Sayı : 427   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

İlk Müslümanlar

  • 09 Ocak 2018
  • 383 Görüntülenme
  • 421. Sayı / 2018 Ocak
Yazıyı Dinle
0:00
0:00
Yazarın Diğer Yazıları
Osman Nuri Topbaş
Tüm Yazı Arşivi



Âlemlerin Efendisi, kavminin hakaret, alay ve eziyet gibi kötü tavır ve davranışlarına maruz kalarak mahzun ve mükedder bir hâlde evine döndükçe, Allah Teâlâ O’nun hüznünü Hazret-i Hatice validemizin teselli ve teşvik edici sözleriyle hafifletmiş, ilâhî nusretiyle vazifesini kolaylaştırmıştır.

 

Sevginin şartı, aşkın kânunu, sevilen kişiye duyulan muhabbet ve o aşktan dolayı o kişinin sevdiği şeyleri de sevmek, onun arzusunu kendi arzusuna tercih etmek ve sevgilinin uğruna her şeyini feda edebilmektir. İşte Hazret-i Ebû Bekir (ra)’ın hayatı, Allah Rasûlü’ne aşk ile bağlılığın ve O’nda fani oluşun zirve misalleriyle doludur.

 

İlk iman eden insan Rasûlullâh Efendimiz’dir. Bu husus ayet-i kerimelerde şöyle bildirilmektedir:

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti…” (Bakara, 2/285)

“De ki: Bana, dini Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Ve ben, müslümanların ilki olmakla emrolundum.” (Zümer, 39/11-12)

Fahr-i Kainat Efendimiz’den sonra ilk müslüman, muhterem zevcesi Hazret-i Hatice(ra) idi.

Âlemlerin Efendisi, kavminin hakaret, alay ve eziyet gibi kötü tavır ve davranışlarına maruz kalarak mahzun ve mükedder bir hâlde evine döndükçe, Allah Teâlâ O’nun hüznünü Hazret-i Hatice validemizin teselli ve teşvik edici sözleriyle hafifletmiş, ilâhî nusretiyle vazifesini kolaylaştırmıştır.

Hazret-i Hatice(ra) iman edince Efendimiz’in kızları Hazret-i Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma da müslüman olmuşlardı.

Hazret-i Ali (ra) da Rasûlullâh (sav) ile Hazret-i Hatice’nin namaz kıldıklarını görmüş ve:

“–Nedir bu? diye sormuştu.

Allah Rasûlü (sav):

−Bu, Allah’ın kendisi için seçtiği dinidir. Ben seni tek olan Allah’a iman ve ibadet etmeye, hiçbir fayda ve zararı olmayan Lât ile Uzzâ’yı da inkâra davet ediyorum! buyurdu.

Hazret-i Ali (ra) :

–Ben bu dini şimdiye kadar hiç işitmedim! Babam Ebû Tâlib’e sormadan bir iş yapamam! dedi.

Fahr-i Kainat Efendimiz, o sıralar tebliğ faaliyetlerini gizliden gizliye devam ettirdiği için:

−Ey Ali! Şayet müslüman olmayacaksan sana bahsettiğim bu hususu gizli tut, açığa vurma! buyurdu.

Hazret-i Ali, o gece bekledi. Allah Teâlâ onun kalbine İslâm muhabbetini bahşetti. Sabahleyin Peygamber Efendimiz (sav)’in yanına gitti ve İslâm dini hakkında sualler sordu. Aldığı cevaplar üzerine, Allah Rasûlü’nün buyruğunu hemen yerine getirip müslüman oldu. Babasından çekinerek, müslümanlığını bir müddet gizli tuttu. Hazret-i Ali, bu sıralarda on yaşında idi.” (İbn-i İshâk, s. 118; İbn-i Sa’d, III, 21)

Peygamber Efendimiz (sav) namaz kılmak istediğinde, Hazret-i Ali (ra) ile birlikte Mekke vadilerine doğru çıkıp giderler ve insanlardan gizli olarak, namazlarını oralarda kılarlar, akşamleyin de dönerlerdi. Allah’ın dilediği zamana kadar bu böyle devam etti.

Ebû Tâlib, oğlu ve sevgili yeğeninin gizli gizli namaz kıldıklarına muttali olunca, Peygamber Efendimiz, çok sevdiği amcasını da İslâm’a davet etti. Ebû Tâlib ise bu davete şöyle cevap verdi:

−Ey kardeşimin oğlu! Benim, atalarımın dininden ayrılmaya gücüm yetmeyecek! Lâkin Sen gönderildiğin şey üzere devam et! Vallahi ben hayatta olduğum müddetçe sana kimse zarar veremeyecektir!

Hazret-i Ali’ye de:

−Evlâdım! O, seni ancak hayır ve iyiliğe davet eder. Sen, O’nun yoluna sımsıkı sarıl. O’ndan hiç ayrılma! dedi. (İbn-i Hişâm, I, 265)

Abdullâh bin Mes’ûd (ra)Mekke’ye ticaret için geldiğinde Allah Rasûlü (sav)’i Hazret-i Hatice ve Hazret-i Ali ile birlikte Kâbe’yi tavaf ederken gördüğünü ve bu esnada Hazret-i Hatice’nin tesettüre çok dikkat ettiğini söylemektedir. (Zehebî, Siyer, I, 463)

Ufeyf el-Kindî de, ticaret için Mekke’ye gelmiş ve Abbas (ra)’ın evine misafir olmuştu. Ufeyf, Peygamber Efendimiz’in, Hazret-i Hatice’nin ve Hazret-i Ali’nin Kâbe’de namaz kıldıklarını görmüş, Abbâs (ra)’tan onlar hakkında malumat istemişti. Hazret-i Abbas da onlardan bahsettikten sonra:

−Vallahi ben yeryüzünde bu dine inanan şu üç kişiden başka kimse bilmiyorum! demişti.

Ufeyf (ra )hidayetle şeref yâb olduktan sonra hep şöyle hayıflanırdı:

−Ah ne olurdu o zaman iman edeydim de ikinci erkek mü’min ben olaydım! Onların dördüncüleri olmayı, ne kadar arzu ederdim! (İbn-i Sa’d, VIII, 18; İbn-i Hacer, el-İsâbe, II, 487)

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

421. Sayı Ocak 2018