Hz. Davud (as), hayatın her anının, her olayın, yaşananların bir imtihan sebebi olduğunu fark etti. Zaten hayatı hep bu minval üzereydi. Yaratıcının sınaması her daim devam ederdi. Hayatın her bölümünde Allah'ın huzurunda imtihanda olduğunun bilincindeydi. Yapılan haksızlığı tespit etti. Yapılan/yapılacak tüm haksızlıklara "dur" dedi. İşi hikmetle çözdü. Bu hikmet kabiliyetini veren Allah'a şükretti.
Hz. Davud (as), gençliğinde bir sapan taşı ile yüreklere korku salan komutan Calut'u yenmişti.
Allah ona büyük nimetler sundu.
Heybetliydi.
Çok sayıda muhafızları vardı.
Kumanda ettiği büyük bir ordusu oldu.
İsabetli karar verme yeteneği üst düzeydeydi.
Güzel konuşma özelliğiyle dikkat çekti.
Peygamberlik verildi, bir ÅŸeriat sahibiydi, Zebur sahibi oldu.
Oldu da oldu.
Allah onun üzerine nimetlerini yağdırdı:
İlmi güzeldi ameli güzel oldu.
Hikmet sahibi bir insandı.
Bir gün, mescitte ibadet ediyor, Rabbine yakarış içinde kulluğunun tadına varıyordu. Bu esnada iki kişi çıkageldi. Davud (as) ile görüşeceklerini söylediler. Muhafızları buna izin vermedi. Çünkü niyetlerinin ne olduğu belli değildi.
Beklenmedik bir anda yüksek bahçe duvarından atladılar
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















