Sayı : 443   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İslam Aleminden

Ahmet Varol

Abd-İran Gerginliği

  • 07 Haziran 2019
  • 215 Görüntülenme
  • 438. Sayı / 2019 Haziran



Amerikan emperyalizmi kendisi bir tehdittir ve çağımızda insanlığın en büyük musibetlerinden biridir. Öyle ki ABD işgalinin Irak'ta beş yıl içinde sebep olduğu zarar, dünyadaki tüm terör örgütlerinin gerçekleştirdiği terör eylemlerinin verdiği zararın toplamından fazladır.

 

ABD, İran'a yönelik savaş tehditlerinde çok farklı gerekçelerden yaralanmıştır. Geçmiş dönemlerde en çok öne çıkardığı gerekçe terörü desteklemekti. Ancak son dönemde ağırlıklı olarak nükleer silahlanma gerekçesinden yararlanmaya çalıştı. Bu gerekçeye dayanarak dünyayı da yanına alarak İran'a ambargo uyguladı.

 

 

Ömürleri en azından yarım asrı bulmuş olanların ABD ile İran arasındaki gerginlik numaralarına artık iyice alışmış olmaları gerekir. Tabii bu arada ABD'nin Saddam'a karşı savaşıp onun saltanatına son vermek için işgal ettiği Irak'ın bugün siyasi açıdan İran'ın işgali altında olduğu gerçeğini gözlerden uzak tutmamalıyız. Suriye'de Baas saltanatının devam etmesi için askeri müdahalede bulunan İran'ın önünü açan IŞİD komplosunun ortaya çıkarılmasında ABD'nin fonksiyonu olayların biraz arka planını okuyabilenlerin göremeyeceği bir şey değildir.

ABD'nin dış politikası ve güç stratejisi "düşman" temeli üzerine oturtulmuştur. Onun bu stratejisinin temelini tehdit ve saldırı politikası oluşturmaktadır. Fakat tehditçi ve saldırgan olmada kendini haklı gösterebilmek için tehdit ve risk altında olmaya ihtiyaç duymaktadır. Normalde böyle bir şey olmasa, kendine yönelen herhangi bir risk bulunmasa da o sunî olarak bunu oluşturmaya ve kendisinin mutlaka bir düşmana ihtiyaç duyan faaliyetlerini haklı göstermeye çalışır. Oysa gerçekte Amerikan emperyalizmi kendisi bir tehdittir ve çağımızda insanlığın en büyük musibetlerinden biridir. Öyle ki ABD işgalinin Irak'ta beş yıl içinde sebep olduğu zarar, dünyadaki tüm terör örgütlerinin gerçekleştirdiği terör eylemlerinin verdiği zararın toplamından fazladır.

Perde arkasında yerine göre İran'la ortak planlar yapmaktan da çekinmeyen ve İran - Irak Savaşı sürecinde Irak'ı açıktan desteklemesine ve İran'a da ambargo uygulamasına rağmen İran'a gizlice silah satan ABD, aynı zamanda İran'ı önemli bir tehdit olarak yansıtmış ve zaman zaman bu ülkeye karşı saldırı ve savaş tehditlerinde bulunmuştur.

ABD, İran'a yönelik savaş tehditlerinde çok farklı gerekçelerden yaralanmıştır. Geçmiş dönemlerde en çok öne çıkardığı gerekçe terörü desteklemekti. Ancak son dönemde ağırlıklı olarak nükleer silahlanma gerekçesinden yararlanmaya çalıştı. Bu gerekçeye dayanarak dünyayı da yanına alarak İran'a ambargo uyguladı.

2015'te yani ABD'nin Başkanı Barack Obama iken, nükleer proje konusunda İran ile BMGK'nin beş daimi üyesine ek olarak Almanya'nın dâhil olduğu P5+1 ülkeleri arasında anlaşma imzalandı. Bu anlaşmadan sonra ABD yönetimi yaptığı açıklamalarda İran'a isteklerini kabul ettirdiğini ifade ederek bunun kendi açısından kazanım olduğunu ileri sürdü ve anlaşmayı "tarihî" olarak niteledi. İran da kendi açısından tarihî bir zafer olarak nitelendirdiği anlaşmayla aynı zamanda nükleer teknolojiden yararlanma projesiyle ilgili haklarını aldığını iddia etti.

Gerek Avrupa ülkelerinden ve gerekse bölge ülkelerinden açıklamalarda bulunanlar genellikle anlaşma hakkında olumlu yaklaşımda bulundular. İsrail işgal devleti ise tepki göstererek bunun tarihî bir hata olduğunu söyledi. Ancak ondan daha farklı bir açıklama yapması ve onayladığını söylemesi beklenemezdi. İsrail'in karşı çıkması ve anlaşmayı tarihi hata olarak nitelemesi stratejik açıdan İran'ın da işine yaramıştır.

Kısmen çekinceli davranan bir ülke de Suudi Arabistan oldu. Onun çekincesi ise nükleer teknolojinin kullanılmasına izin verilmesinden kaynaklanmıyordu. Hatta şartlarına tam uyulması durumunda bu anlaşmanın İran'ın nükleer silah edinmesini önleyeceğini de dile getirdi. Fakat Suudi Arabistan, İran'a uygulanan yaptırımların kalkmasının onun bileğini güçlendireceğini ve bölgede daha büyük bir sorun olmasına yol açacağını düşünüyordu.

O zamanki BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da anlaşmayı tarihi bir olay olarak nitelerken diyalogun faydasını ortaya koyduğunu iddia etti.

Türkiye de anlaşmaya olumlu yaklaşırken şartlarının tam yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanması üzerine İran halkı da bir bakıma bayram sevinci yaşadı. Fakat halkı böyle bayram sevincine yönelten sebep anlaşmanın nükleer projeyle ilgili yanı değil ülkelerine uygulanan yaptırımlarla ilgili yanıydı. Yıllardan beri bu yaptırımlar yüzünden önemli sıkıntılar yaşayan İran halkı, başlarındaki yönetim nükleer projeden tamamen vazgeçseydi, projeye ait elinde ne kadar malzeme varsa hepsinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) gözetiminde imha edilmesini kabul etseydi bile kuvvetli ihtimalle yine bayram sevinci yaşayacaktı.

Anlaşmanın İran'ın talepleri doğrultusunda değil P5+1 ülkelerinin şartları doğrultusunda sağlandığı, dolayısıyla nükleer proje konusunda kazanan tarafın İran değil küresel emperyalizmi temsil eden ve kendilerini "uluslararası toplum" olarak tanımlayan güçler olduğu açıktı.

Ancak küresel güçlerin İran'la kirli işbirliği perde arkasından uzun süreden beri yürütülüyordu. Irak'ın ve Afganistan'ın işgalinde bu işbirliğinin önemli payı olduğu hususu değişik vesilelerle gündeme getirildi. Suriye'de IŞİD'e karşı savaş bahanesiyle gerçekte Baas rejimini zorlayan direnişe karşı yürütülen savaştaki işbirliğini perdelemenin mümkün olmadığını gelişmeler gözler önüne serdi. Bu işbirliği Yemen'de de açığa çıktı. Nükleer projeyle ilgili anlaşma bu işbirliğine artık diplomatik çerçeve çizmek ve onu perdenin önüne taşımak için zemini oluşturacaktı. Yani anlaşma büyük ölçüde stratejikti.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

438. Sayı Haziran 2019