İletişim, iyiyi kötü, kötüyü ise iyi gösterebilecek devasa bir güçtür. Bu güç, dilin ucundadır. Ramazan, mideye tutturulan orucu dile ve kalbe sirayet ettirme sanatıdır. Derdin de dermanın da dilin ucunda olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimizde, iletişim ahlakının temel taşı olan güzel söz ve tebessüm devreye girer.
Ramazan'da kurduğumuz iletişim, sadece bir mesaj alışverişi değil, bir gönül inşasıdır sonucuna varılabilir. Elin elle, gözün gözle ve kalbin kalple buluştuğu bu mübarek zaman dilimi, iletişim ahlakını bir yaşam biçimi haline getirmek için en büyük fırsatımızdır.
İnsan, var olduğu günden bu yana bir anlatma ve anlaşılma ihtiyacıyla yoğrulmuştur. Mağara duvarlarına çizilen resimlerden dijital dünyanın karmaşık ağlarına kadar uzanan bu serüvende değişmeyen tek gerçek, iletişimin bir iş, görev, sorumluluk olduğudur. Ancak bu iş, sadece teknik bir bilgi aktarımı değil, ruhun ruhla temas etmesi, bir birleşme ve bölüşme eylemidir. Maneviyatın doruğa ulaştığı Ramazan ayı, bu büyük meselemizi yani iletişim ahlakımızı yeniden gözden geçirmek, paslanmış gönül köprülerini onarmak için en kıymetli zaman dilimidir.
Paylaşmanın ve Bölüşmenin Estetiği
İletişim kelimesinin kökenine indiğimizde karşımıza çıkan paylaşmak ve üleşmek kavramları, Ramazan'ın ruhuyla birebir örtüşür. Paylaşmak, sadece maddi bir nesneyi bölmek değildir; asıl mesele, duyguyu, vakti ve anlamı bölüşebilmektir. Anadolu irfanındaki üleşmek tabiri, iletişimin birleştirici gücünü temsil eder. İftar sofralarında sadece ekmeğimizi değil, sükûnetimizi ve neşemizi de bölüşürüz.
İnsanın onaylanma ve benimsenme ihtiyacı, Ramazan ikliminde en saf haliyle karşılık bulur
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















