Sayı : 473   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sosyal Doku

Nureddin Yıldız

Şu Sarhoşa Bak 3

  • 07 Ağustos 2021
  • 397 Görüntülenme
  • 464. Sayı / 2021 Ağustos



Bu ümmet, bakir bir ümmettir. Eski ümmetler gibi gökten üzerine lanet inmiş, göklerin kapısı kendisine kapılmış bir ümmet değiliz biz. Sarhoşumuzdan ayığımıza, suçlumuzdan masumumuza kadar hepimiz Allah’ın kuluyuz. Allah, bu ümmete kapılarını kapatmamıştır, hiç kimse bu ümmetten umut kesme hakkına sahip değildir.

 

Kardeşlerim,

Hepimiz beşeriz, Âdem’in çocuklarıyız. Âdem’in çocukları olarak bu dünyada kulluk yapmaya çalışıyoruz. Bugün Ebu Mihcen, -Allah onlardan razı olsun, yeri cennet olsun, Allah’ın Arş’ının gölgesinde gölgelenenlerden olsun- bize ne büyük bir ders veriyor.

“Muhammedun Rasûlullah” diyen bir sarhoşumuz bile, bu ümmetin sarhoşu bile, ara sıra ayılanı bile; hırsızı, katili, eşkıyası, yol keseni, hangi suçu işlemiş olursa olsun, bu ümmetin adamı olduğu sürece Allah’ın izniyle bu ümmetin ondan alacağı hayırlar vardır.

Hiç kimse kimseyi sokağa atma hakkına sahip değildir. Yaramazlık yapan çocuklarından ümidi kesen babalar, Ebu Mihcen’i gözünüzün önünde tutmayı unutmayın. Ebu Mihcen ki Peygamber gördüğü hâlde Allah’ın olan bir orduya katılmış biri olduğu hâlde matarasına koyduğu şarabını içebildi. Ama ayılınca, Allah’a dönünce baktı ki asıl yol Allah’ın yoludur. Şeytan onu tuzağa düşürdü, gitti mümin kardeşlerinin arasına katıldı. Bedir’de melekleri görmüş olan, meleklerin cihadını görmüş olanlar da “Allah-u Ekber! Yeniden melekler indi!” zannettiler, sarhoş Ebu Mihcen’di inen.

“Bu çocuktan adam olmaz!” diyen anne-babaların gözlerinin önüne Ebu Mihcen’i getirmek istiyorum. “Bu çocuk adam olmaz!” diyen muallim, “Bu cemaat camiye geliyor ama bunlardan ümmet hayır görmez!” diyen imam efendi, “Bu kadın işe yaramaz!” diyen kocalar, “Benim kocamdan hayır gelmez!” diyen kadınlar; biz, hepimiz, yirminci asrın çirkefi içerisinde insan bulunmayan, Müslümanlığın zora düştüğü ve Müslüman adam bulmanın zor olduğu bir zamanda sarhoşuyla, ayığıyla, iyisiyle, kötüsüyle ümmet olmak zorunda olduğumuz bir zamanda, hepimiz, 1400 sene öncesine gidip Ebu Mihcen’i gözümüzün önünde seyretmek zorundayız kardeşlerim.

Allah ondan razı olsun. Bugün gözlerimizi yaşartan ve asla unutamayacağımız muhteşem bir ders verdi bize. Bir kere daha, Allah ona mezarında rahmetler eylesin. Çünkü Ebu Mihcen’e Medine’ye geri gelmek de nasip olmadı. O fetih ordusunun içerisinde vefat etti ve bir kenara mezarı kondu, şimdi mezarı bile belli değildir ama adı belli, şanı belli.

Bize bir iz bıraktı. Hem Sad bin Ebi Vakkas’ın elinden, onun kaleminden öğrendik, hem ondan öğrendik, hem Sad bin Ebi Vakkas’ın Peygamber görmüş, terbiye görmüş hanımından öğrendik. Ne öğrendik? Bu ümmetin, “lâilâheillallah Muhammedun Resûlullah” diyen her ferdinde milimetrik ölçülerle de olsa, astronomik rakamlarla da olsa hayır vardır, Allah’ın izniyle.

