İslâm İnancında Para Amaç Değil Araçtır , Mustafa Çelik
Sayı : 516   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

İslâm İnancında Para Amaç Değil Araçtır

  • 31 Aralık 2025
  • 5 Görüntülenme
  • 517. Sayı / 2026 Ocak



Helal kazançla helal harcama arasındaki bağ, kulluk bilincinin merkezinde durur. Bu denge bozulduğunda, para artık insanı iyiliğe yönelten bir araç olmaktan çıkar, tersine insanı kendi etrafında döndüren bir girdaba dönüşebilir. Parayı amaç edinenler, aslında farkında olmadan ona kulluk etmeye meylederler. Bu da insanın özgürlüğünü değil, bağını artırır.

Kur'an'ın paraya bakışı aslında insanın kendine bakışıdır. Paranın değeri, insanın ona yüklediği anlam kadar vardır. Onu amaç hâline getiren yanılır; onu aracı gören doğruyu bulur. Çünkü paranın gücü sınırlıdır: Bir evi satın alabilir ama mutluluğu değil; bir bedeni doyurabilir ama ruhu değil, bir hayatı kolaylaştırabilir ama anlamlandıramaz.

Kur'an'a göre helalinden para kazanıp helal yerlere harcamak ibadettir. Dinde para amaç değil araçtır. Parayı amaç haline getirenler, Allah'tan gayrisine ibadet etmeye meyledenlerdir.

Kur'an'ın genel öğretilerinde helal para Allah'a kulluğun vasıtasıdır. Rızkın helal yoldan kazanılması teşvik edilir (örneğin "Helâl ve temiz olanlardan yiyin" ( Bakara, 2/168) "Yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın" (Cuma, 62/10)

Mal ve servetin bir imtihan olduğu, asıl değerin ise takva ve salih amel olduğu vurgulanır "Mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır" (Teğabun, 64/15)

Malı amaçlaştırmak, onu "ilâh" konumuna getirmek Kur'an'da eleştirilir "Malını yığıp yığarak sayan kişi." ( Hümeze, 104/1-3); "Gördün mü hevasını ilah edinen kimseyi?" (Câsiye, 45/23)

Bu nedenle İslam inancında para bir amaç değil, ahlâklı yaşam için bir araçtır. Helal kazanç ve onu helal, faydalı yerlere harcamak; infak, zekât, sadaka gibi uygulamalarla birleştiğinde ibadet niteliği kazanır. Parayı amaç haline getirmek ise insanı dünyevileşmeye ve kulluktan uzaklaşmaya sürükleyen bir tehlike olarak görülür.

İnsan, dünya hayatının gereklerini yerine getirirken çalışmak ve üretmek zorundadır. Kur'an'a göre bu çaba, yalnızca maddi bir ihtiyaç değil, aynı zamanda kulluğun bir parçasıdır. Helalinden kazanmak, insanın hem kendisine hem topluma karşı sorumluluğunu yerine getirmesidir. Zira helal kazanç, kişinin alın teriyle elde ettiği, başkasına zarar vermeyen, adaletle yoğrulmuş bir rızık türüdür. Böyle bir kazançla yapılan her harcama ister aileyi geçindirmek olsun ister toplum yararına yapılan bir infak, ibadet kapısına açılan bir vesiledir.

Ancak para, insanın elinde bir araçken bazen kalbinde bir amaç hâline gelebilir. Kur'an'ın uyarıları tam da bu noktada belirir. Çünkü para, değerini ancak insanın niyetinden ve kullanımından alır; aksi hâlde insanı esir alabilecek bir put hâline dönüşür. Servet biriktirme hırsı, insanı sahip olduklarıyla övünmeye, sahip olamadıklarıyla hırslanıp tükenmeye yöneltebilir. Oysa Kur'an'a göre mal, insanın değerini artırmaz; sadece imtihanını şekillendirir. İnsan malın sahibi değil, emanetçisidir.

Helal kazançla helal harcama arasındaki bağ, kulluk bilincinin merkezinde durur. Bu denge bozulduğunda, para artık insanı iyiliğe yönelten bir araç olmaktan çıkar, tersine insanı kendi etrafında döndüren bir girdaba dönüşebilir. Parayı amaç edinenler, aslında farkında olmadan ona kulluk etmeye meylederler. Bu da insanın özgürlüğünü değil, bağını artırır.

Para, hayatı kolaylaştıran bir imkândır; fakat insanın var oluş gayesini belirleyen bir değer değildir. Kur'an'ın sunduğu perspektif, insanı mala değil, emanete sahip çıkmaya çağırır. Helalinden kazanılan ve doğru şekilde harcanan her lokma, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Para, ancak o zaman gerçek anlamda bereket bulur.

Kur'an'ın paraya (mal/servet) bakışı ne tamamen yasaklayıcı ne de sınırsız serbestlik tanıyıcıdır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

517. Sayı Ocak 2026