Sudan'da Sömürgeci-işbirlikçi-ihanetçi-çıkarcı Sarmalı , Ahmet Varol
Sayı : 516   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İslam Aleminden

Ahmet Varol

Sudan'da Sömürgeci-işbirlikçi-ihanetçi-çıkarcı Sarmalı

  • 31 Aralık 2025
  • 1 Görüntülenme
  • 517. Sayı / 2026 Ocak



Bugün Sudan'da devam eden savaş halkın tümünün mağdur edildiği; uluslararası sömürgeci güçler, bölgesel işbirlikçi rejimler, yerli ihanetçi unsurlar ve bu unsurları önce koynunda besleyen sonra da hesapların bozulması üzerine karşı karşıya gelen, gerçekte halkın haklarını değil kendi siyasi iktidarlarını sürdürme çabası içindeki cuntacı kadrolar arasında süren bir güç, hakimiyet ve çıkar savaşıdır. Halk ise bu savaşta hiçbir şekilde yer almadığı halde, savaşan tüm taraflarca mağdur edilmektedir.

19 Aralık 2018'de ekmek fiyatlarına gelen zamlarla başlayan süreç, aslında Sudan halkının otuz yıllık otoriter yönetime, ekonomik çöküşe ve yolsuzluğa karşı biriktirdiği öfkenin patlamasıydı. Ancak bu öfke: Önce Beşir'i deviren, sonra onun yerini alan generallerle "yarı cunta" formülü kuran, sonra o generallerin ikinci darbeyle sivilleri devre dışı bıraktığı, son aşamada da bizzat generallerin kendi aralarında iktidar kavgasına tutuştuğu bir kısır döngüye hapsoldu.

Afrika'nın en büyük yüzölçümüne sahip İslam ülkesi niteliğindeki Sudan, 2018'in sonlarına doğru Beşir yönetimine karşı gerçekleştirilen gösterilerle birlikte bir kriz dönemine girdi. Ancak bu kriz daha sonra birtakım uluslararası güçler ve işbirlikçi bölgesel güçler tarafından, halkın iradesinin tamamen alan dışına çıkarıldığı kirli bir savaşa yöneltildi.

Bu kirli savaş, siyonist katillerin Gazze'de soykırım yaptığı iki yıllık sürede büyük ölçüde bu soykırım savaşının gölgesinde kaldı. Ancak Gazze'de savaşın sonlandırılması için ateşkes anlaşması yapılmasından sonra, küresel emperyalizmin ve bölgesel ihanet güçlerinin güdümündeki Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) Kuzey Darfur'un başkenti El-Faşir'i ele geçirip katliam yapması üzerine Sudan'daki iç savaş yeniden dünya gündemine taşındı.

Bugün Sudan'da devam eden savaş halkın tümünün mağdur edildiği; uluslararası sömürgeci güçler, bölgesel işbirlikçi rejimler, yerli ihanetçi unsurlar ve bu unsurları önce koynunda besleyen sonra da hesapların bozulması üzerine karşı karşıya gelen, gerçekte halkın haklarını değil kendi siyasi iktidarlarını sürdürme çabası içindeki cuntacı kadrolar arasında süren bir güç, hakimiyet ve çıkar savaşıdır. Halk ise bu savaşta hiçbir şekilde yer almadığı halde, savaşan tüm taraflarca mağdur edilmektedir.

Biz de Sudan'da yaşanan krizin geniş açıdan görülebilmesi için 19 Aralık 2018'de başlayan gösterilerden itibaren yaşanan gelişmeleri özet bir şekilde ilginize sunuyoruz.

Ekonomik Krizden Kitlesel İsyana

19 Aralık 2018'de Sudan'da patlak veren gösterilerin görünen nedeni, derinleşen ekonomik krizdi. Yıllardır süren kötü yönetim, yolsuzluk, yaptırımlar ve Güney Sudan'ın ayrılmasıyla petrol gelirlerinin önemli bir kısmının kaybedilmesi halkı yoksulluğa sürüklemişti. Temel gıda maddelerine ve yakıta gelen zamlar bardağı taşırdı.

Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, olayların "dış güçler tarafından kışkırtıldığını" öne sürdüyse de geniş kitlelerin tepkisinin asıl kaynağı, uzun süredir biriken ekonomik-sosyal sıkıntılardı. Beşir, kabine değişiklikleriyle öfkeyi yatıştırmaya çalıştı; ardından izinsiz gösterileri yasaklayarak fiilî bir olağanüstü hâl rejimine yöneldi. Fakat yasaklar, baskılar ve polis şiddeti protestoları durdurmak yerine genelleştirdi. İnsanlar sokakta yürüyemeyince genel grev, kepenk kapatma, sivil itaatsizlik gibi yöntemlere yöneldi.

Meslek odaları, sendikalar ve farklı siyasi akımlar arasında koordinasyon arayışları sonucunda Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDGB/ÖDG) adıyla bir çatı oluşum ortaya çıktı. Bu yapı, kitleleri Nisan 2019'da doğrudan Ordu Genel Komutanlığı'nın önüne taşıyarak, ordudan artık Beşir'in değil sokağın yanında saf tutmasını istedi. Böylece süreç, "zam protestosu" olmaktan çıkıp sistem değişikliği talebine dönüştü.

Beşir'in Devrilmesi Ve "Yarı Cunta" Formülü

Ordu başlangıçta Beşir yönetiminden yana açıklamalar yaparken, dengelerin değiştiğini görerek pozisyon değiştirdi ve 11 Nisan 2019 sabahı Beşir'e darbe yaptı. Kâğıt üzerinde halk ayaklanması "başarıya ulaşmış", 30 yıllık iktidar devrilmişti; ama iktidar sandıktan çıkan sivillere değil, darbeyle sahneye çıkan komutanlara geçmişti.

Asker, sokaktaki kitlelerin ve ÖDG'nin bu darbeyi "kendi adlarına yapılmış" saydığını, bu yüzden de yönetimin bir an önce sivillere devrini talep ettiklerini biliyordu. Ancak darbeciler iktidarı bütünüyle ÖDG'ye bırakmak yerine "paylaşma" formülüne yöneldi. Bunun için uzun ve defalarca kesintiye uğrayan müzakereler yürütüldü. Bu süreçte özellikle Askeri Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) komutasındaki Hızlı Destek Güçleri'nin (HDK) yaptığı katliamlar, halkın askere güvenini iyice sarstı.

Sonuçta 3 Ağustos 2019'da "Geçiş Süreci Anlaşması"na, 17 Ağustos 2019'da ise uluslararası temsilcilerin de katılımıyla bu süreci çerçeveleyen Anayasa Deklarasyonu ve Siyasi Deklarasyon adı verilen iki bildirime imza atıldı. Buna göre: Geçiş süreci 39 ay sürecek,

Devletin en üst makamı, 11 üyeli Egemenlik (Devlet) Konseyi olacaktı.5 üye ÖDG'den 5 üye askerden, 1 üye ise iki tarafın üzerinde anlaştığı bir sivil isimden oluşacaktı. 39 ayın ilk 21 ayında Konsey başkanı askerlerden, son 18 ayında ise sivillerden olacaktı. Yaklaşık 300 üyeli bir parlamento kurulacak, sandalyelerin %67'si ÖDG'ye, kalanı ise Beşir yönetimiyle doğrudan ilişkili olmayan partilere verilecekti

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

517. Sayı Ocak 2026