Öyle görünüyor ki, yerinde sayma sarmalını tetikleyen birçok neden var... İsteksizlik. İçtensizlik. İçeriksizlik. İş bilmezlik... İşine gelmezlik... İradesizlik ya da içimizin geçmiş olması... Ne bir gayret... Ne bir merak... Ne de hayretimiz kaldı... Ruhsal, zihinsel ve kalbi anlamda kısırlaşıyoruz... Hep aynı modda kalmak, aynı pozisyonda ısrar etmek, zamanın ruhunu ıskalamakla kalmıyoruz, ruhsuzlaşmanın da kapısını aralıyoruz...
Yerinde saymaktan vazgeçip -yeni deneyimlerle- yeni bir rüzgâr estirebiliriz... Bizi daha duyarlı ve daha dinamik kılacak bir ruhu yakalayabiliriz... Örtülü enerjimizi, saklı potansiyelimizi harekete geçirecek, kadrolarımızı kararlı kılacak önce bir niyet ve samimiyet lazım... Akabinde bu iş ciddiyet ve cesaret ister... Özgüven ve özveri gerektirir...
Acil ve ağır sorumluluklar omuzlarımıza yüklenmişken sanki yerimizde sayıyoruz... Ağırdan alıyoruz, tekrara düşüyoruz... Amiyane tabirle patinaj yapıyoruz... Kendimize gerekçe bulmakta zorlanmıyoruz...
Hayat böyle... Zaman kötü... Devran değişti... İnsanlar çekilmiyor...
Aslında sorun zaman değil, insanın kendisi... İnsanoğlu dünya merkezli kendini konuşlandırınca mevziden de, menzilden de koptu...
Temel sorun:
Yere çakılı kalmamız.(Bkz. Tövbe, 9/38)
Yere çakılı kalınca yerinde saymaktan gayrı elden ne gelir ki?
Dahası hayatta çoğu zaman insan olduğu yerde kalmayı sabır ve istikrar sanır...
DeÄŸiÅŸmemeyi sadakat diye yorumlar...
Kıpırdamamayı tevekkül diye tanımlar...
Mevcudu korumayı maslahat olarak gösterir...
Hareketsizlikte hikmet arar
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















