeye hakkı yoktur. Hak, “ben nasıl fırka-ı naciye’den olurum” derdini kuşanmaktır. Tarih boyunca bu ana yoldan malumunuz sapanlar oldu. Mutezile, Mürciye, Haricilik, Şia, Cebriye, Kaderiyye, Zahiriye ve daha neler, neler… Şu an karşılıkları olan dört fırka var, günümüzde şöyle ya da böyle taraftarları olan, her meselede olduğu gibi tekfir meselesinde de bir yol benimseyen dört fırka: Haricilik, Mürciye, Mutezile, Şia.

Bu dört fırkanın tekfir meselesine yaklaşımı şöyledir:

1. Harici zihniyeti kabul edenler, tekfir meselesinde oldukça rahat davranırlar ve önlerine geleni, kendi kafalarına uymayanları tekfir etmekten çekinmezler.

2. Mürciye zihniyetini kabul edenler, tekfir meselesini oldukça geniş ele alırlar, onlara göre amelin iman ile hiçbir irtibatı yoktur. Dolayısı ile tekfir kavramı onların hayatlarında yok gibidir.

3. Mutezile zihniyetini kabul edenler tekfir meselesinde garip bir tavır takınırlar. Onlara göre, Müslüman iken büyük günah işleyen kimse tekfir edilemez ama bu kimse mümin de değildir. İki makam arasında bir yerdedir ve bulunduğu mertebe fısk olarak adlandırılır. Tövbe etmeden öldüğü takdirde ebedî olarak cehennemde kalacağına inanılır.

4. Şia zihniyetini kabul edenler, kurgusal bir tarih üzerinden başta Sahabe’yi, arkasından Tabiin neslini, onun arkasından onları sevenleri tekfir ederler, Ehli Beyt meselesini siyasallaştırarak, ümmetin büyük bir kısmını töhmet altında bırakırlar.

1. Kur’an-ı Kerim’de Tekfir Meselesi

2. Hadis-i Şeriflerde Tekfir Meselesi

3. Âlimlerimizin İzahlarında Tekfir Meselesi

4. Tekfirin Hangi Şartlarda Caiz Olmadığı Meselesi

5. Tekfirin Hangi Konularda Yapılabileceği Meselesi

6. Ef’âl-i Küfür ve Elfâz-ı Küfür Çerçevesinden Tekfir Meselesi

Tekfir, Sözlükte “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” anlamındaki küfr (küfrân) kökünden türemiş bir kelimedir.

Tekfîr; “küfre nisbet etmek, mümin diye bilinen bir kişi hakkında kâfir hükmü vermek” demektir. Dolayısı ile tekfir, iman üzere iken bu çizgiden sapan için kullanılır. Öncesinde kâfir olan biri için bu kavram söz konusu değildir. Aynı kökten gelen ikfâr da bu manada kullanılır.

Terim olarak tekfir ne demektir. “Terim olarak Allah’tan vahiy yoluyla gelip Peygamber’in tebliğ ettiği kesinlikle bilinen dinî bir esası inkâr eden kimsenin kâfirliğine hükmetmeyi ifade eder.” (Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Ķur’ân, IX, 383-384; KādîAbdülcebbâr, el-Muħtaśar, I, 223)

  1. Kur’an-ı Kerim’de Tekfir Meselesi

“Sana haram ayı, yani o ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/217); “İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisidirler.” (Ali İmran, 3/90); “Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).” (Ali İmran, 3/106); “(Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tövbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz.” (Tövbe, 9/66); “(Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve Rasûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tövbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.” (Tövbe,9/74)

  1. Hadis-i Şeriflerde Tekfir Meselesi

“Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik edinceye, namaz kılıncaya ve zekât verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Şayet bunu yaparlarsa -İslâm’ın hakkı hariç- kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar, hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.” (Buhârî, “Îmân”, 17; Śalât, 28; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 95); “Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kimse, Allah’ın ve Rasûlü’nün teminatını elde etmiş kabul edilir. O halde böylelerini öldürmek (suretiyle) Allah’ın verdiği teminat ve ahdi bozmayınız!” (Buhârî, “Salât”, 28: Ebû Dâvud, “Cihâd”, 95)

“İki Müslüman kılıçlarıyla birbirlerinin üzerine yürürlerse, öldüren de, ölen de ateştedir!”

(Bu söz üzerine Resul-i Ekrem’e): “Ey Allah’ın Resûlü! Katili anladık, ama maktul niye ateşte?” diye sorulmuştu.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

460. Sayı Nisan 2021