, Fahri Altunkaynak
Sayı : 518   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Fıkıh Köşesi

Fahri Altunkaynak

  • 31 Ocak 2026
  • 1 Görüntülenme
  • 518. Sayı / 2026 Åžubat
Yazarın Diğer Yazıları
Fahri Altunkaynak
Tüm Yazı Arşivi



Zamanında zekâtını vermeyen bir kişi, daha sonra fakir düşer ve zekât borcunu ödemeden ölürse zekât sorumluluğundan kurtulamaz. Bu durumdaki kişi mirasçılarına, zekât borcunu ödemeleri hususunda vasiyette bulunmalıdır. Şayet vasiyet etmeden ölürse günahkâr olur. Geride kalan vârisleri onun adına zekâtı verirlerse bu borçtan kurtulacağı ümit edilir.

İslâm'da mülkiyetin şahsiliği esastır. Buna göre bir kimse babasıyla birlikte oturuyor olsa bile zekâta tâbi nisap miktarı mala sahip ise zekât ile mükelleftir. Ancak babası ile mallarını ayırmamışlar da ortak kazanıp ortak harcıyorlarsa, bu takdirde ellerindeki birikim üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kişi zekâtla yükümlü olur.

1- Zekât kimlere farzdır? Geçerli olmasının şartları nelerdir?

Zekât ibadeti ile ilgili şartlar, zekâtın bir kimseye farz olmasının ve verilen zekâtın geçerli olmasının şartları şeklinde iki ayrı başlık altında ele alınır.

Bir kimseye zekâtın farz olması için o kimsenin Müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına gelmiş ve hür olması, (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/4-6) bir yıllık borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı nitelikte "nisap miktarı" mala sahip olması gerekir. Artıcı nitelikte olmakla kastedilen, malın sahibine gelir, kâr, fayda temin etmesi yahut kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine sahip bulunmasıdır.

Zekâtın farz olması için ayrıca nisap miktarı mal ya da servete sahip olduktan sonra üzerinden bir kamerî yılın geçmesi ve yılsonunda da nisap miktarını koruması gerekir. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/13 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/467) Yıl içerisindeki artış ve düşüşlere itibar edilmez. Zekât bu süre dolmadan önce de verilebilir. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/50-51)

Zekâtın geçerli olmasının şartlarına gelince, öncelikle "niyet" şarttır. Zekât bir ibadet olduğu için niyetsiz yerine getirilemez. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/40; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/478) Ayrıca fakire verilmesi ve teslimi demek olan "temlik" de şarttır. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/39) Yemek hazırlayıp yedirmek gibi ibâha denilen yollarla fakire zekât verilmiş olmaz.

2- Havaic-i asliyye (temel ihtiyaçlar) nelerdir?

İslâm kişiyi güç yetirebileceği yükümlülüklerle sorumlu kılmıştır. Bu nedenle zekât ve diğer bazı mali yükümlülüklerle mükellef olmak için temel ihtiyaçlardan (havâic-i asliyye) fazla bir mala sahip olma şartı aranmıştır. Havâic-i asliyye; kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık temel ihtiyaçlarıdır.

Hangi malların temel ihtiyaç maddesi sayılacağı ve bunun ölçüsünün ne olduğu hususu kişiye, zamana, şartlara ve çevreye göre değişir. Bununla birlikte İslâm bilginleri temel ihtiyaç maddeleriyle ilgili birtakım genel, açık ve objektif ölçüler getirmişlerdir. Temel ihtiyaçların bu ölçüler ışığında toplumun ortak değerlerine ve toplumdaki asgari geçim ve hayat standartlarına göre belirlenmesi gerekir.

Buna göre temel ihtiyaçlar; barınma, yiyecek, giyecek, sağlık ve güvenlik giderleri, ulaşım, eğitim, ev eşyası, meslek ve üretim için kullanılan arsa, bina, makine ve aletler ile elektrik, su, yakıt, aidat vb. cari giderlerdir.

3- Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Zekât senenin herhangi bir zamanında verilebilir. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi nisap miktarı malın üzerinden bir sene geçmiş olması konusunda da kamerî yıl hesabı uygulanır. Zekâtın farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı veya Ramazan'ı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Çünkü zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir. (Bkz.İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/271-272)

4- Paraların ve ticaret mallarının nisabında ölçü alınacak altının ayarı ne olmalıdır?

Zekâta tâbi olan altın, gümüş, sâime hayvanlar ve tarım ürünlerinin nisabı hadislerle sabittir. Bunların dışında kalan paralar ve ticaret mallarının nisabının nasıl belirleneceği hususunda ise fakihler arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı fakihler altın veya gümüşten birinin ölçü alınabileceğini kabul ederken; bazıları fakirin yararına olmak üzere altın veya gümüşten hangisinin değeri daha düşükse bunun ölçü alınması gerektiği görüşündedirler. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/21; Nevevî, el-Mecmû, 6/3, 9-19, 63, 66) Altın veya gümüşten birinin esas alınması durumunda da bunların hangi ayarının ölçü alınacağında ihtilaf edilmiştir. Hanefîler, bir alaşımın yarıdan fazlası ne ise söz konusu alaşıma o hükmü verdiklerinden, altında da 12 ayarın üstünü altın olarak kabul etmektedirler. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 2/17, 20, 21; el-Fetâva'l-Hindiyye, 1/179) Diğer mezheplerdeki âlimlerin geneli ise bu durumda altın veya gümüşün saf halinin yani en yüksek ayarının ölçü alınması gerektiğini savunmuşlardır. (Bkz.Nevevî, el-Mecmû, 6/3, 9-19, 63; Mevvâk, et-Tâc, 3/144; Zerkeşî, Şerhu'z-Zerkeşî, 2/494-495) Kurulumuz, geçmişten beri verdiği fetvalarda, gümüşün aşırı değer kaybetmesi nedeniyle, günümüzdeki paralar ile ticaret mallarının nisabında artık sadece altının ölçü alınması gerektiği görüşüne sahip olmuştur.

Buna göre altın kavramının, mutlak olarak kullanıldığında 24 ayar saf altını ifade etmesi, daha düşük ayardaki altınların saf altın olmayıp başka maddelerle karışık bulunması, günümüzde gerek uluslararası gerek ulusal altın piyasalarında 24 ayar altının belirleyici olması ve tedavülünün yaygınlaşması gibi sebeplere dayanarak, ayrıca ticaret mallarının nisabında ölçü alınacak altının saf altın olduğunu ileri süren mezheplerin görüşleri ile farklı ülkelerdeki fetva mercilerinin çoğunun da zekât nisabında 24 ayar altını esas alması gözetilerek; günümüzde tedavülde bulunan para, ticaret eşyası ve kıymetli evrakın nisaplarında Kurulumuzun 1960/75 sayılı kararında olduğu gibi ölçü olarak 24 ayar altının esas alınması; yani sayılan mallar tek başına veya birlikte 24 ayardan 80,18 gram altın değerine ulaştığında kırkta bir (% 2,5) oranında zekât verilmesi gerekir.

5- Zekât yükümlüsü bir kimse, zekâtını vermeden fakir düşse ve vefat etse, zekât sorumluluğu kalkar mı?

Zamanında zekâtını vermeyen bir kişi, daha sonra fakir düşer ve zekât borcunu ödemeden ölürse zekât sorumluluğundan kurtulamaz. Bu durumdaki kişi mirasçılarına, zekât borcunu ödemeleri hususunda vasiyette bulunmalıdır. Şayet vasiyet etmeden ölürse günahkâr olur. Geride kalan vârisleri onun adına zekâtı verirlerse bu borçtan kurtulacağı ümit edilir

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

518. Sayı Şubat 2026