Sayı : 439   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Yaşama(ya) Dair

Kadir Demirlenk

Usulümüz Vusulümüzdür

  • 06 Temmuz 2019
  • 71 Görüntülenme
  • 439. Sayı / 2019 Temmuz
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Kadir Demirlenk
Tüm Yazı Arşivi



Mezhepler bulundukları yerlerde, yaşadıkları zamanlarda, ihtiyaçlara göre tabi seyri içerisinde selefleri olan Hz. Peygamber(sav), sahabe ve tabiin neslinin görüşlerinin, yaşantılarının kendi usul ve esaslarıyla sistemleşmiş hali olmuşlardır. Mezhep imamları mezhep kuruyoruz, bize uyun diyerek yola çıkmamışlar zamanla öğrencileri ve mensuplarıyla sistemli hale gelmişlerdir.

 

 

Yalnızca tek doğru benim mezhebim diğerleri yanlıştır, bidattir, batıldır gibi düşüncelerle mezhepler din haline getirilmemelidir. Mezhepler arasındaki farklılık ve ihtilaflar, İslam toplumlarında tefrika ve fitne sebebi kılınmamalıdır. Mezhepler arasında fanatiklik ve taassupluk yaparak Mezhepler yarıştırılmamalıdır. Ayet ve hadisleri parçacı yaklaşımlarla ele alarak, mezhep usul ve metotlarına uygun hale getirmek amacıyla zorlama tevil yollarına, anlam kaymalarına sebebiyet verilmemelidir.

 

İslam’ın sahip olduğu sabiteler, onun Allah katında yegane din olduğunu, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem’den bu yana değişmediği ve değişmeyeceği gerçekliğini ifade eder. İslâm’ın temel ilke ve esasları ilk peygamberden bu yana hep aynıdır. Bütün peygamberlerin geliş gayeleri ve getirdikleri prensipler temelde bir olmuştur. Ancak bazı ibadi, ahlaki ve hukuki uygulamalarında özde farklılık olmamasına rağmen, uygulamalarında (şeriatlerinde) farklılıklar olmuştur.

Son din İslâm tamamlanmıştır ve değişecekte değildir. İslam düşüncesinin bu özelliği onun bağnaz, donuk ve gelişime kapalı olduğu anlamına gelmez. İslam düşüncesinin itikadi, ibadi, ahlâki, hukuki gibi temel prensipleri tevkifi olduğu için bunlar sabittir ve değişmesi mümkün değildir. Çağlar geçse de bu hususlar Şâri ve Hâkim olan Allah’ın belirlediği gibidir. Bu da İslâmi düşüncedeki sebat ve istikrarı ifade eder.

Sabit olan hükümlerin dışındaki Şâri’in beşerin yetki alanına bıraktığı hususları; zaman, mekân ve toplumların değişmesiyle meydana gelen değişik olayları da, temel prensiplere aykırı olmamak ve temel esaslar üzerine bina edilmek şartıyla “içtihad” mekanizmasını işleterek çözer. İslami düşünce sisteminde, içtihadlar hiçbir zaman nassları aşar durumda değildir. İçtihadlar zaman ve mekanla sınırlıdır, nasslar gibi baki değildir. Meydana geldikleri şartlar değişince kendileri de değişir.

İbadi konular Kur’an’da, ana hatlarıyla verilir. Yani özü ve amacına yönelik prensipler bulunur. Bazen de bunların yalnızca yapılması emredilir. Bunların detayı (yer, zaman, uygulama şekilleri vb.) genellikle Hz. Peygamber(sav) tarafından uygulamalı olarak ortaya konmuştur. İbadi konular (içerik ve şekil her ikisi de önemlidir) tevkifi olduklarından Hz. Peygamber(sav)' i dikkate almadan, sadece Kur’an’ın lafzi ifadeleriyle ya da şahsi görüşlerle anlamaya ve uygulamaya çalışmak insanı çıkmaza götürür.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

439. Sayı Temmuz 2019