Gerçek özgüven; ötekini de kendisi gibi görebilme, onu koruyabilme, kendisi için istemediğini kardeşi için de istememe, haksızlık karşısında söz sahibi olabilme, sadece kendi menfaatleri için mücadele etmeyip kardeşinin hakkını da gözetebilme, karşındakini anlayabilme, dinleyebilme ve empati kurabilme yetisidir.
Fazla beğenilmek, haddi aşarak beğenmek, sürekli beğeni talep etmek ve bu arzu uğruna şekilden şekle girmek; kişiyi şeytanın izleyicisi olduğu lanetli bir tiyatro sahnesindeki oyuncuya dönüştürür. Toplumsal samimiyet yok olur, maskeli ilişkiler artar; özgünlük ve nihayetinde özgürlük kaybolur.
İnsanın en temel gereksinimlerinden biri beğenilme arzusudur. İnsanlar beğenildiklerinde ve takdir edildiklerinde kendilerini değerli hissederler. Hatta değer vermek, değer görmek ve değerli olduğunu hissetmek, saygının da en önemli bileşenlerindendir.
Burada "değer vermek" hususunu anlamlandırırken gelişmek ve karşılıklı gelişim kavramlarını da ifade etmek gerekir. Çünkü saygının en temelinde, kişilerin birbirlerinin gelişimine yönelik sergiledikleri davranışlar yatar. Bir ilişki kişiyi A noktasından B noktasına taşımıyorsa, orada gerçek anlamda değer vermekten de saygıdan da söz edilemez. Değerin ve saygının bulunmadığı bir yerde ise etkili bir iletişim gerçekleşemez. Beğenme, takdir etme ve teşekkür etme gibi davranışlar ile sözler; değer vermenin birer göstergesi, saygı duymanın açık işaretleridir. Kibrin, kıskançlığın ve bencilliğin hüküm sürdüğü bir zeminde ise karşıdakini beğenme ve takdir etme davranışları gerçekleşemez. Toplumdaki güzelliklerin artması, iyiliklerin ve başarının yaygınlaşması için kararında bir "beğeni ahlakının" oluşması şarttır.
Peki, bir kişi diğerini neden beğenmez ya da takdir etmez? Onu bir "öteki" ve rakip olarak gördüğü için... Oysa "İnsanlar birbirinin uzvudur" düsturundan hareketle; bir Müslüman başka bir Müslümanın düşmanı veya rakibi olamaz
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

















