Gerçek okuryazarlık; üniversite diplomalarında ya da sınav sonuçlarında değil, bireyin kendi yollarını kendine düşürebilmesi, kendi iç yolculuğunun farkında olabilmesinde gizlidir. Bir insan kendisini tanımadığı müddetçe, ne kadar çok şey okursa okusun, o bilgi önce kendi ruhunda kaybolur. Bu nedenle, iletişimi anlamanın ve toplumsal sorunları çözmenin ilk adımı, temel mottomuzdur: İletişim Kendini Bilmektir.
Kendini bilen, çevresini okuyabilen insandır. Okumanın ve bilmenin yolu, aynı zamanda deneyimleme ve gözlemden geçer. Bireyin kendine ve sevdiklerine yeterli zamanı ayırmaması, iletişimde sığlaşmaya ve toplumsal kopukluğa neden olur. Etkili iletişimin başarısı, ayrıca beden dilinin farkında olmakla ilişkilidir; bunun temelinde ise, bireyin kendi dışındaki ancak kendisinin inşasında önemli olan tüm çevresini tanıması yatar.
Büyük mutasavvıf Yunus Emre'nin o bilgece deyişi, asırlardır süregelen en büyük bilmecemizin anahtarını sunar: "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen, bu nice okumaktır." Günümüzün rekabetçi ve karmaşık dünyasında, bu söz sadece manevi bir nasihat değil, aynı zamanda kişisel ve toplumsal başarının en kestirme formülüdür.
Gerçek okuryazarlık; üniversite diplomalarında ya da sınav sonuçlarında değil, bireyin kendi yollarını kendine düşürebilmesi, kendi iç yolculuğunun farkında olabilmesinde gizlidir. Bir insan kendisini tanımadığı müddetçe, ne kadar çok şey okursa okusun, o bilgi önce kendi ruhunda kaybolur. Bu nedenle, iletişimi anlamanın ve toplumsal sorunları çözmenin ilk adımı, temel mottomuzdur: İletişim Kendini Bilmektir.
Bedenini Okuma SorumluluÄŸu
Kişi, kendini bilmeyi bir sorumluluk olarak belirlemelidir. Ancak bu bilme süreci, sadece biyolojik bir tanıma değil; ruhsal, duygusal ve kültürel bir sorgulama eylemidir. Bedenini okumak, kendini keşfetme sürecini başlatır.
Kendini bilen birey, kendisini oluşturan tüm etiketleri masaya yatırır:
Sevdiği/sevmediği renkler, yemekler, filmler ve müzikler... Bunların ne kadarı gerçekten kendi tercihi ne kadarı ise ailesinin, çevresinin ya da kültürün dayattığı etiketler ve beklentilerdir?
Güçlü ve zayıf yanları, başarıları ve başarısızlıkları, duygusal dalgalanmaları ve karakter yapısı... Tüm bu soruların cevabını ararken, kişinin eli açık mı cimri mi, bencil mi paylaşımcı mı olduğu gibi temel ahlaki eğilimlerini de sorgulaması gerekir.
Çevreyle, doğayla, hatta gökyüzüyle kurduğu ilişki; sadece insanlarla değil, tüm canlılarla olan münasebeti, kişinin kendisini ne kadar umursadığıyla doğru orantılıdır.
Bu soruları sormadan yaşanmış bir hayat, maalesef beyhude bir ömürdür
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız




















