Sayı : 453   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Başyazı

Abdullah Büyük

Hayatın Değişimi Allah-İnsan İrtibatıyla Başlar

  • 07 Ocak 2020
  • 596 Görüntülenme
  • 445. Sayı / 2020 Ocak



Kendi kendisiyle olan iletişimini sağlayamamış bir insanın Yaratıcısı ile kaliteli, seviyeli ve tatmin edici bir iletişim sağlaması mümkün değildir. Çünkü insanın Allah ile iletişiminin temelinde kendisini fark etmesi ve kendisiyle iletişim halinde olması vardır. Rahmet elçileri olan efendilerimizin hayatlarını doğru bir şekilde anlama çalışması yaptığımızda bu neticeye ulaşıyoruz. Her bir peygamberimiz, Rabbimiz tarafından vahiy ile muhatap kılınmadan önce kendisini anlama ve kendisiyle iletişim kurabilmesi için terbiyeye tabi tutulmuştur.

 

Rabbimiz, öncelikle insanların düşüncelerine hitap etmiştir. Niçin? Çünkü zihniyet değişmeden muamelat değişmez. Kitabımızda doksandan fazla “Ey İman Edenler” hitabıyla başlayan ayet olduğu halde, “Ey Amel Edenler” ifadesiyle başlayan bir ayet yoktur. Buna ilaveten, amel, iş lafzı her zaman iman kelimesinden sonra gelir. Kelime-i Tevhid yani La İlahe İllallah Muhammedün Rasülullah, bir mümin için sevdikleriyle beraber olacağına ve sevmediklerinden uzak duracağına dair bir nevi Cenab-ı Hak’la sözleşmedir.

 

Modern dünyada teknolojinin en çok gelişim sağladığı alanların başında iletişim geliyor. Bu gelişimin temelinde insanın yaratılışı gereği iletişime duyduğu ihtiyaç yatmaktadır. Bu ihtiyaç, iletişim alanında her gün yeni bir buluşu beraberinde getiriyor. Bütün bu gelişmelere rağmen insanın en çok şikâyetçi olduğu konulardan bir tanesi de anlaşılamamaktır. Oysaki iletişimdeki temel amaç, anlamak ve anlaşılmaktır. Ailede ebeveyn ve çocuklar, sosyal hayatta toplumu oluşturan şahsiyetler birbirleriyle doğru bir iletişim kuramıyorlar. Yaratılışı gereği iletişim ihtiyacı ile dünya misafirhanesine teşrif buyuran insan, bu ihtiyacını karşılayamadığı için huzursuz oluyor. İnsanın huzursuzluğuna sebep olan iletişimsizliğin temelinde iletişime kiminle ve nasıl başlayacağını bilmemesi yatmaktadır.

Bunun için Allah, insanın iletişim bağlarını koparmasını yasaklamıştır; “Onlar ki Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler, Allah’ın kurulmasını emrettiği bağları kesip koparırlar ve yeryüzünde ahlaki çürümeye neden olurlar, işte bunlardır hüsrana uğrayanlar.” (Bakara, 2/27)

Ayette koparılmaması emredilen bağlar dört şıkta özetlenebilir;

  1. İnsanın kendisiyle olan bağı
  2. İnsanın Allah ile olan bağı
  3. İnsanın insan ile olan bağı
  4. İnsanın tabiat ve evrenle olan bağı

Bu ana şıkların altına akıl- vahiy, dünya- ahiret, lafız- anlam, madde- mana, birey- toplum, zengin- yoksul, karı-koca, yöneten- yönetilen vb. gibi birçok bağ dizilebilir. Öncelikle anlıyoruz ki Allah’ın koparılmamasını emrettiği bağlar, bütünüyle insanı ve insan hayatını ilgilendiren bağlardır ve bu bağların korunması bireysel ve toplumsal barış ve huzuru garanti ederken, birbirinden koparılıp ayrılması bunları yok etmektedir.

Bireysel ve toplumsal huzurun temelinde Allah’ın korunmasını emrettiği bağlar olduğuna göre bu bağları koruyacak iletişimin de doğru sağlanması gerekmektedir. Kendi kendisiyle olan iletişimini sağlayamamış bir insanın Yaratıcısı ile kaliteli, seviyeli ve tatmin edici bir iletişim sağlaması mümkün değildir. Çünkü insanın Allah ile iletişiminin temelinde kendisini fark etmesi ve kendisiyle iletişim halinde olması vardır. Rahmet elçileri olan efendilerimizin hayatlarını doğru bir şekilde anlama çalışması yaptığımızda bu neticeye ulaşıyoruz. Her bir peygamberimiz, Rabbimiz tarafından vahiy ile muhatap kılınmadan önce kendisini anlama ve kendisiyle iletişim kurabilmesi için terbiyeye tabi tutulmuştur. Bizler de iletişimin zirvesi olan Allah- İnsan iletişimini kendi hayatımızda yaşamak istiyorsak önce kendi kendimizle doğru bir iletişime geçmeliyiz.

Kendisiyle doğru iletişim kuran Yaratıcısıyla iletişim kurmak için arayışa geçer. Efendimiz otuz beş yaşlarından itibaren bu arayıştan dolayı Hira mağarasında inzivaya çekilmeye başlamıştır. İlginçtir ki “Hira” kelimesi Arapçada “arayış” anlamında kullanılır. Yani Efendimiz, arayış mağarasında Rabbi ile iletişimi aramaktadır. Aramak, ihtiyaç hissetmenin bir neticesidir. İhtiyaç hissetmeyen arama gayreti sarf etmez. Öyleyse Allah ile iletişime geçmenin ikinci temeli bu iletişime ihtiyaç hissetmektir. Bu ihtiyacı gönülden yaşayan insan, dünyanın en büyük onuruna sahip olur ve vahye muhatap olur. Kur’an-ı, hayatına anlam veren Allah ile muhatap olduğunu bilerek okur. Şükür istendiğinde şükür, sabır istendiğinde sabır gösterir. Sorulduğunda cevap verir. “Şimdi söyle ey insan: Allah hâkimlerin hâkimi değil mi?” (Tin, 95/8) Efendimiz bu ayeti her okuyuştan sonra Rabbi ile iletişimde olduğu için şöyle derdi: “Bela Ya Rab! Ve ene mine’ş şahidin.” “Elbette ey Rabbim! Ve ben buna şahidim.”

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

445. Sayı Ocak 2020