Vahiy zincirinin son halkası olan Kur'an, kendisinden önceki vahiylerin başına gelen tahrifattan ilahi koruma ile muhafaza edilmiştir. Ama ne yazık ki Kur'an da bölgesel bazda da olsa değişik dönemlerde anlaşılma ve anlatılma görevi belirli zümrelerin tekeline geçme kaderini yaşamıştır. İçerisinde yaşamış olduğumuz toplumda sessiz bir çoğunluk hala bu kanıyı taşımaya devam ediyor.
Yaşamış olduğumuz hayata anlam katmak ancak vahyi anlamakla mümkün olacaktır. Öyleyse her birimiz evlerimizi içerisinde vahyin öğrenildiği birer Kur'an evine çevirmeye başlamalıyız. Entelektüel bir görüntü vermek için meal okuma çalışması yapmaktan vazgeçerek yaşamak için anlama gayretiyle Kur'an'a yönelmeliyiz. Bunun için özel yerler hazırlamalı ve özel zamanlar ayırmalıyız.
Vahiy, Allah'ın insanı kendisine muhatap kabul etmesinin bir neticesidir. Hz. Âdem ile başlayan insanlık tarihinin her döneminde Allah, insanı göndermiş olduğu ilahi müfredat ile terbiyeye tabi tutmuştur. Allah yaratmış olduğu her şeyi insanın emrine verirken insandan ise kendisine kulluk istemiştir. Yaratılanların en şereflisi olma özelliğine haiz olan insanın bu özelliğini muhafaza etmesi için Allah, insanı tarihin hiçbir döneminde kendi başına terk etmemiştir. Çünkü insan, kendi kendisine bırakılamayacak kadar özel ve değerlidir. Tarihsel süreç insanın Allah ile bağlarını kopardığı dönemlerde nasıl savrulmalar, bozulmalar, ahlaki kokuşmalar ve helakler yaşadığının örnekleriyle doludur. Modern dünya insanı gökten kendisine indirilen rahmetin neticesi olan vahiy ipi ile bağlarını koparmanın sancılarını çok daha şiddetli bir şekilde yaşamaktadır. Gözümüzü yaşamış olduğumuz şehirden başlayarak dünyanın her neresine çevirsek vahiy ile bağlarını koparan insanlığın sancılarına şahit oluyoruz. Yaşanmakta olan sosyal kıyamet, kozmolojik kıyametten daha şiddetli bir hal aldı adeta. Belki günümüzden on yıllar sonra insanlık kozmolojik kıyametin gerçekleşmesi için dua eder hale gelecek. İnsan ile vahiy arasındaki bağları koparma çabası tarihin her döneminde yaşanmış bir süreçtir. Bu süreci yönetenler tarihin kimi dönemlerinde bizzat devlet adamları olmuştur. Sahne bazen bilim adamlarına, bazen de filozoflara kalmıştır. Ama en acısı ve en ağır neticeler vereni ise din adamlarının başrolü üstlendikleri dönemler olmuştur. Yahudileşen İsrailoğulları ve Hristiyanlaşan İseviler kendi içlerinden çıkarmış oldukları ruhban sınıfına vahyi anlama ve anlatma görevini tevdi ettikleri andan itibaren vahiy ile bağlarını koparmaya başladılar. Böylece vahyi anlama ve yaşama yeteneği toplumdaki bir sınıfının tekeline geçmiş oldu. Sonuçta İlahi Metinler tahrife uğradı ve hayata müdahil olamayan bir din anlayışı ortaya çıktı.
Vahiy zincirinin son halkası olan Kur'an, kendisinden önceki vahiylerin başına gelen tahrifattan ilahi koruma ile muhafaza edilmiştir. Ama ne yazık ki Kur'an da bölgesel bazda da olsa değişik dönemlerde anlaşılma ve anlatılma görevi belirli zümrelerin tekeline geçme kaderini yaşamıştır. İçerisinde yaşamış olduğumuz toplumda sessiz bir çoğunluk hala bu kanıyı taşımaya devam ediyor
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