“Muhammed Resûlullah!” diyen, bir tek kabloyla da olsa Resûlullah’a bağlantı kurabilen herkeste hayır vardır, bu umutla yaşamak zorundayız. Çünkü biz dağıtan değil, toplayan bir ümmetiz. Toplamak ve biriktirmek, bereketlendirmek zorunda olan bir ümmetiz.

Şimdi ben elbette bu sözlerimi, bu ağır örneği Müslümanlar’ın Filistin’de, Kudüs’teki işkencelerini, Suriye’deki, Irak’taki, Orta Doğu’daki durumu, Doğu Türkistan’daki durumu, Kafkasya’daki durumu düşünerek konuşuyorum ve Müslümanlar’ın Kafkasya’dan Güney Afrika’ya kadar çektiği sıkıntılar ve işkencelere karşı hiç dertlenmeyen, hanımına yalvarıp “Ver bana bir mızrak, ver bana bir poşet bulgur, götüreyim mümin kardeşlerime vereyim” diyecek hassasiyeti göstermemesini elbette örneklendirmek istiyorum. Yaptığım kıyas ve benzetme, öncelikle dünya çapındaki İslam derdimizdir. Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntılarla ilgilidir şüphesiz bu.

Bunu evlerimize de uygulamak istiyorum. Belki sarhoş baba, sarhoş çocuk, sarhoş kadın var evinde… “Muhammedun Resûlullah” dediğimiz sürece kurtuluş umudumuz vallahi vardır! Çünkü “Muhammedun Resûlullah” ebedî olarak cehennemden çıkmanın da garantisidir. “Muhammedun Resûlullah” diyen ve bunu ayıldığı zaman bağrına basan bir Müslüman, biiznillah cehennemde ebedî kalmayacaktır. Cehennemden ebediyen kurutulup sonunda cennete girecek bir insan, bizim evimizin belası, musibeti de olsa, benim ailemin perişan olma nedeni de olsa, onun yüzünden girdiğim cezalar, taksitler, sıkıntılar bitmiyor da olsa Allah’ın cennet umudu bitmediği sürece, aile içinde ben umudumu bitiremem. Bitirdiğimiz takdirde Ebu Mihcen’i koyacak bir yer bulamayız, Allah ondan razı olsun.

Eğitimde de böyleyiz, vakıfçılığımızda da böyleyiz. Biz sonunda Allah’a gitmeyi gaye edinmiş müminler olarak “Sonunda Allah’ın rızasını kazanalım, sonunda Rabbimizin cennetine girmeyi hak edelim de bu dünya ne olursa olsun” dememiz gereken bir nesil olduğumuza göre, bunu demek için mümin olduğumuza göre, sonu cennet olsun, dünya zindan olsun dememiz gerektiği sürece… İşte Ebu Mihcen’i görüyoruz ki -Allah ondan razı olsun- sarhoş olduğu hâlde ayılınca ümmetinin hâlini görüyor ve orada zincirlenmiş olsa bile oturmayı kendine yakıştıramıyor.

Kardeşlerim,

İsterseniz küçük bir ara verelim ve zihnimiz yerindeyse şöyle bir soruya cevap bulmaya çalışalım: Matarasına şarap dolduran Ebu Mihcen buydu. Alkolün adını bile telaffuz etmeyen Sad bin Ebi Vakkas’ı tasavvur edebiliyor musunuz? Medine talebeleri, Medine nesli, Medine medeniyetinin ürünleri olan ashab-ı kiramın sarhoş olmayanlarını hayal edebiliyor musunuz? Ümmetinin hâlini nasıl içlerine sindirebiliyorlardı?

“Ümmet” deyince ne hatırlıyorlardı? Ağlayan bir çocuk, ezilmiş bir kadın, horlanan bir mümin, bombalanmış bir cami görecek olsalardı ve müminlerin elleri kelepçeli koyun sürülür gibi sürüldüğünü görecek olsalardı ne hâle gelirlerdi, ne derlerdi, ne yaparlardı? Tasavvur edebiliyor musunuz?

Billahi benim aklım duruyor. Bir şey tasavvur da edemiyorum. Ebu Mihcen ki şarabından sonra buydu; alkol görmemişleri, günaha eli ve gözü değmemişleri -ki büyük bölümü öyleydiler- ümmetin bu hâlini görselerdi teheccüde kalkacakları geceleri olur muydu onların acaba? Umre üstüne umre yaparlar mıydı acaba?

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

464. Sayı Ağustos 2021