Sayı : 447   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Başyazı

Abdullah Büyük

İslami Hizmetlerde Muhasebe ve Murakabe

  • 06 Aralık 2019
  • 398 Görüntülenme
  • 444. Sayı / 2019 Aralık



Kopyacı değiliz biz. Bütün hizmetlerimiz, mutlaka bir ihtiyaç, bir zaruret, bir maslahatla temellendirilmiştir. Karnımız acıkınca yemek nasıl tevilsiz bir ihtiyaçsa, hangi alanda bir hareket içine girmişsek, emin olabilirsiniz ki o sahada hizmet öylece ihtiyaç halini aldığı içindir. Bu ülke halkının kardeşliğe, geleceği imar edecek fedakârlık abidesi hizmet erlerine, irşada, irfana, su gibi, ekmek gibi ihtiyacı olduğunu biliyoruz.

Afrika’ya hizmete gitmekle, bir suyu üç yudumda içmek arasında ayrım yapmayız biz. Ravza’yı ziyarete gittiğimizde duyduğumuz heyecanla, gece yatmadan evvel sağa dönüp edeple bacaklarımızı kıvırdığımızda duyduğumuz heyecan arasında fark görürsek “estağfurullah” deriz. Çünkü bizim biricik heyecan ve feveran kaynağımız, hayatı Rasûlullah ile beraber yaşamaktır. Hele söyleyin, bunu iman haline getirmiş kimseler olarak, hizmetler arasında büyük-küçük taksimatı yapma fikri hayalimize uğrayabilir mi bizim?

Bu ay siz değerli okurlarımla bir muhasebe yapmak, kendimize ve hizmetlerimize bir başka pencereden bakmak, bir kere daha ahit tazelemek, yeniden silkelenmek ve bir kez daha “bismillah” demek istiyoruz. Ne yaşarsak yaşayalım, yorulma nedir bilmeyiz biz. Hizmet ve kulluk heyecanımıza balyoz indirmek isteyenlerin bize doğru kalkan ellerini hafifçe öper, sonra sırtlarını sıvazlayıp “selametle” deriz. Ne incinir, ne incitiriz. Çünkü bizim, uğruna canların feda olmak için yarıştığı bir rüyamız var. Adı ne bu rüyanın? Cennet mi diyorsunuz? Hayır efendim, hizmet… Hizmetimiz ve kulluğumuz, zaten bizim cennetimizdir.

Cimri değiliz biz. Kul gibi başlayıp kul gibi bitecek hayatımızı yaşarken, kulluk pistine attığımız ilk adımımızla son adımımız arasında zerre kadar fark olmaması için, gönlümüze koyduğumuz aşk ve heyecan sermayesinden çevremizdeki herkes tatsın isteriz. Hizmeti de, ondan hâsıl olan muhabbet ve lezzeti de herkesle paylaşmak derdindeyiz.

Kopyacı değiliz biz. Bütün hizmetlerimiz, mutlaka bir ihtiyaç, bir zaruret, bir maslahatla temellendirilmiştir. Karnımız acıkınca yemek nasıl tevilsiz bir ihtiyaçsa, hangi alanda bir hareket içine girmişsek, emin olabilirsiniz ki o sahada hizmet öylece ihtiyaç halini aldığı içindir. Bu ülke halkının kardeşliğe, geleceği imar edecek fedakârlık abidesi hizmet erlerine, irşada, irfana, su gibi, ekmek gibi ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Müslüman bir hanımın tesettüre, Müslüman ailelerin helal ve temiz kazanca, Müslüman çocukların eğitime, nihayet her Müslüman’ın imana ve namaza ihtiyacı olduğundan eminiz. Bu ihtiyaçların her biri için ayrı ayrı projeler geliştirmeyi, her birine masamızda hususî bir dosya açmayı vazife biliriz.

değil, şube olmanın derdindeyiz biz. Çekim gücünü elimizde bulunduralım, insanları kendimize çağıralım, şovmenvari şirinlikler yaparak sahne ışıklarını üstümüze çekelim, tabelalarımızı allayıp pullayalım, hizmeti illa biz yapalım kaygısını hiç duymadık biz. Merkez olmak ne demek; bilakis, Mescid-i Nebevî’den beslenen bir devrimin, en sessiz sedasız parçaları olabilmeyi,“Senin aşkınla mecnunum, velâkin iştiharım yok” diyen şair gibi ismi cismi şöhret bulmamış, köküne ve gövdesine sıkıca bağlı bir dal olabilmeyi biricik iftiharımız saydık. Yani biz, başarımızı ne kadar merkezîleştiğimizle değil, ne kadar şubeleştiğimizle ölçeriz. Kâbe’nin emir eri gibi çalışmayı, Türkiye’nin amiri gibi çalışmaya bin defa yeğleriz.

Karaborsa yatırım yapmayız biz. Hizmetimizi, onurlu ibadet kimliğimizi falsolu tercihlerle yanlış adreslere kurban etmeyiz. Bunca yorulup didindiğimiz, uğruna hayatlarımızdan, vazgeçilmezlerimizden vazgeçtiğimiz hizmeti, beklenti riskine kaptırmayız. Kimseden alkışı, parmakla gösterilmeyi, takdir edilmeyi, hatta asgari insanî hürmeti bile beklemeyiz. Zira biliriz ki insan beklentiye bulaşmaya görsün, artık doymak bilmez ve hep daha çok takdir, daha çok makam, daha çok saygı ister. Hâlbuki biz, alacağımız ücretin değil bir makamla, küçücük bir tebessümle, bir teşekkürle, bir saygı ifadesiyle bile bölünmesine razı olmayız. Hizmet eserlerimizi, her yanı uçurum olan beklenti vadisinin kenarına inşa etmeyiz. En fazla Hz. İbrahim’in dediğini der, belki yüzü bu dünyaya dönük tek beklentimizi, geride bir “lisan-ı sıdk” yani hoş bir anı ve yâd-ı cemil bırakmak olarak tayin ederiz. Yani biz, işimizi biliriz.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

444. Sayı Aralık 2019